SON DAKİKA

İnşaat sektöründe sessiz kriz

Şenay Araç Cumartesi 11 Nisan 2026 02:00

İnşaat sektöründe sahada yaşanan gerçek ile dışarıdan görünen tablo artık birbirinden çok farklı. Bugün herkes konut fiyatlarına bakıyor ama asıl hikâye maliyet tarafında yaşanıyor.

Çünkü maliyetler durmadan artarken, bu artış satış fiyatlarına aynı oranda yansımıyor.

Savaşın etkisiyle yükselen enerji fiyatları, özellikle mazot ve petrol üzerinden tüm sistemi doğrudan etkiliyor. Mazotun artması nakliye maliyetlerini yukarı çekerken, petrol fiyatlarındaki yükseliş plastik türevli ürünleri zamlandırıyor. Artık sadece demir ve çimento değil, plastik kalıp ve inşaatta kullanılan tüm plastik türevleri de ciddi bir maliyet kalemi haline gelmiş durumda.

Üstelik artış sadece bunlarla sınırlı değil. Hafriyattan başlayıp inşaatta kullanılan tüm ürünlere kadar geniş bir alanda ciddi zamlar yaşanıyor. Bu da toplam maliyeti katlayarak yukarı çekiyor.

Bir diğer önemli kalem ise işçilik. Bugün sektörde usta bulmak zor, kalifiye eleman sayısı yetersiz ve yevmiyeler oldukça yüksek. Öyle ki birçok projede işçilik maliyeti, malzeme maliyetiyle yarışır hale gelmiş durumda.

Resmi giderler tarafında da tablo ağırlaşıyor. Belediye harçları yükselmiş, ruhsat süreçleri daha maliyetli hale gelmiş, elektrik, su ve doğalgaz abonelik ücretleri ciddi seviyelere ulaşmış durumda. Buna ek olarak belediyelerin arsa rayiç bedellerini neredeyse üç katına çıkarması da maliyetleri doğrudan artıran önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Tüm bu artışlara rağmen piyasada çok önemli bir gerçek var: İnşaat firmaları bu maliyetleri satış fiyatlarına tam olarak yansıtamıyor. Alım gücünün sınırlı olması ve piyasanın hassas dengesi nedeniyle müteahhitler çoğu zaman kâr marjlarından fedakârlık ederek satış yapmak zorunda kalıyor.

Bu noktada sahada dikkat çeken bir başka gelişme daha var. Bazı müteahhitler, maliyetlerin nereye gideceğini öngöremediği için yeni projeye başlamak yerine beklemeyi tercih ediyor. Bu durum da doğal olarak yeni konut üretimini yavaşlatıyor.

Oysa unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var: İnşaat sektörü sadece konut üretmez. Aynı zamanda yaklaşık 280 alt sektörü besleyen dev bir yapıdır. Demirden çimentoya, mobilyadan elektriğe, nakliyeden işçiliğe kadar yüzlerce sektör doğrudan bu alana bağlıdır.

Bu nedenle sektörün ayakta kalması sadece müteahhitlerin değil, ülke ekonomisinin genel dengesi açısından da kritik öneme sahiptir.

Gelinen noktada devletin sektöre destek vermesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Müteahhitlere uygun fiyatlı arsa temini sağlanmalı, vergi ve harçlarda kolaylıklar getirilmeli ve üretimi destekleyen avantajlar sunulmalıdır. Aksi durumda yeni proje üretimi daha da yavaşlayacak, arz azalacak ve piyasada daha büyük dengesizlikler oluşacaktır.

Sonuç olarak sahadaki gerçek çok net:

Maliyet artıyor, baskılanıyor ama yok olmuyor. Birikir… ve zamanı geldiğinde mutlaka piyasaya yansır.