Güney Kore?
Güney Kore, iç savaşın bittiği 1953 yılından 1961'de yapılan askeri darbeye kadar istikrarsızdı, kargaşa içindeydi. Darbeden sonra, cumhurbaşkanlığını üstlenen General Park, kamu şirketlerinin tamamını özelleştirdi.
Holdinglerin desteklendiği ihracata dayalı kalkınma programı uyguladı. Kore, Park yönetiminde yüksek büyüme oranları yakaladı. (İlk on yıl %7,5 ve ikinci on yıl %9,5)
İhracat yapan şirketler bütün vergilerden muaftılar ve düşük faizli kredi kullanabiliyorlardı. Kore’nin ihracatı, Park iktidardayken kırk kat arttı. Park yönetimi ele aldığında, kişi başına düşen milli gelir Türkiye’nin dörtte biriyken günümüzde üç katı kadar. Bugünkü Güney Kore’nin gerçek kurucusu olan Park, 1979’da suikasta kurban gidinceye dek, Kore’yi demir yumrukla yönetti. Kore kalkındı, halk zenginleşti. Park kalkınma kadar geliri halk kesimlerine dengeli dağıtma konusunda da başarılıydı.
1979’da darbeyle iktidara gelen askeri cunta, 1988’de demokrasiye geçilene kadar dikta rejimini sürdürdü. İktidarda kim olursa olsun, holding şirketleri ve ihracat sürekli desteklendiğinden ekonomik kalkınma kesintisiz devam etti. Asya krizine değin, 1980’lerle, 1990’larda da hızlı büyüme performansı gösteren Kore, teknoloji üretmeye ve icatlar yapmaya başladı.
Tüketici elektroniği alanında tartışmasız lider olan Kore, pazar lideri olduğu akıllı telefon, LCD TV, çip ve taşınabilir geniş bant gibi ürünlerde pazar payını her yıl biraz daha arttırıyor. Samsung dünyanın en tanınan üç markasından biri. Otomotiv sektöründeki majör üreticilerden olan Kore’nin popüler araba markaları var.
Güney Kore, 1997 ve 2009 krizlerini, kısa sürede, az kayıpla atlattı. Özellikle 2000 yılından itibaren Kuzey ile ilişkileri normalleştirmeyi amaçladı. Kuzey Kore’de açlık tehlikesi her baş gösterdiğinde, gıda yardımı yaptı. Kore, petrol, doğalgaz ve maden konusunda fakir olmasına, topraklarının ancak %15’inde tarım yapılabilmesine rağmen, iyi yönetim ve ihracata dönük kalkınma modeli sayesinde 10. büyük ekonomi olmayı başardı. Kore ekonomisi büyüme trendini halen sürdürüyor. Koreliler teknoloji üretiyor ve yeni ürünler geliştiriyor.
52 milyon civarında olan nüfusun, düşük evlenme ve doğum oranları yüzünden azalarak yaşlanması, Kore’nin çözümsüz problemi. Her üç yılda, bir milyon azalan nüfusun 2030’dan sonra her yıl yarım milyon azalacağı öngörülüyor. Ülkede iş gücü eksiği nedeniyle büyük çoğunluğu Çinli olan üç milyon civarında yabancı işçi var.
Yabancı çalışanların çoğunun Çinli olması, Korelileri rahatsız ediyor. Kore tarihte göçe muhatap olmuş bir ülke değil. Yani göçmenleri bünyesinde eritme en azından Kore toplumuna entegre etme deneyimi yok. Halk göçmenleri dışlayınca doğal olarak ta göçmenler de Kore ile bütünleşemiyor.
Kore gençliği, Batı kültürünü benimsemiş durumda. Koreliler, göz çevrelerini Batılılara benzetmeyi amaçlayan estetik operasyonlara her sene milyarlarca dolar ödeme yapıyorlar. Halkın yarısı Hristiyan, kalanların ekseriyeti ateist yahut deist. Kore, geleneksel inançların zayıfladığı, parçalanmış bir topluma dönüşme sürecinde.
Koreliler memleketleri bölünene kadar aynı coğrafyada yaşadılar. Aynı dine, kültüre ve inanca mensuptular. Bölündüklerinde madenlerin, verimli arazilerin ve sanayi tesislerinin çoğu kuzeyde kaldığından kuzey güneyden daha kalkınmıştı ve daha müreffeh durumdaydı. Bugün ise iki Kore karşılaştırılamaz bile.
Bunun iki temel sebebi var: Bunlardan ilki iyi yönetimdir. Güney Kore, serbest piyasa ekonomisini benimseyerek ihracatı teşvik etti. İthalata yüksek vergiler uygulayarak yerli üreticiyi korudu. Yatırımcıyı koruyan ve işleyen bir hukuk sistemi oluşturdu. Hepsinden mühimi, iyi yönetildi. Kuzey Kore, avantajlı olmasına rağmen, karşılaştırılamayacak derecede geri kaldı. Avantajlıydı, çünkü, yüzölçümü güneyden daha genişken, nüfusu güneyin yarısından azdı. Toprakları zengindi.
İkinci temel sebepse motivasyon ve manevi değerlerdir. Koreliler, tarih boyunca iki iddialı ulusun arasına sıkışarak, genelde ezilseler de varlıklarını ve değerlerini korudular. Çinlilerden ve Japonlardan daha başarılı olmak, kendilerini hem onlara hem de insanlığa ispat etmek Güney Korelileri motive etti.
Oysa Kuzey Koreliler, Çin’in hâkimiyetini baştan kabul ederek kendilerine tanımlanan sınırlar dâhilinde hareket ettiler. Katı ve rasyonel olmayan komünist idare yüzünden, manevi değerlerinden koptuklarından motivasyonlarını kaybettiler. Benliklerini muhafaza edemediler.
Türkiye’nin halkın seçtiği tek parti iktidarları dönemlerinde yakaladığı büyüme oranları, Güney Kore’nin aynı dönemlerdeki oranlarıyla benzerdir. (Ak Partinin Gezi Parkı olaylarına kadar olan dönemi de bu değerlendirmeye dahildir.) Türkiye’nin dezavantajı, ihtilaller ve ekonomiden hiç anlamayan ihtilalciler oldu. Koalisyon dönemlerinde de büyüme oranları düştü.
Kore, bugün bir başarı hikayesi. Örnek gösterilen bir ülke. Bu pozisyonunu, oluşan ivme sayesinde, önümüzdeki on yılda da sürdüreceği muhakkak. Fakat nüfusun hızla azalmaya ve yaşlanmaya devam edeceği gözüküyor. Gençler babaları ve dedeleri gibi çalışkan, disiplinli ve mücadeleci değiller. Kore halkı kendisini var eden değerlerinden kopmuş durumda. Bu göstergeler Kore’nin sadece yarım asırda tükeneceğini gösteriyor.