Advertisement
SON DAKİKA

Emeklilik ikramiyesi değil, gelecek inşası (2)

Geçtiğimiz hafta; havalimanlarında omuzlara alınan, kariyerinin sonbaharını yaşayan, "yıldız" etiketiyle gelip kulüplerin kasasına zarar veren futbolculara değinip Anadolu'da tesisleşme reçetesi sunmuştum. Bu hafta ise yazı dizisinin ikinci serisiyle rotamızı, futbolun ham maddesinin en yoğun olduğu yerlerden birine, Afrika'ya çeviriyoruz.

Yıllardır Afrika'ya giderim. Her gidişimde karşılaştığım manzara beni hem etkiler hem de derin bir hüzne boğar. Her tarafta alabildiğine tozlu toprak sahalar ve o sahalarda eski püskü bir topun peşinde, deyim yerindeyse ölümüne koşan çocuklar var...

Afrika'da hayat, bir hayatta kalma mücadelesidir. Oralarda insanlar 10 m² evlerde kalabalık şekilde yaşıyor. Bu evlerde kap kacaklar, yataklar, yiyecekler, eşyalar; her şey bir arada. Evler genellikle çalı, çırpı ve yapraklarla yapılıyor. İşte bu yüzden o çocuklar için futbol bir eğlenceden ziyade bir kurtuluş biletidir. Kendilerini, ailelerini ve hatta yaşadıkları bölgeyi o derin yoksulluktan çekip alacak tek halattır futbol.

Empati kuralım: Penceresiz, tabanı toprak, gündüz bile kapkaranlık olan; ülkemizdeki çocuk odalarının yarısı kadar evlerde nasıl bir hayal kurabiliriz? Sabahtan akşama kadar var güçleriyle top oynuyorlar ve keşfedilmeyi bekliyorlar...

Harçlıklarını biriktirip bütçelerini zorlayan internet kafelere koşuyorlar. Kimdir, nedir demeden buldukları her spor kulübüne, her menajere yazıyorlar. Bir "merhamet eli", bir "şans kapısı" arıyorlar. Ne üzücü ki paralarını internet kafeye boş yere kaptırmanın hüznüyle eve dönüyorlar...

Lolipop dağıtımlarında bile yüzlerce insanın biriktiği, insanlığın zor sınavlar verdiği bir coğrafyadan bahsediyoruz. Orada günde 2-3 defa duş almama rağmen üzerimden çamur aktığı, hediye edilen bayramlık kıyafetlerin sene boyunca her gün giyildiği bir yokluktan bahsediyoruz...

Eminönü’nden Esenler’e, Kasımpaşa’dan Kadıköy’e kadar İstanbul'un her yerinde bu insanlara rastlarsınız. Bunların arasında futbolcu olma hayaliyle varını yoğunu satıp borç harç gelenler o kadar çok ki... Ne yazık ki hedefleri hayallerinin, hayatları ise gerçeklerin çok uzağında kalıyor...

Oysa beğenilmeyen çocukların bazılarının hikâyesi, Türk futbolunun kapsamlı bir yenilikten geçmesi gerektiğinin en büyük kanıtıdır. Çünkü "keşkeler" tarihimiz; Türk kulüplerinin kapısından dönüp dünya yıldızı olan isimlerle doludur...

Samuel Eto'o, Stephen Appiah, Didier Drogba gibi yıldızlar Türk kulüplerine önerilmelerine rağmen deyimi yerindeyse yüzlerine bile bakılmadı; ama günün sonunda büyük rakamlara Türkiye'ye geldiler...

Dünya devlerinde oynayıp da zamanında bize önerilen futbolcular da çok: Kolo Toure, Mohamed Salah, Sadio Mane... Liste uzayıp gidiyor...

Hatta Osimhen... Osimhen bile henüz çocuk yaşlarda Türkiye'deki kulüplere önerilmiş...

Yıllardır derim: Afrika, Türk futbolu için bir pazar değil, bereketli bir tarladır. Ama biz o tarlaya tohum ekmek yerine, başkasının ektiği ve on katı fiyata sattığı meyveyi almaya çalışıyoruz...

Bugün Süper Lig’e gelen "ortalama" bir yabancı yıldıza verilen bir yıllık maaşla Afrika’nın kalbinde; Gana’da, Senegal’de, Kenya'da, Uganda'da ya da Nijerya’da tam teşekküllü bir "Türk Futbol Akademisi" kurulur. Evet, yanlış duymadınız. Bir kişinin maaşıyla; yüzlerce yeteneği eğitecek, barındıracak ve geleceğe hazırlayacak bir sistem inşa edilebilir...

Afrika'da, birçok ülkenin aksine bizlere karşı büyük bir sempati var. Değerlendirebilirsek muazzam olur.

Her transfer döneminde, Avrupa'nın ya da Güney Amerika'nın tarih olmak üzere olan isimlerine milyon eurolar dökmeyi marifet sanıyoruz. Oysa bu savurganlığın faturası her zaman ağır oluyor: İflasın eşiğindeki kulüpler, heba edilmiş yarınlar ve sahada aidiyetten uzak vakit geçiren şahıslar...

Benim hayalimdeki Türk futbolu; 35 yaşındaki yıldıza servet ödeyen değil, 15 yaşındaki yeteneği Afrika'nın o tozlu sahasında bulup kendi tesislerinde işleyerek dünya futboluna sunan bir yapıdır...

Batı bunu yıllardır yapıyor. Fransa, Belçika, Portekiz gidip o çocukları 10-12 yaşında keşfediyor, kendi sistemine entegre ederek parlatıyor ve sonra da "yıldız" etiketiyle satıyor. Biz ise işin kolayına kaçıyoruz. Oysa futbol masada ya da plazalarda değil, toprak sahalarda kazanılır...