Çin'in yollar, koridorlar ve nakil hatları stratejisi
SSCB yıkıldığında ABD rakipsiz kaldı. Dünya hızla iki bloklu yapıdan ABD'nin tek süper güç olduğu tek kutuplu yapıya dönüştü. SSCB yıkılma sürecindeyken, ikinci en güçlü komünist devlet olan Çin, özgürlük talepleriyle protesto gösterileri düzenleyen gençleri acımasızca ezdi.
Politbüro, SSCB’nin kısa sürede yıkılmasına neden olan siyasal liberalleşmeye karşıyken, piyasa ekonomisine geçilmezse, Çin’in zayıflayacağının farkındaydı.
Pekin’in bu yönelimi Batı tarafından desteklendi çünkü piyasa ekonomisi yerleşince, Çin’in siyasal alanda da yavaşta olsa zorunlu olarak liberalleşeceği düşünülüyordu. İlaveten Çin’de işgücü ucuz ve çalışkandı. Yani Çin’de özel sektörün gelişmesi, Çin’e yatırım yapan Batılı şirketlerin daha karlı ve rekabetçi olması demekti. Bu iş birliği, Çin’in 1980’lerin sonundan 2010’lara kadar, her yıl %10’dan hızlı büyüdüğü, daha önce görülmemiş bir performans göstermesini sağladı.
2010’ların ortalarına gelindiğinde, ABD Irak ve Afganistan’da debelenirken Çin Afrika’nın, Avrupa’nın, Latin Amerika’nın, Asya’nın hatta Amerika’nın en büyük ticari ortağı haline gelmişti. ABD ve AB ile birlikte üç büyük ekonomiden biriydi ve 2030’da en büyük ekonomi olacaktı. Ekonomi alanındaki devrim niteliğindeki bu gelişmelere, kişi başına gelir seviyesinin katlanarak artmasına ve eğitim seviyesinin yükselmesine rağmen siyasal alanda en ufak bir liberalleşme adımı atılmamıştı. Tam tersine Batının Çin’i liberalleşmeye yönlendirmek için attığı adımlar, Pekin’i güvenlik endişesine düşürerek daha da katılaştırdı.
ABD’de ‘’Çin’in bizi geçmesini yani en büyük ekonomi olmasını nasıl önleriz, nasıl tek süper güç olma pozisyonumuzu koruruz, Çin’i nasıl durdurur hatta zayıflatırız?’’ soruları tartışılırken Çin’de ‘’ABD süper güç olmamızı engellemek için neler yapabilir, ABD’nin hamlelerine nasıl cevap verebiliriz?’’ konuları gündemdeydi. Pekin de üç yıl boyunca ABD’nin takip edebileceği alternatif stratejiler tartışıldı ve bu stratejileri etkisizleştirecek ya da zayıflatılacak politikalar belirlendi.
Pekin’in gördüğü en önemli risk, ABD’nin Malakka Boğazını kapatmasıydı. O tarihlerde Çin’in dış ticaretinin %90’dan fazlası Güney Çin Denizinden geçiyordu. Güney Çin Denizi, çok dar olan Malakka Boğazından Hint Okyanusuna bağlanır. ABD, herhangi bir tarihte herhangi bir nedenle Çin’e ambargo uygular ve bu çerçevede Malakka Boğazını kapatırsa, Çin önce ekonomik olarak akabinde her alanda çökerdi. Zira Çin, dünyanın en büyük hammadde ve maden ithalatçısı olmasının yanında enerjide de dışa bağımlı.
Çin bu potansiyel sorunu çözmek için üç projeyi devreye aldı. Bunlardan ilki Çin’in karayolundan yani Malakka Boğazını bypass ederek dünyanın her tarafına ulaşmasını sağlayacak olan BİR KUŞAK BİR YOL projesiydi. Bu projenin amacı ticareti denizden karaya kaydırmak değil. Malakka Boğazı kapatılsa bile Çin ekonomisinin ayakta kalmasını sağlamak. Kara ve demiryolları deniz yolundan çok daha pahalı olduğundan Çin’in maliyetleri artacak, rekabet gücü zayıflayacak ama ekonomide ve diğer alanlarda zincirleme bir çöküş olmayacak.
Pekin, BİR KUŞAK BİR YOL projesinin ABD’nin ileride Malakka Boğazını kapatma ihtimalini çok azalttığını düşünüyor. Zira ABD, Malakka Boğazını ancak başka çaresi kalmadığında son ve sonuç alıcı kesin adım olarak kapatabilir. Oysa BİR KUŞAK BİR YOL projesi devreye alındığından, Malakka Boğazı kapatıldığında bile Çin’in çökmeyeceğini Amerika’da görüyor.
Pekin’in devreye aldığı ve Rusya ile birlikte yürüttüğü ikinci projeyle, Kuzey Buz Denizi seyrüsefere uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Kuzey Buz denizinde sefer yapılması yakın tarihlere kadar mümkün değildi. Fakat küresel ısınma sayesinde son on yıldır mümkün. İki ülke buz kırma gemilerinden filolar kurdular, Kuzey Buz Denizine uygun gemiler inşa ettirdiler. Her yıl daha fazla sayıda gemi bu güzergahı kullanıyor. Kuzey Buz Denizi tam manasıyla kullanıldığında, Çin, sadece Malakka Boğazına olan bağımlılığını azaltmayacak. Yol kısalacağından, Avrupa, Kuzey Amerika ve Kuzey Afrika’ya daha çabuk ve daha düşük maliyetlerle ulaşacak.
Üçüncü proje ise enerji tedarikini denizden karaya yani nakil hatlarına kaydırmaktı. Çin, ilk iki proje gibi bu proje de ciddi mesafe aldı. Türkmen, Özbek ve Kazak gazını Şanghay’a getiren dünyanın en uzun ve en yüksek kapasiteli doğalgaz nakil hatlarından biri devreye alındı. Birbirine paralel dört hattan oluşan nakil hattının kapasitesi 85 milyon metreküp. Çin bu hattan akan gazla yıllık tüketiminin %60’ını karşılıyor.
Özellikle Rusya-Ukrayna savaşından sonra Rusya’dan Çin’e gaz ve petrol taşıyacak çok sayıda nakil hattı yapılmaya başlandı. Bunların bir kısmı devreye alındı bir kısmı alınacak. Kazak petrolü de yine dünyanın en uzun hatlarından biriyle Şanghay’a ulaştırıldı.
NOT: Haftaya ABD’nin Çin’e karşı geliştirdiği stratejileri ele alacağız.

