Advertisement
SON DAKİKA

Bugün aslında dündü: Tekerrürün ekonomik zararı

Sabah alarm aynı saatte çalıyor. Aynı kahve bardağına uzanılıyor. Trafikte aynı radyoda, aynı şarkılar dinleniyor.

Akşam, yıllardır kurulan aynı cümlelerle siyaset, futbol veya hava durumu konuşuluyor. Ve gece, hafızaya yeni tek bir kare bile eklenmeden bitiyor.

Çoğumuz buna "istikrar" diyoruz. Bazılarımız "güvenli alan."

Peki size, bu durumun ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasına (GSYH) indirilmiş en büyük darbelerden biri olduğunu söylesem? Enflasyonun, faiz oranlarının veya döviz kurlarının ötesinde; görünmeyen, sinsi bir "Zihinsel Atalet Vergisi" ödediğimizi hiç düşündünüz mü?

Gelin bir düşünce deneyi yapalım ve toplumun büyük bir kesiminin "her gün aynı günü yaşamasının" faturasını hesaplamaya çalışalım.

İnsan: Amortismanı yüksek bir yatırım

Ekonomi bilimi, kaynakların verimli kullanımını esas alır. Doğadaki en karmaşık ve potansiyeli en yüksek kaynak "insan beyni"dir. Bir insan; hiçbir yeni fikir üretmeden, hiçbir karşıt görüşle çarpışmadan, kendi düşünce dünyasında tek bir tuğla bile oynatmadan günü bitirdiğinde, bu sadece kişisel bir "can sıkıntısı" değildir. Bu, devasa bir **"Atıl Kapasite Maliyeti"**dir.

Fabrikada çalışmayan bir makine gördüğünüzde "zarar ediyoruz" dersiniz. Peki, "düşünmeyen", sadece "ezberleyen" ve günlerini fotokopi makinesi gibi çoğaltan milyonlarca zihnin yarattığı zararı nasıl hesaplayacağız?

Sürtünmesizlik maliyeti

Fizikte sürtünme enerji kaybı olabilir ama fikir dünyasında "sürtünme" (tartışma, sorgulama, fikir ayrılığı) enerji ve ilerleme yaratır.

Hiçbir fikir tartışmasına girmeyen, önüne konulanı olduğu gibi kabul eden, "böyle gelmiş böyle gider" diyen birey, ekonomide "değer yaratmayan varlık" statüsündedir. Çünkü inovasyon, huzurdan değil, huzursuzluktan doğar. "Bu iş neden böyle yapılıyor?" sorusunu sormayan kişi, o işin daha ucuza, daha hızlı veya daha iyi yapılmasının önündeki en büyük engeldir.

Hesabı şöyle yapalım: Bir toplumda insanların %50’si, risk almaktan, yeni bir hobi edinmekten, farklı bir gazeteyi okumaktan veya rotasını değiştirmekten korkuyorsa; o toplumda talep de statikleşir. Yeni deneyimler aramayan insan, yeni pazarlar yaratmaz. Rutin, piyasayı soğutur.

Anı biriktirmeyenlerin enflasyonu

Sorunun en can alıcı noktası şurası: Deneyim (anı) yoksa, veri yoktur. Ekonomik karar alıcılar veriye göre hareket eder. Ancak birey, hayatında yeni anılar, yeni hatalar ve yeni dersler biriktirmiyorsa, beynindeki veri tabanı güncellenmiyor demektir.

Güncellenmemiş verilerle (eski önyargılar, babadan kalma yöntemler, sorgulanmamış inançlar) alınan her karar; ister bir şirketi yönetirken olsun, ister sandık başında olsun, hatalı karar olma riski taşır. Toplumsal olarak aynı hataları tekrar tekrar yapmamızın, "aynı günü yaşamamızın" sebebi, aslında geçmişten ders alacak kadar "yeni" bir geçmiş biriktiremememizdir.

Bu yazıyı okurken "Ben bugün dünden farklı ne yaptım?" diye sorun. Eğer cevabınız "hiçbir şey" ise, sadece kendi hayatınızdan bir gün kaybetmediniz. Toplumun kolektif zekasından, inovasyon potansiyelinden ve gelecekteki refahımızdan küçük bir parça kopardınız.

Ekonomik krizler gelir geçer. Ancak zihinsel krizler, yani "merak etmeyen, tartışmayan, anı biriktirmeyen" kitlelerin yarattığı durgunluk kalıcıdır.

Belki de gerçek ekonomik reform, Merkez Bankası koridorlarında değil; bizim sabah işe giderken değiştireceğimiz o yol güzergahında, okumaya cesaret edeceğimiz o zıt fikirli kitapta ve "bugün aslında dündü" demeyi reddetmemizde saklıdır.