SON DAKİKA

Bir gün çiçek, 364 gün şiddet

Esra Tanrıverdi 09 Mar 2026

Kadına şiddet. Çocuğa şiddet. Hayvana şiddet. Bitkiye şiddet. Ağaca şiddet…

Bazen düşünüyorum; biz ne zaman bu kadar öfkeli bir toplum olduk?

Birbirimize tahammül edemiyoruz.

Farklı olana tahammül edemiyoruz.

Zayıf gördüğümüze tahammül edemiyoruz.

Ve tahammül edemediğimiz her şeyi yok etmeye çalışıyoruz.

Şiddet sadece bir tokat değil.

Şiddet bazen bir söz, bazen bir bakış, bazen de görmezden gelmektir.

Bir çocuğun duygusunu küçümsemek de şiddettir.

Bir hayvana tekme atmak da şiddettir.

Bir ağacı keserken doğanın çığlığını duymamak da şiddettir.

Ama bu şiddetin en görünür yüzü hâlâ kadına yönelmiş olanı.

Çünkü toplumların en eski ezberi şu:

Güçlü olanın zayıf üzerinde hak sahibi olduğu yanılgısı.

Oysa psikoloji bize başka bir şey söyler.

Şiddet güçlü insanların davranışı değil.

Şiddet, duygularını yönetemeyen insanların çaresizliğidir.

Kendini ifade edemeyen öfkelenir.

Öfkesini yönetemeyen saldırır.

Saldırganlığını meşrulaştıran toplumlar ise şiddeti üretmeye devam eder.

Kadına yönelik şiddet de tam burada başlar.

Bir kadının gülüşünü kontrol etmek isteyen zihniyet,

bir kadının kıyafetini tartışan dil,

bir kadının hayatına karar vermeye çalışan bakış…

Şiddet önce zihinde başlar.

Sonra söz olur.

Sonra davranış.

Sonra da haber bültenlerine düşen bir trajedi.

Daha geçtiğimiz günlerde iki acı haber yaktı geçti yüreğimizi.

Biri bir öğretmendi.

Genç bir öğretmen…

Fatma Nur.

Hayatını öğrencilerine adamış bir eğitimci.

Gelecek yetiştiren bir insan.

Ama ne yazık ki kendi öğrencisi tarafından hayattan koparıldı.

Bir başka Fatma Nur ise bir anneydi.

Bir hayat, bir evlat, bir umut…

O da şiddetin kurbanı oldu.

İki farklı hayat.

İki farklı hikâye.

Ama ortak bir gerçek:

Şiddet.

Her yıl 8 Mart geldiğinde kadınlara çiçekler veriliyor.

Güçlü oldukları söyleniyor.

Fedakârlıkları anlatılıyor.

Ama ertesi gün aynı kadın yine aynı mücadeleyle baş başa...

Çünkü mesele sadece bir günü kutlamak değil,

bir zihniyeti değiştirmektir.

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.

Şiddet küçük toleranslarla büyür.

“Erkektir yapar.”

“Bir kereden bir şey olmaz.”

“Aile içinde olur böyle şeyler.”

İşte bu cümleler şiddetin en görünmez destekçileri.

Oysa kadın bir toplumun vicdanıdır.

Bir toplum kadınını korkutarak değil,

güçlendirerek büyür.

Bir toplum kadının sesini kısarak değil,

onu duyarak gelişir.

Ve bir toplum kadını koruyamadığında,

aslında kendi insanlığını koruyamaz.

Diyeceğim şu ki, şiddet sadece kurbanı değil, tanığı olan herkesi yaralar.

Bir çocuk annesine vurulduğunu gördüğünde

sadece o anı değil,

gelecekteki ilişkilerini de öğrenir.

O yüzden şiddet bireysel değil, toplumsal bir travmadır.

8 Mart sadece bir kutlama günü değil,

bir yüzleşme günüdür.

Ama açık konuşayım…

Kadın cinayetleri azalmıyorsa,

kadına yönelik şiddet bitmiyorsa,

kadın hâlâ korkarak yaşıyorsa…

8 Mart gelmiş neyime?

Peh!