Advertisement
SON DAKİKA

Bir çocuk daha gitti, sıra kimde?

Esra Tanrıverdi 19 Oca 2026

Fonda bir Sezen şarkısı kısık sesle… "Yağmur yağar, akasyalar ıslanır Ben yağmura deli, buluta deli Bir büyük oyun bu, yaşamak dediğin Beni ya sevmeli, ya öldürmeli…"

Minguzzi ve Atlas.

Yine aynı yaşlar.

Yine çocuk.

Yine çocuk tarafından öldürüldü.

Yine bıçak.

Artık buna tesadüf demek mümkün değil.

Artık “bir anlık öfke” diyerek geçiştiremeyiz.

Bu, uzun zamandır göz göre göre gelen bir çürümenin sonucudur.

Bugün 14–15 yaşındaki çocuklar yanlarında kitap taşımıyor.

Yanlarında sustalı bıçak taşıyor.

Bir danışanım anlatıyor:

“Abim arkadaşlarıyla buluşmaya giderken sustalı bıçağını alıyor. Hepsinde varmış. Delikanlılık raconu buymuş.”

Bu cümle bir itiraftır.

Şiddetin, tehdidin ve silahın erkeklik diye öğretildiğinin itirafı.

Ve bu çocuklar henüz 14–15 yaşında.

Bu yaşta bir çocuğun saat 23.00’te parkta dolaşmaması gerekir.

Bu bir özgürlük meselesi değildir.

Bu; sınır konmamışlıktır, denetimsizliktir, sahipsizliktir.

“Dinlemiyor.”

“Evde durmuyor.”

“Kaçarım diye tehdit ediyor.”

Evet, kaçmakla tehdit ediyorlar.

Ve aileler korkuyor.

Ama çocuklar korkmuyor.

Çünkü bugün güç;

yüksek sesle bağırabilende,

tehdit edebilende,

karşısındakini sindirebilende.

Uyuşturucu var mı?

Elbette var.

Sigara içer gibi.

Parklarda, ara sokaklarda, okul çıkışlarında.

Madde, bu çocuklar için sadece merak değil.

Madde, öfkeyi bastırma yöntemi.

Madde, cesaret verme aracı.

Madde, kontrolsüzlüğün kapısı.

Sonra ne oluyor?

“Yan baktın.”

“Omuza çarptın.”

“Bir şey söyledin.”

Ve bir anda bıçak çekiliyor.

Bir anda bir çocuk daha hayattan koparılıyor.

Her olaydan sonra aynı cümleler kuruluyor:

“Çok temiz suratlıydı.”

“Efendi bir çocuktu.”

“Kendi hâlinde biriydi.”

Evet.

Öldürülen çocuklar temiz suratlı.

Masum görünen, sıradan, hayatın içinden çocuklar.

Bu cümle aslında çok şey söylüyor.

Şiddet artık “kötü görünen” çocuklara ait değil.

Tehlike, karanlık sokak tiplerinden ibaret değil.

Şiddet, herkesin çocuğunun başına gelebilecek kadar yaygın.

Bu çocuklar suçun içinde doğmadı.

Bir sabah uyanıp katil olmadılar.

Duygularını tanımayı öğrenemediler.

Öfkeyi kelimeyle değil bedenle öğrendiler.

Sınırı konuşarak değil tehditle tanıdılar.

Temiz suratlı olmaları masumiyet değil,

ihmalin fotoğrafıdır.

Diziler, sosyal medya, rol modeller…

Şiddetin havalı, kabadayılığın güçlü, silahın prestij gibi sunulduğu bir dünyada büyüyorlar.

Ve biz hâlâ “Bizim zamanımızda da…” diye başlayan cümlelerle kendimizi avutuyoruz.

Hayır.

Bu zaman başka.

Artık acilen bir şey yapılmalı.

Psikologların, sosyologların, sosyal hizmet uzmanlarının, eğitimcilerin yer aldığı bağımsız bir yapı kurulmalı.

Ama masa başında rapor yazmak için değil;

okula, mahalleye, aileye inmek için.

Çünkü bu çocuklar kötü değil.

Bu çocuklar yönsüz.

Ve yönsüz bırakılan her çocuk,

bir gün ya fail olur,

ya kurban.

Bazen kelimeler yetmez.

Bazen meslekler susar.

Bazen bir şarkı söyler gerçeği.

Müziğin sesini en yüksek volüme al:

“Bu anlamsız, bu yağmur

İşlemez karanlıkta

Garipliğine yan

Yan yürek yan

Gitti giden

Gitti giden…”

Evet.

Biri daha gitti.

Gitti giden.

Ve biz…

Hâlâ arkasından bakıyoruz.

Peki, ne hissettin?