Advertisement
SON DAKİKA

Avrupa'nın enerji arayışında Grönland kartı

Avrupa uzun süredir enerji meselesini teknik bir konu gibi konuşuyor. Metreküp, varil, kontrat, boru hattı… Oysa enerji, hiçbir zaman yalnızca enerji olmadı. Hep bir tercih meselesiydi. Kiminle yol yürüyeceğin, kime bağımlı olacağın, kimin kapısını çalacağın meselesi.

Rusya ile yaşanan kopuş, Avrupa’ya yalnızca yeni tedarikçiler arama zorunluluğu getirmedi; aynı zamanda eski ezberleri de bozdu. “Ucuz, yakın ve güvenilir” kabul edilen kaynakların bir gecede tartışmalı hale gelmesi, Brüksel koridorlarında şu soruyu doğurdu: Peki şimdi ne olacak?

Rusya sonrası senaryolar

Avrupa’nın önünde birkaç yol vardı. İlki, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya daha fazla yönelmekti. Ancak bu coğrafyaların kendi kırılganlıkları vardı. İkinci yol, ABD ile enerji bağlarını derinleştirmekti. Bu yol daha “istikrarlı” görünüyordu ama maliyeti yüksekti. Üçüncü yol ise henüz haritalarda tam karşılığı olmayan, ama giderek daha sık fısıldanan bir başlıktı: Grönland.

Grönland, bugüne kadar Avrupa kamuoyunda daha çok buzullar, iklim krizi ve yerli halk üzerinden konuşuldu. Ancak enerji tartışmaları derinleştikçe, bu sessiz coğrafyanın anlamı da değişmeye başladı.

Grönland’ın konumu bu noktada yalnızca coğrafi değil, kurumsal bir anlam da taşıyor. Avrupa Birliği’nin doğrudan parçası olmamasına rağmen, Danimarka üzerinden Avrupa güvenlik mimarisiyle temas halinde olan bu bölge, enerji ve güvenlik başlıklarının kesiştiği gri alanlardan biri olarak öne çıkıyor.

Çünkü mesele artık yalnızca doğalgaz ya da petrol değil. Kritik mineraller, nadir elementler ve enerji dönüşümünün temel girdileri masada. Yeşil dönüşüm hedefleri, Avrupa’ya yeni bir bağımsızlık vaadi sunarken, aynı zamanda farklı bir bağımlılık setini de beraberinde getiriyor. Bu kez boru hatları değil, maden sahaları konuşuluyor.

Bu noktada gözden kaçmaması gereken bir arka plan daha var. Küresel ölçekte kritik mineral tedarik zincirlerinde belirleyici bir ağırlığa sahip olan Çin, doğrudan telaffuz edilmese bile Avrupa’nın enerji dönüşüm planlarında hesaba katılan bir unsur olarak varlığını hissettiriyor. Bu durum, Grönland gibi alanların neden stratejik bir ihtimal olarak değerlendirildiğini de daha anlaşılır kılıyor.

Avrupa–ABD enerji hattı

Tam bu aşamada ABD devreye giriyor. Washington’un Avrupa’ya sunduğu enerji, yalnızca sıvılaştırılmış doğalgazdan ibaret değil. Aynı zamanda “güvenli ortaklık” vaadini de içeriyor. Enerji tedariki, savunma politikalarıyla; savunma politikaları ise küresel dengelerle iç içe geçiyor.

Avrupa için ABD ile enerji ilişkisi, bir anlamda riskleri azaltma hamlesi olarak görülüyor. Ancak bu hamlenin bir bedeli var. Daha pahalı kaynaklar, daha uzun vadeli kontratlar ve daha sınırlı bir manevra alanı.

İşte Grönland tam burada bir ara başlık olarak öne çıkıyor. Ne tamamen Avrupa’nın tasarrufunda ne de bütünüyle ABD’nin kontrolünde görünen bu alan, yeni enerji denkleminde dikkatle izlenen bir noktaya dönüşüyor. Buzların altındaki potansiyel yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda politik bir değer de taşıyor.

Avrupa’nın enerji arayışı artık yüksek sesle yapılan zirvelerden çok, teknik raporların dipnotlarında ilerliyor. Kim hangi madeni çıkarabilir, hangi altyapıyı finanse edebilir, hangi bölge “sorunsuz” kabul edilebilir… Grönland bu nedenle yüksek sesle ilan edilen bir hedef değil; uzun vadeli planlarda adı geçen bir ihtimal olarak duruyor. Ancak enerji tarihinde ihtimallerin nasıl hızla gerçekliğe dönüştüğü Avrupa için yabancı bir tecrübe değil.

Bugün ihtimal olarak görülenler, yarın tercih olmaktan çıkabilir.

Asıl soru

Bütün bu tabloya bakıldığında kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Avrupa gerçekten bağımsız bir enerji rotası mı çiziyor, yoksa yalnızca bağımlılığın yönünü mü değiştiriyor?

Rusya sonrası dönem, Avrupa için bir kopuştan çok, yeniden bağlanma süreci gibi ilerliyor. Grönland ise bu sürecin sessiz ama sembolik duraklarından biri. Soğuk, uzak ve dikkat çekmeyen bu coğrafya, enerji tercihleri üzerinden şekillenen yeni siyasi dengelerin aynasına dönüşüyor.

Enerji konuşulurken çoğu zaman insanlar görünmez hale gelir. Haritalar ve rakamlar öne çıkar. Oysa her enerji tercihi, aynı zamanda bir siyasi duruşun da ifadesidir. Avrupa’nın hangi başlıklara yatırım yaptığına bakmak, hangi dünyayı tercih ettiğini anlamak için yeterli olacaktır.

Bazen cevaplar, en soğuk coğrafyalarda saklıdır.