SON DAKİKA

ABD, stratejik bir hata mı yaptı?

Savaşın 12. gününde insanların sormaktan sıkılmadığı sorulara cevap aranmaya devam ediliyor. Bölge ülkeleri istemedikleri ve tarafı olmadıkları bir savaşın negatif sonuçlarıyla ve riskleri ile karşılaştılar, kimisi Körfez gibi, kayıplarla dolu bir kapana sıkışmış durumda.

Yıpratma harbi el yükseltme adımları ile devam ediyor, tankerler ve enerji alt yapısı hedef alınıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, uzun bir süredir görülmedik bir arz zinciri krizi yaşayabileceğimizi söylüyor. Savaşın kısa sürede bir ateşkes ile soluklanma ihtimali ortadan kalkmasa da (-ki aralarında Türkiye’nin de olduğu bölge ülkeleri bunun için uğraşıp duruyor) savaşın ve yıpratma harbinin, tarafların savaş yapma kapasitesi yok oluncaya kadar süreceğiyle ilgili gerçekçi ama hiç iç açıcı olmayan bir beklenti de var. En çok sorulan soru da doğal olarak bu iş uzar mı, oluyor. Bu soruyla beraber şu da soruluyor, ABD stratejik bir hata mı yaptı? 

Görüntü farklı olsa da bu düşünülmüş bir savaş

Aslında, bu iki soru birbirinden çok bağımsız değil, zira eğer Washington bir stratejik hata yaptığı sonucuna varırsa kendi zafer ilanı ile birleştirebileceği bir ateşkesle çıkışa geçebilir gibi bir umut var. Gerçi ABD’den yapılan açıklamalar, pek bir çıkış stratejisi planlanmadığı izlenimini veriyor. Trump, “savaş planlanırken çok düşünülmemiş bir iki kişi İran’ın ABD’ye saldıracağını düşündüklerini söylemişler, Trump da bu kişilerin sözlerine (Kushner, Witkoff, Heghseth, Rubio) inanmış, çünkü niye inanmasınmış” gibi bir portre çiziyor. Ama hepimiz hatırlıyoruz, savaş uzun bir hazırlıktan ve yaklaşık üç ay süren bir kuvvet konuşlandırmasından sonra geldi. Kısaca bu “stratejik değil spontane” davrandık, çünkü böyle davranabilecek gücümüz var görüntüsü gerçekliği yansıtmıyor. ABD, bazı çok ciddi riskleri düşünerek aldı ve bugün durduğumuz yerde artık bu riskler birer gerçek. Bölgeden bakınca ABD’nin stratejik bir hata yaptığını iddia etmek de çok kolay, ama itiraf etmeliyim Washington stratejik hata yaptığını düşünmüyor, dahası kendi adına hata yaptığını iddia etmemiz için erken, hata yapmamış da olabilir. Zaten bu nedenle düşünülmese/planlanmasa bile orada açıkta duran çıkış stratejisini ABD kullanmıyor. Washington, İsrail ve ABD’nin vuruşlarının İran’a zarar verdiğinin farkında. Bu zarar biraz abartılarak İran’ın tüm stratejik kapasitesi ve liderliğinin öldürüldüğü şeklinde rahatlıkla duyurulur ve herhangi bir kara kuvveti kullanılmadığı için gemiler çekilir, al sana “çıkış”. Ama ABD savaşın amacına hala çok önem veriyor ve bu amacın bugün ortaya çıkan maliyet ve risklere rağmen elde edilebilir, elde edilmeyi arzulanabilir buluyor.

Amaç ve araçlar

Öncelikle savaşın amacı tam net olmasa da tüm amaçların kesişim kümesinde İran’ın savaş kapasitesinin yok edilmesi var. Kapasitenin yok edilmesi kolay bir iş değil ama eğer ABD bir gün kendisi adına katlanılabilir risk ve maliyetlerle bunu başarabilirse İran dosyasını kendisi ve İsrail adına kapatmış olacak. Artık ondan sonra İran bölünür mü, iç savaşa mı sürüklenir, etki alanlarına mı bölünür, rejim mi değişir, bu gelecekte ABD müttefikleri arasında kurulan güçler dengesinin sorunu ve sorusu olacak. Bu amaca savaş amacıyla ulaşmanın maliyetlerini ABD’nin yönetilebilir bulmasının en önemli nedeni ise İsrail’in sonuna kadar savaşmaya hazır ve gönüllü olması. İsrail bu savaşı bırakmayacak, zira İsrail’de toplum ve devletin radikalleştikleri zemin onları savaşmaya itiyor. Tel Aviv’in başına füzeler yağacak ve Lübnan’da ciddi derecede sınırladıklarını düşündükleri, aslında da sınırladıkları Hizbullah’ın canlı ve kanlı olduklarını fark edecekler, ama durum değişmeyecek. Bu İsrail için vazgeçilmez bir savaş. Dolayısıyla ABD, özel kuvvetlerle sınırlı bir kara operasyonu vb adımlar üzerinde kafa yorsa da şimdilik İsrail’in savaşmaktan hiç vazgeçmeyecek bir unsur sahada olacağını biliyor. Bugün Ortadoğu’daki siyasi guruplar ABD’nin vagonuna atlayıp üzerinden alevlerin yükseldiği bu cehennem çukuruna atlamak için hevesli olmayabilirler ve Türkiye PKK’nın İran ile savaşta yeniden diriltilmesi meselesine direniş gösteren çok önemli bir bölgesel güç ama savaş uzadıkça ve İsrail sahada onu-bunu yokladıkça vekalet harbinin yeni kapılarının açılabileceği de biliniyor. Vekilin vekillerine ne kadar güvenilir, kapasiteleri Devrim Muhafızlarını ne kadar zorlar bu ayrı bir soru ama bir gün sahanın savunma-saldırı mantığı dışında terörize olması gündeme gelirse- ki gelecektir- ABD, kendi cesaretlendirmesiyle ya da İsrail’in cesaretlendirmesiyle sahada kalacak adam bulabileceğini düşünüyor. Bu savaşta kimsenin savaşı kazanmasına gerek yok, millet ölebilir. Önemli olan İran’ın savaşma azmini değil savaşma kapasitesini (mühimmatını, adamını, bombasını, kibritini…) tüketmek. ABD, bu savaşın kısa süreceğiyle ilgili bir izlenim vermiş ve sanki yanılmış gibi görünüyor olabilir ama döşenen taşlar ABD’nin uzayabilecek bir savaşta maliyeti yönetebileceğini düşündüğünü, bilerek maliyet ve riski aldığını gösteriyor. 

ABD, Körfez’in acılarını umursamıyor

Peki bu tiyatroya ne gerek var. Çünkü ABD için maliyetleri yönetilebilir kılan İsrail’in hevesi dışında iki unsur var. Ve bunlardan ilkini açık açık söylemek, ABD gibi “kaba bir güç” için bile çok kolay değil. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı bölgeyi cehenneme çevirdi, alevler her yere sıçrıyor. Bölge ülkelerinin, güçlü olanlarının dahi, tüyleri diken diken. Bu arada ABD’nin bir cennet olmasına yardım ettiği Körfez’in tüm hayalleri, imajı ile birlikte toza döndü. Kapıda İran’ın el yükseltmesi ile birlikte karşı karşıya kalınacak çok risk, patlayacak çok bomba var. Daha önemlisi Devrim Muhafızlarının tehdidinden sonra Körfez’de faaliyet gösteren Batı merkezli bankalar tek tek şubelerini kapatma kararı aldı. Paranın kaçışını sembolik olarak anlatacak daha net bir manzara olabilir mi bilmiyorum.  Bu durumu ABD hiç umursamıyor. Körfez başta olmak üzere müttefiklerin içine düştüğü güvensizliği Washington umursasaydı, bu gerçekten ABD için yönetilmesi gereken bir güvenlik riski olurdu. ABD aslında İran’ın Körfez’i cezalandırmasını umursamamak üzerinden riske ettiği kendi “inkâr aracılığıyla caydırıcılığının” da üzerinin çizilmesini engellediğini düşünüyor, bir noktada da engelliyor.  Bir Körfez ölür, bir gün bir Körfez doğar; Washington’un gözünde. ABD’ye milyarlarca dolar akıtan Körfez ülkeleri için çok acı bir sonuç. ABD tabi bu umursamazlığının kontrolsüz ortaya dökülmesini arzu etmiyor ve bazı müttefiklerini rahatlatabilecek kendi yapısal gücünü görünür kılıyor. Yıkılın ne olacak diyor, nasılsa yeniden ayağa kalkarken işbirliği yaparız. Yeni Ortadoğu kurulacak diyor, ümitlerinizi oraya saklayın. Bu arada kimsenin bu masalları yutacak hali yok ama ABD, Körfez’i kaybetmeyeceğini biliyor. Körfez şu anda İran’ın stratejik kapasitesinin tükenmesi konusunda ABD ve İsrail’in arzusunu paylaşmak dışında ne yapabilir ki? Elinde herhangi bir çıkış ve geçerli bir strateji yok ki. Şu anda bölgede kurulan kapanlar bölgenin kanını döküyor, ABD’nin canı “petrolün varil başı fiyatı yükselecek” çığlıklarına cevap vermek dışında pek ağırmıyor. Unutmayalım ABD, enerji bağımsız bir ülke. Piyasaları makro ekonomik dengeler için düzenli görmek ister ama kendi kendine yeterliliğe sahip bir üretici. Operasyonun başında ABD askerinin ölebileceğini de kabul etmişti. Dolayısıyla ABD’nin önünde yaz sonuna kadar bir süre var, bu sürede İran’ı tüketebileceğini hesaplıyor. Maliyet artmadıkça süreyi uzatır da. 

Sözün özü, ABD adına bu düşünülmeden girilen bir macera değil ve bu ateşkes ile ilgili beklentilerimizin önünü tıkıyor maalesef. Elbette savaşın babalarının koyduğu temel prensipler hala geçerli. Savaş sadece sizin iradeniz ve yapabileceklerinizle ilgili değil, rakibinizin iradesi ve yapabilecekleri de önemli. Dahası savaş tanrıları, yani sahanın sunduğu beklenmedik fırsatlar ve tehlikeler, tüm hesaplamaları tırmanmanın başka adımlarına – belki ABD için de maliyetli olabilecek bir adımına- doğru götürür. 

Sol 160x600
Reklam