RÜYA GİBİ KUZEY İTALYA DAĞ GÖLLERİ
Coğrafi olarak tüm bu göller, buzul çağının sona ermesi ve buzulların çekilmesiyle ortaya çıkan buzul gölleridir. Bu göller grubu, batıdan doğuya doğru Orta Gölü, Maggiore Gölü (Büyük Göl), Varese Gölü, Lugano Gölü, Como Gölü, İseo Gölü, İdro Gölü ve Garda Gölü'nden meydana geliyor

Deniz DİKMEN
İtalya’yı eminim ki benim gibi seven çoktur. İtalya’nın hangi bölgesine gidersem gideyim, bu ülkeyi her zaman çok sevmişimdir. Başkent Roma muhteşemdir; Toskana Bölgesi, Floransa ve Siena ayrı güzeldir. Cenova ve Portofino harika; Amalfi kıyıları, Napoli, Sorrento ve Positano ise olağanüstüdür. Güney İtalya ve Sicilya Adası da çok özeldir. Bölgelerin hepsi birbirinden farklıdır; ancak her birinin çok etkileyici coğrafyası, yerel kültürü ve mutfağı vardır.
Bu yazımda sizi, doğal güzelliği eşi benzeri olmayan Kuzey İtalya’nın dağ kasabalarına ve göllerine götürmek istiyorum.
Uçaktayım ve Kuzey İtalya’ya uçuyorum. Uçağın penceresinden aşağıya bakıyorum. Yüksek, zirveleri bembeyaz karlarla kaplı Alp Dağları’nı ve dağların arasına sıkışmış zümrüt renkli gölleri görüyorum. Göllerin rengi o kadar mükemmel ki… Çok etkileyici. Sanki yer kabuğunun içinden bana bakan gözler gibiler.
Göllerin etrafını saran zirveler ise Güney Kireçtaşı Alpleri’ne ve Lugano Ön Alpleri’ne bağlı dağ zincirlerinden oluşuyor.
Kuzey İtalya’nın bu muhteşem gölleri (İtalya’da “Pre-Alpini” olarak isimlendiriliyor), Alpler’in güney eteklerinde; Piyemonte, Lombardiya, Veneto ve Trentino-Alto bölgelerine uzanıyor ve kısmen İsviçre sınırlarında yer alıyor. Po Ovası’nın kuzeyinde konumlanan bu göller; batıda Lago Maggiore, merkezde Lago di Como ve doğuda Lago Garda ile dağlar arasında bir geçiş bölgesi oluşturuyor.
Coğrafi olarak tüm bu göller, buzul çağının sona ermesi ve buzulların çekilmesiyle ortaya çıkan buzul gölleridir. Bu göller grubu, batıdan doğuya doğru Orta Gölü, Maggiore Gölü (Büyük Göl), Varese Gölü, Lugano Gölü, Como Gölü, İseo Gölü, İdro Gölü ve Garda Gölü’nden meydana geliyor. İrtifaları deniz seviyesinden yaklaşık 200 metre yüksekte olsa da Dolomitler içinde bulunan bazı küçük buzul gölleri -örneğin Lago Braies veya Lago Carezza- 1500 ila 2000 metre yükseklikte yer alıyor.
Kuzey İtalya gölleri içinde Lago Garda, Lago Maggiore ve Lago di Como’nun büyüklüğü 100 km²’nin üzerindedir. Garda Gölü yaklaşık 370 km² ile bölgenin en büyük gölüdür. İkinci büyük göl ise 213 km² büyüklüğündeki Lago Maggiore’dir. Ayrıca 420 metre derinliğiyle Como Gölü, İtalya’nın en derin olma özelliğini taşır.

Çok gözde bir destinasyon
Roma İmparatorluğu döneminden bu yana bu bölge çok gözde bir destinasyondu. Çünkü tatlı ve ılıman iklimi, Alp Dağları’nın eteklerindeki olağanüstü manzarası ve göller bölgesinin eşsiz ambiyansı insanları her zaman büyülemiştir.
Romalılar döneminde Kuzey İtalya’nın bu coğrafyası, imparatorluğun aristokratları için hem sevilen bir tatil beldesi hem de Roma yolları açısından stratejik bir konumdaydı. Aynı zamanda önemli bir sayfiye yeriydi. Bu meşhur göllerin kenarlarında aristokratların muhteşem villaları bulunuyordu. Yaz aylarında insanlar buraya serinlemeye, dinlenmeye ve sosyalleşmeye gelirlerdi.
İmparator Julius Caesar, Garda Gölü yakınlarına 5000 kişilik bir ordu yerleştirmişti. Çünkü burası Alp geçitlerinin başladığı, ticaret yollarının geçtiği ve korunması gereken stratejik bir bölgeydi.
Alp Dağları’nda Roma İmparatorluğu’na ait geniş bir yol ağı bulunuyordu. Avrupa genelinde bu ağın yaklaşık 100.000 kilometre olduğu tahmin ediliyor ve Alp geçitleri de bu ağın önemli parçalarını oluşturuyordu.
Günümüzde 2000 yıl öncesine ait bu izleri Sirmione Yarımadası’ndaki Grotte di Catullo’da görmek mümkün. Burada MÖ 1. yüzyıla ait çok büyük bir Roma villası kalıntısı bulunuyor ve İtalya’nın Roma dönemine ait en önemli konut örneklerinden biri sayılıyor.
Bu antik villa kalıntılarının yanı sıra muhteşem bir zeytin ağacı parkı ve panoramik Garda Gölü manzaraları da ziyaretçileri bekliyor
İlkbahar ve yaz ayları, bu bölgeye gelmenin en güzel zamanlarıdır. Çünkü doğa bu dönemlerde adeta coşar. Havanın muhteşem olduğu, ağaçların ve çiçeklerin açtığı bu mevsimde insanın enerjisi de yükseliyor.
Bölge o kadar sempatik ki; geldiğinizde muazzam Alp Dağları manzaraları, zarif İtalyan kasabaları ve burada yavaş akan hayat sizi hemen etkisi altına alıyor. Buradaki motto “il dolce far niente”, yani “hiçbir şey yapmama sanatı”. Herhalde burada yaşayan insanlarda stres belirtileri yoktur; güzel yaşlanıyor ve uzun ömürlü oluyorlardır.
Günümüzde de göller bölgesine geldiğinizde lüks villalar, çok özgün ve bakımlı bahçeler, şık tekneler ile karşılaşırsınız. Sofistike İtalyan kültürü sizi adeta sarıp sarmalar.
Buradaki dağların göllerle buluşması gerçekten çok özel ve muhteşem bir panorama oluşturuyor. Dimdik karşınızda duran Alp Dağları, kristal gibi parlayan yemyeşil göllerle buluşuyor. Bir yandan zirvelerde son kar kalıntılarını görürken, diğer yandan göl kıyısında kendinizi Akdeniz ikliminin içinde buluyorsunuz.
Göllerin ambiyansı son derece romantiktir ve tarihi villalarla çevrilidir. Her gölün kendine has bir karakteri vardır. Garda Gölü’nde şatoları, üzüm bağlarını, zeytin bahçelerini ve gölde sörf yapan gençleri ve aileleri görürsünüz. Yakındaki Sirmione, Bardolino, Limone ve Riva del Garda gibi pitoresk kasabalar bölgeye ayrı bir güzellik katıyor. Antik köyler ve tarihi yapılar doğayla bu kadar mı uyumlu olur?
İtalya’nın bazı özel içecekleri yapımı için bağlar da bu bölgede üretilmektedir. Maggiore Gölü ise Piemonte ve Lombardiya arasında yer alır. Gölde bulunan ve sadece 50 dönümlük bir alana sahip Borromean Adaları (Isola Madre, Isola Bella ve Isola dei Pescatori), tarihi yapıları ve lüks resortlarıyla dikkat çeker. Maggiore Gölü ayrıca Val Grande Millî Parkı ve UNESCO biyosfer rezervi olan Ticino Vadisi Doğa Parkı ile ünlüdür.
Göl tamamen dağlarla çevrilidir ve inanılmaz güzellikte botanik bahçelere sahiptir.
Como Gölü ise tamamen Lombardiya’da yer alır ve üç kola ayrılır: Como, Lecco ve Colico. Bu kolların kesiştiği noktada zarif Bellagio bulunur. Como Gölü kıyısında Villa d’Este veya Villa Serbelloni gibi muazzam güzellikte yapılar görürsünüz. Parkları, mis kokulu bahçeleri ve tarihi atmosferleriyle bu soylu konutlar unutulmaz anılar bırakır.

Villalar el değiştirdi
Asırlar boyunca bu villalar el değiştirmiştir. Günümüzde ise sahipleri bazen Rus oligarklar veya Çinli iş insanları olabiliyor. Como Gölü’ne geldiğinizde Varenna, Bellano veya Laglio köylerinde dinlenebilir; güzel bir yerel içecek eşliğinde bölgenin spesiyalitelerini deneyebilirsiniz. Bu üç büyük gölün dışında daha az bilinen ve daha küçük olan Lago d’Iseo, Lago d’Orta, Lago di Braies, Lago di Misurina, Lago di Resia, Lago di Dobbiaco ve Lago di Varese de bulunuyor.
Kuzey İtalya Göller Bölgesi turumuzda biz de Como Gölü’nde geleneksel bir İtalyan teknesine binip gölü bir ucundan diğer ucuna kadar geziyoruz. Yaz günü gölü tekneyle dolaşmak ve çevresini izlemek adeta bir rüya gibi. İtalyan kaptanımız, bu zarif ahşap teknede bize göl kıyısındaki villaların tarihçesini ve hikâyelerini anlatıyor. Biz de bu harikulade gölün üzerinde süzülüyoruz.
Dağlar, yeşim rengindeki göl, tarihi doku, köyler ve pitoresk bahçeler birbirine ne kadar da yakışıyor… Hava da bize adeta iltimas geçiyor ve harika bir bahar günü yaşıyoruz.
Kuzey İtalya Göller Bölgesi’ne gelen ziyaretçiler genellikle Milano, Verona, Varese, Venedik ve Torino kentlerine de uğruyor; ya da İsviçre tarafına geçerek Lugano, Zürih veya Bern’e devam ediyorlar.
Göl üzerindeki turumuzun ardından harika bir yerel restorana geçiyoruz ve bu güzeller güzeli coğrafyanın özgün ambiyansını içimize çekmek istiyoruz.
Burada güneşte kurutulmuş ringa balığı (Missoltini), levrekli risotto, maltagliati (bir makarna çeşidi), işkembe ya da mantar, kestane, ceviz veya salyangoz eşliğinde servis edilen sülün gibi yöresel lezzetleri deneyebilirsiniz.
İtalya’nın bu eşsiz coğrafyasına mutlaka gelmenizi ve hayatın yavaş aktığı bu kasabaları ve gölleri gezmenizi tavsiye ederim. Büyük ve bilinen üç gölün dışında kalan daha küçük ve az bilinen gölleri de keşfetmelisiniz. Çünkü buralarda genellikle gizli kalmış muazzam güzelliklerle karşılaşırsınız.
Kendinizi eski Roma aristokrat aileleri gibi hissedecek; geçmiş çağlarda insanların burada nasıl keyif yaptığını ve hayattan nasıl zevk aldığını daha iyi anlayacaksınız. Bölgenin zarafeti ve renkleri sizi büyüleyecektir.
Yolunuz Avrupa’ya düştüğünde dünyanın bu güzide köşesine mutlaka uğrayın.
Keyifli seyahatler dilerim.
