RENKLERİN AŞKI BOTSVANA
Bugün size bir ülkeyi daha anlatacağım ama bu kez biraz farklı özelliklerini de aktaracağım. Bugün kü ülkemiz Botsvana... Mayıs 2016'da Botsvana'yı ziyaret ettiğimizde, ülkeye gerçekten hayran kaldım. Milli parkları ve çevresindeki vahşi yaşam sayesinde çok güzel bir yer. Bu gezimde bu Afrika ülkesinin yükselişine de hayran kaldım

Deniz DİKMEN
Botsvana’ya vardığımda ilk hissettiğim şey, buranın haritalarda göründüğünden çok daha fazlası olduğuydu. Sanki bir ülke değil de keşfedilmeyi bekleyen bir hikâyenin içine adım atmış gibiydim. Hava hafif serin, gökyüzü ise pastel tonlarda bir tabloyu andırıyordu. Daha ilk andan itibaren Borsvana’nın kendine has bir ritmi olduğunu fark ediyorsunuz.
Başkent sokaklarında yürürken eskiyle yeninin tuhaf ama büyüleyici bir uyum içinde olduğunu görmek mümkün. Dar taş sokakların bir köşesinde geleneksel el işi ürünler satan küçük dükkânlar varken, birkaç adım ötede modern kafelerde oturmuş kahvesini yudumlayan insanlar karşınıza çıkıyor. Yerel halkın sıcakkanlılığı ise bu deneyimi bambaşka bir seviyeye taşıyor; yabancı olduğunuzu fark ettiklerinde gülümsemeleri ve sohbet başlatmaları çok doğal.
Borsvana mutfağı da en az şehirleri kadar karakterli. Baharatların dengeli kullanımı, taze malzemeler ve özgün tarifler birleşince ortaya oldukça zengin bir lezzet dünyası çıkıyor. Özellikle akşam saatlerinde kurulan açık hava pazarlarında dolaşmak hem yerel tatları denemek hem de günlük yaşamı gözlemlemek için harika bir fırsat sunuyor.
Doğaya gelince… Botsvana bu konuda oldukça cömert. Ülkenin kuzeyinde uzanan yemyeşil tepeler ve berrak göller, huzur arayanlar için adeta bir kaçış noktası. Güney kesimlerinde ise, daha sıcak bir iklim ve altın rengi kumsallar sizi karşılıyor. Gün batımında sahilde yürürken, gökyüzünün turuncudan mora dönen renkleri insanın zihnine kazınıyor.
Borsvana’yı özel kılan şeylerden biri de zamanın burada biraz daha yavaş akıyor gibi hissettirmesi. Kimse acele etmiyor; insanlar anın tadını çıkarmayı biliyor. Belki de bu yüzden buradan ayrılırken yanınızda sadece fotoğraflar değil, aynı zamanda daha sakin bir yaşamın mümkün olduğuna dair güçlü bir his götürüyorsunuz yanınızda.

Refah seviyesi yüksek
1966'da İngiltere'den bağımsızlığını kazandığında dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Botsvana, topraklarında bulunan zengin elmas yatakları sayesinde bugün Afrika'nın en istikrarlı ve refah seviyesi yüksek ülkelerinden biridir. Botsvana, bağımsızlığını kazandığından beri kesintisiz olarak demokrasiyle yönetilen ve kıtadaki komşularının aksine iç savaş veya büyük siyasi krizler yaşamamış Afrika'nın en huzurlu ülkelerinden biridir. Yolsuzluk endekslerinde de genellikle Afrika'nın en temiz ülkesi olarak çıkar. Gelirini halkına ve altyapısına yatırabilen nadir Afrika ülkelerinden biri olarak kabul edilir. Botsvana'nın para birimi olan Pula, kelimesini sıksık duyarsınız. Yerel dilde (Setsvana) "yağmur" anlamına gelir. Kurak bir iklime sahip olan ülkede yağmur o kadar kutsal ve değerlidir ki hem paralarına bu ismi vermişler hem de ulusal sloganları yapmışlardır.
Botsvana, Afrika'nın yükselen yıldızlarından biri; öncelikle tarımda büyümeye çalışıyorlar. Her yerde devletin yatırımı olan devasa tesisler görüyorsunuz, ekonomik ve demokratik olarak gelişiyorlar. Ayrıca Botsvana, vahşi yaşamını koruyor. Belki de Afrika'daki diğer bazı ülkelerden daha iyi. Ülke topraklarının yaklaşık %70'i Kalahari Çölü ile kaplıdır. Burası sadece kumdan ibaret değil, binlerce yıldır bu zorlu doğada yaşayan San (Buşmanlar) halkının da ana vatanıdır. Ayrıca Tsodilo Tepeleri'nde bulunan binlerce yıllık kaya resimleri, bölgenin çok köklü bir insanlık tarihine sahip olduğunu gösterir.
Ancak beni en çok etkileyen şey, Botsvana'daki özel bir çiftin ve zebraların tarihi hikayesi oldu. Aslında Botsvana'nın eski adı olan eski Bechuanaland'dan ve Bangwato halkının Kgosi'si (Botsvana kabilesinin kalıtsal lideri için kullanılan unvan) Khama III'ün (aynı zamanda İyi Khama olarak da bilinir) torunu Seretse Khama'dan bahsediyorum. 1921 yılında Bechuanaland'da doğdu. 1925'te Khama babasının yerine tahta geçti, ancak amcası Tshekedi Khama, dört yaşındaki yeni Kgosi'nin naibi ve vasisi oldu. 1944'te Seretse Khama önce Güney Afrika'ya, ardından hukuk okumak için İngiltere'ye gönderildi. 1947'de üniversitede, emekli bir İngiliz ordu subayının kızı Ruth Williams ile tanıştı. Aileler ilişkilerini reddetse de 1948'de evlendiler.
Seretse'nin ailesi, özellikle amcası ve halk, çok üzüldüler ve ondan Bechuanaland'a geri dönmesini ve "o beyaz İngiliz kadından" boşanmasını istediler. Bir yanda amcası ve halkı, diğer yanda İngiliz yetkilileri ve üst düzey politikacılarla uzun bir mücadeleden sonra Ruth bu savaşı kazandı. Bechuanaland'da yıllarca yerleşip ve orada çocuklarını dünyaya getirdikten sonra, Ruth zekası, alçakgönüllülüğü, Afrika kültürüne tam entegrasyonu ve insanlara duyduğu saygı sayesinde Bechuana halkı arasında çok popüler oldu ve sonunda Ruth ve Seretse, beyaz tenli olmasına rağmen Ruth'u Seretse'nin karısı olarak kabul etmeleri için Bechuanaland halkını ikna edebildiler. Sonunda Seretse Kgosi olarak kabul edildi. Buraya kadar anlattıklarım çok meşakkatli geçen yıllar. İki birbirini seven kişinin dillere destan aşkı. Bence çok değerli. Seretse daha sonra 1962'de Botsvana Demokratik Partisi'ni kurdu ve 1965'te Başbakan oldu. 30 Eylül 1966'da Bechuanaland, Botsvana oldu ve onun sayesinde bağımsızlığını kazandı...

Milli hayvan zebra
Bu ülke için çok değerli olan milli bir hayvan var. Zebra, Seretses ve Ruth'un tarihine dayanan siyah beyaz çizgileriyle eşitliği ve uyumu simgelediği için Botsvana'nın sembolü haline geldi; bu çizgi aynı zamanda insanların ırksal uyumunu ve toplumun çoğulcu yapısını da yansıtıyor. Bugün zebraların üzerindeki bu çizgiler ülkedeki ulusal birliğin sembolü olarak değer görüyor. Bu çizgilerini hem Devlet armalarında hem de bayraklarında görebilirsiniz. Botsvana bayrağında, iki zebra tarafından desteklenen ortadaki kalkanı göreceksiniz. Kalkanın şekli, Doğu Afrika'da bulunan geleneksel kalkanlara benzer. Mavi, gökyüzünü ve suyu temsil eder bayrakları. Hayatın kendisini, mutluluğu, sağlığı ve refahı, ayrıca sıcak selamlaşmayı, karşılamayı temsil eder. Beyaz-siyah renkler, halkın ırksal uyumunu ve ulusun çoğulcu ırksal yapısını gösterir.
Her yerde göreceğiniz ve armalarını oluşturan üç dişli çark, Botsvana'daki madencilik ve sanayiyi temsil eder. Ortadaki üç dalgalı mavi şerit ise ülkedeki az sayıdaki nehri ve suyun önemini veya suya olan bağımlılığı simgeler.
Bir boğa başı, ülkenin ekonomisindeki sığır endüstrisinin önemini, iki zebra, ülkenin doğal faunasını, tarımı temsil eder.
Bugün Botsvana milli takımı Zebralar olarak biliniyor ve tıpkı bu hayvan gibi, oyuncular taraftarları tarafından çok seviliyor.
Bu, Botsvana'nın hikayesiydi; tarlalardan geçerken, gökyüzüne ve bu güzel ülkenin nehirlerine bakarken derinden etkilendim ve düşündüm; bu hikaye bana dünyada kimsenin rengine, dinine, cinsiyetine vb. bakılmaksızın barış ve özgürlük için, sadece insanlık olarak birlikte barış içinde yaşamak için küçük bir umut verdi.
Zebraları her zaman çok sevmişimdir, bana çok sevimli gelmişlerdir; ancak bu hikâyeyi öğrendikten sonra, sevdiğim bu türün benim için çok özel bir anlamı oldu ve bana her zaman güzel Bechuanaland’ı yani Botswana'yı hatırlatacak.