SON DAKİKA
DÜNYA Pazartesi 04 Mayıs 2026 02:32

KÖRFEZ'DE TÜM DENGELER DEĞİŞİYOR

Körfez ülkeleri, savaşın büyüttüğü güvenlik riskleri ve ekonomik baskılar nedeniyle petrol sonrası dönüşüm vizyonunda ciddi bir kırılma yaşıyor. BAE'nin OPEC'ten ayrılma kararı, Suudi Arabistan ile bölgesel rekabeti daha görünür hale getirdi. Turizm, yapay zekâ ve mega yatırım projeleri jeopolitik gerilimlerin gölgesinde ivme kaybediyor. Uzmanlara göre Körfez hâlâ güçlü sermayeye sahip olsa da bölgenin "istikrarlı yatırım merkezi" algısı ilk kez ciddi biçimde sorgulanıyor

Körfez'de tüm dengeler değişiyor

Mustafa DENİZ

Körfez ülkeleri son yıllarda “petrol sonrası ekonomi” vizyonuyla dünyanın en dikkat çeken yatırım merkezlerinden biri haline gelmişti. Turizm, teknoloji, spor organizasyonları ve yapay zekâ yatırımlarıyla küresel sermayeyi bölgeye çekmeye çalışan Körfez monarşileri, bugün ise artan jeopolitik gerilimler ve ekonomik baskılar nedeniyle ciddi bir kırılma süreci yaşıyor.

Özellikle İran merkezli güvenlik risklerinin büyümesi, bölgenin yıllardır inşa ettiği “istikrarlı yatırım limanı” imajını sarsmaya başladı. Körfez’in lüks şehirleri artık yalnızca turizm ve finansla değil, savaş senaryoları ve güvenlik tehditleriyle de gündeme geliyor.

OPEC kararı yeni bir gerilim yarattı

Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılma kararı ise bölgede uzun süredir perde arkasında devam eden güç mücadelesini açık biçimde ortaya çıkardı. Abu Dabi yönetiminin petrol üretiminde daha bağımsız hareket etmek istemesi, Suudi Arabistan ile ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturdu. Kararın, Suudi Arabistan’ın Körfez liderlerini topladığı kritik zirve günü açıklanması Riyad’da rahatsızlık yarattı.

Körfez’deki ekonomik dönüşüm projeleri de artık eskisi kadar güçlü görünmüyor. Suudi Arabistan’ın milyarlarca dolar harcadığı spor yatırımları, dev eğlence projeleri ve çölün ortasında kurulması planlanan NEOM gibi mega projeler finansman baskısıyla karşı karşıya. Petrol gelirlerindeki yavaşlama, Riyad yönetimini daha temkinli hareket etmeye zorluyor.

Güvenlik riski

Özellikle uluslararası yatırımcıların bölgeye bakışı değişmeye başladı. İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesini göstermesi, büyük teknoloji şirketlerinin Körfez’de milyarlarca dolarlık veri merkezi yatırımlarına daha ihtiyatlı yaklaşmasına neden oldu. Güvenlik riski, yapay zekâ ve teknoloji yatırımlarının önündeki en büyük soru işareti haline geldi.

Turizm tarafında da tablo parlak değil. Dubai başta olmak üzere Körfez şehirleri yıllardır güvenli ve lüks yaşam algısıyla milyonlarca turist çekiyordu. Ancak savaş atmosferi, hava sahası riskleri ve bölgesel gerilimler rezervasyonları olumsuz etkiledi. Özellikle Avrupalı turistlerin alternatif destinasyonlara yönelmeye başladığı belirtiliyor.

Görüş ayrılıkları tavan yaptı

Körfez’de yaşanan ayrışma yalnızca ekonomiyle sınırlı değil. Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında Yemen, Sudan ve Filistin başlıklarında da ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. İran krizi ise bu farklılıkları daha görünür hale getirdi.

BAE yönetimi, savaş sürecinde İsrail ile güvenlik iş birliklerini daha fazla öne çıkarırken, Suudi Arabistan son dönemde Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerle ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu durum Körfez içinde yeni diplomatik eksenlerin oluştuğu yorumlarını beraberinde getiriyor.

Sınırsız büyüme hikayesi bitti mi?

Washington cephesinde ise dikkat çeken bir sessizlik hâkim. ABD yönetiminin iki önemli Körfez müttefiki arasındaki gerilimin boyutunu geç fark ettiği ve taraf olmamayı tercih ettiği konuşuluyor. Bu durum, bölgedeki güç dengelerinin artık yalnızca ABD eksenli şekillenmeyeceği yönündeki değerlendirmeleri artırıyor.

Uzmanlara göre Körfez ekonomileri hâlâ büyük enerji gelirlerine, güçlü devlet fonlarına ve küresel sermaye bağlantılarına sahip. Ancak son gelişmeler, bölgenin “sınırsız büyüme” hikâyesinin artık ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Petrol sonrası dönemin parlayan yıldızı olarak görülen Körfez’in önünde şimdi daha zor bir denklem bulunuyor: Güvenlik riskleri büyürken ekonomik dönüşüm sürdürülebilecek mi?