SU YÖNETİMİ ALARM VERİYOR
İklim değişikliği ve hızlı kentleşme, mega kentleri su kıtlığı ve sel riskleriyle baş başa bırakırken, Su Politikaları Derneği (SPD) ezber bozan bir rapor yayınladı. Kaba varsayımlara dayanan geleneksel su yönetimi planlarının metropolleri kurtaramayacağını vurgulayan rapor, dinamik "Uyarlanabilir Su Yönetimi"ne geçişin bir tercih değil, zorunluluk olduğunun altını çiziyor. Uzmanlar, yeni Su Yasası çıkmadan önce DSİ'nin bölgesel bazda acilen yeniden yapılandırılması gerektiği konusunda uyarıyor.

Hakan ÖZBAY
Küresel çapta nüfusu milyonu aşan 500’e yakın mega kent, iklim değişikliğinin yarattığı ek baskılarla su krizinin eşiğinde. Nehir havzalarından doğup tekrar oraya dönen kentsel suların yönetimi ile bütünleşik havza yönetimi arasındaki uçurum büyürken, Su Politikaları Derneği (SPD) Başkanı Dursun Yıldız ve Başkan Yardımcısı Dr. Hasan Hüseyin Doğan imzalı yeni araştırma raporu, tehlikenin boyutlarını ve çözüm yollarını masaya yatırdı. Derneğin 8'inci araştırma dizisi olarak yayınlanan rapora göre, kısıtlı verilerle hazırlanan ve statik kurallara dayanan eski tip yönetim anlayışı artık sürdürülemez durumda.
ANKARA'YA “BİZİ DİKKATE ALIN” ÇAĞRISI
Havza ölçeğinde bütünleşik su yönetimine yasal ve kurumsal olarak geçiş sürecinde olan Türkiye için raporda Ankara'ya yönelik hayati uyarılar ilk sıralarda yer alıyor. Hazırlık aşamasındaki yeni ulusal su planının (2026-2035) ve Su Yasası taslağının bu küresel "zorunlu evrimi" ıskalamaması gerektiği belirtilerek politika yapıcılara şu çağrıda bulunuldu:
"Bu gelişmeler, geçiş sürecinde olan ülkemiz tarafından dikkatle incelenmelidir. Nehir havzası ölçeğinde etkin, esnek ve katılımcılığa açık bir kurumsal yönetim yapısı için DSİ Bölge Müdürlüklerinin yeniden yapılandırılması esas alınmalıdır. Değerlendirme ve önerilerimizin, Su Yasası taslağı yasalaşmadan önce yapılacak düzenlemelerde dikkate alınması, su kaynaklarımızın yönetimi ve ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır."
MEVCUT YAPI MEGA KENTLERİ TAŞIYAMIYOR
Raporda, bütünleşik nehir havzası yönetimi ile metropol su yönetimi arasındaki "ölçeksel uyumsuzluğa" özellikle dikkat çekiliyor. Nüfusun hızla büyükşehirlere yığılmasının, mevcut idari yapıları adeta kilitlediği vurgulanıyor. Küresel ölçekte en büyük su politikası adımlarından biri olan ve 2000 yılında şekillendirilen Avrupa Birliği (AB) Su Çerçeve Direktifi'nin dahi, kirlilik ve katılımcılık hedeflerinde beklenen sonuçları veremediği, su kütlelerindeki ekolojik hedeflerin tutturulamaması nedeniyle kapsamlı bir revizyona gidildiği raporda yer alıyor.
Bu bağlamda, "Entegre Su Kaynakları Yönetimi"nin (IWRM) statik ve kuralcı bütününün yetersiz kaldığı belirtildi. Bunun yerine, sahadan anlık veri toplayarak kendini güncelleyen, iklim anomalilerine karşı esnek, "Uyarlanabilir Su Yönetimi"ne (Adaptive Water Management) geçişin gerekliliği ifade edildi.
METROPOL VE HAVZA ARASINDAKİ YÖNETİM ÇIKMAZI
Raporun en çarpıcı tespitlerinden biri de kentsel su yönetiminin işleyiş biçimi. Türkiye gibi 25 farklı hidrolojik havzaya sahip ülkelerde, kentsel sular genellikle nehir havzalarından çekilip kullanıldıktan sonra tekrar aynı havzalara deşarj ediliyor. Ancak kentsel su yönetimi, çoğu zaman nehir havzası sorunlarından tamamen bağımsız, birden çok siyasi ve idari birimin inisiyatifiyle gerçekleşiyor. Bu parçalı yapı, suyun kaynağından musluğa ve oradan tekrar doğaya dönüşüne kadar geçen süreçte yönetim bütünlüğünü bozuyor.
Uzmanlar, son çeyrek yüzyılda su kaynakları üzerindeki demografik ve endüstriyel baskının olağanüstü arttığına, suyun miktar ve kalitesindeki belirsizliğin derinleştiğine işaret ediyor. Planlama, karar alma ve sahadaki uygulama sonuçları arasındaki makasın giderek açıldığını belirten rapor, masa başı varsayımlar yerine; paydaş katılımını dinamikleştiren, sürekli öğrenen ve esneyebilen bir sisteme geçişin "bir tercih değil, zorunlu bir evrim" olduğunun altını kesin bir dille çiziyor.
10 YIL ÖNCEKİ UYARI GERÇEK OLDU
Su Politikaları Derneği'nin raporunda öne çıkan kavramlardan biri olan "Uyarlanabilir Su Yönetimi" (Adaptive Water Management), aslında yıllar öncesinden gelen bir uyarının sahadaki karşılığı. Raporun yazarlarından su politikaları uzmanı Dursun Yıldız'ın tam 10 yıl önce kaleme aldığı makalesinde öngördüğü yönetimsel çöküş, bugün Avrupa Birliği dahil tüm dünyada yaşanıyor.
2000 yılında büyük umutlarla devreye alınan ve statik kurallara dayanan AB Su Çerçeve Direktifi, beklenen sonuçları vermeyince Avrupa kapsamlı bir revizyona gitmek zorunda kaldı. Eski sistem, sınırlı verilerle 'en iyi çözümü' bulmaya çalışan katı bir yapıdayken; yeni model sürekli sahadan veri alan, "politika öğrenmesi" (policy learning) adı verilen geri besleme mekanizmalarıyla hatalarından ders çıkaran bir yapı sunuyor. Dursun Yıldız'ın yıllar önce "zorunlu evrim" olarak adlandırdığı bu geçiş, bugün artan iklim belirsizlikleri altında metropollerin su krizini yönetebilmesi için elde kalan tek rasyonel seçenek olarak gösteriliyor.