SON DAKİKA
EKONOMİ Cuma 03 Temmuz 2026 13:41

KALKINMA ARAYIŞINDA YABANCI SERMAYE ÇIKMAZI

Ekonomist Mahfi Eğilmez, Chester Projesi ile İsveç merkezli Kreuger & Toll şirketine verilen 25 yıllık kibrit tekeli imtiyazını erken Cumhuriyet'in ekonomik koşulları çerçevesinde değerlendirdi. Eğilmez'e göre genç Türkiye, bir yandan ekonomik bağımsızlığını korumaya çalışırken diğer yandan kalkınma yatırımları için yabancı sermayeden yararlanmanın yollarını arıyordu

Kalkınma arayışında yabancı sermaye çıkmazı

Ekonomist Mahfi Eğilmez, Cumhuriyet'in ilk yıllarında uygulanan ekonomik politikaların dönemin olağanüstü koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Eğilmez, Osmanlı'dan devralınan ağır dış borç yükü, yetersiz sanayi altyapısı ve sınırlı mali kaynaklar nedeniyle Türkiye'nin ekonomik bağımsızlık ilkesinden vazgeçmeden yabancı sermayeyi ülkeye çekmenin yollarını aradığını ifade etti.

Bu dönemde gündeme gelen Chester Projesi ile daha sonra hayata geçirilen Kreuger & Toll anlaşmasının, yabancı sermaye ile kalkınma hedefleri arasında kurulmaya çalışılan dengenin en önemli örnekleri olduğunu vurgulayan Eğilmez, her iki girişimin de yatırım karşılığında ekonomik imtiyaz verilmesi esasına dayandığını söyledi.

Chester Projesi hayata geçirilemedi

Eğilmez'in değerlendirmesine göre, 1920'li yılların başında Amerikalı girişimci William Colby Chester tarafından hazırlanan Chester Projesi, Anadolu'da geniş bir demiryolu ağı kurulmasını, bunun karşılığında ise demiryollarının geçtiği bölgelerdeki maden ve petrol kaynaklarının işletme hakkının Amerikan sermayesine bırakılmasını öngörüyordu.

Lozan görüşmeleri döneminde gündeme gelen projenin, antlaşmanın bir parçası olmadığını vurgulayan Eğilmez, girişimin gerekli finansmanın sağlanamaması, siyasi belirsizlikler ve Türkiye'nin geniş kapsamlı imtiyazlara karşı ihtiyatlı yaklaşımı nedeniyle uygulamaya geçirilemediğini belirtti.

İlk uzun vadeli dış kredi kibrit fabrikaları için alındı

Eğilmez, Cumhuriyet döneminde devlet adına alınan ilk uzun vadeli dış kredilerden biri olarak kabul edilen 1930 tarihli 10 milyon dolarlık Kreuger & Toll kredisinin, kibrit fabrikalarının kurulmasında kullanılacak makine ve ekipman alımı amacıyla sağlandığını hatırlattı.

Bu kredi karşılığında İsveçli şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit üretim ve satış tekeli verildiğini belirten Eğilmez, uygulamanın ekonomik bağımsızlıktan vazgeçilmesi anlamına gelmediğini, dönemin finansman sıkıntılarının doğal sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

1929 Buhranı şartları ağırlaştırdı

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Türkiye'nin yalnızca Osmanlı borçlarını ödemekle kalmadığını, aynı zamanda Lozan Antlaşması'nın ticaret hükümleri nedeniyle 1929 yılına kadar gümrük tarifelerini serbestçe belirleyemediğini anımsatan Eğilmez, tam bu kısıtlamaların sona erdiği dönemde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın patlak verdiğine dikkat çekti.

İç kaynakların son derece sınırlı, dış finansmanın ise oldukça güç olduğu bir dönemde kalkınma yatırımlarının sürdürüldüğünü belirten Eğilmez, ekonomik kararların bu şartlar altında alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

Bugünün koşulları farklı

Mahfi Eğilmez, erken Cumhuriyet dönemindeki ekonomik zorunluluklarla günümüz Türkiye'sinin mali ve kurumsal kapasitesinin aynı olmadığını belirterek, bugün devletin büyük altyapı ve sanayi yatırımlarını farklı finansman yöntemleriyle gerçekleştirebilecek imkâna sahip olduğunu ifade etti.

Eğilmez, bu nedenle uzun süreli ve geniş kapsamlı ekonomik imtiyazların günümüzde geçmişte olduğu gibi zorunlu bir finansman yöntemi olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağını belirtti.

Yazısını, "Tarihî olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak gerekir" değerlendirmesiyle tamamlayan Eğilmez, geçmişin bugünün ölçütleriyle değil, kendi tarihsel bağlamı içinde analiz edilmesi gerektiğinin altını çizdi.