126 TRİLYON DOLARIN ÇEVRE FATURASI AĞIR
Ekonomist Mahfi Eğilmez, küresel ekonominin son çeyrek yüzyılda 34 trilyon dolardan 126 trilyon dolara yükselirken, bu büyümenin fosil yakıt tüketimi, karbon salımları ve doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı da artırdığını belirtti. Eğilmez, iklim krizinin önüne geçilebilmesi için sürdürülebilir üretim ve tüketim modeline geçişin artık kaçınılmaz hale geldiğini vurguladı

Mahfi EĞİLMEZ
Ekonomist Mahfi Eğilmez, son değerlendirmesinde insanlığın doğa üzerindeki etkisini ele alarak, küresel çevre krizinin nedenleri ve çözüm yollarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Eğilmez, bilim dünyasında giderek daha fazla kabul gören "Antroposen" kavramını merkeze alırken, çevresel tahribatın temelinde insanlığın mı yoksa kapitalist ekonomik sistemin mi bulunduğu tartışmasını gündeme taşıdı.
Eğilmez'in aktardığına göre, Nobel Kimya Ödüllü Paul Crutzen tarafından ortaya atılan "Antroposen" kavramı, insanın artık yalnızca doğanın bir parçası olmadığını, gezegenin jeolojik ve ekolojik dengelerini değiştiren başlıca güç haline geldiğini ifade ediyor.
Yaklaşık 11 bin 700 yıl boyunca devam eden Holosen döneminin iklim açısından istikrarlı bir süreç sunduğunu hatırlatan Eğilmez, tarımın gelişmesi, kentlerin kurulması ve uygarlıkların ortaya çıkmasının bu istikrarlı iklim koşulları sayesinde mümkün olduğunu belirtti. Ancak Sanayi Devrimi ile birlikte fosil yakıt kullanımının hızla artması, ormanların tahrip edilmesi ve atmosferdeki karbon yoğunluğunun yükselmesiyle bu dengenin bozulduğunu vurguladı.
Eğilmez, bugün plastik, beton ve alüminyum gibi insan üretimi malzemelerin dünyanın en uzak noktalarına kadar ulaştığını, okyanusların derinliklerinde mikroplastiklere, kutuplardaki buz tabakalarında ise sanayi kaynaklı kirleticilere rastlanmasının insan etkisinin artık küresel ölçekte hissedildiğinin göstergesi olduğunu ifade etti.
Antroposen'in başlangıcı tartışılıyor
Bilim insanları arasında Antroposen'in başlangıç tarihi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu aktaran Eğilmez, bazı araştırmacıların Sanayi Devrimi'ni başlangıç kabul ettiğini, bazılarının ise nüfus artışı, enerji tüketimi, plastik üretimi ve sera gazı salımlarının hız kazandığı 1950 sonrası "Büyük Hızlanma" dönemini esas aldığını belirtti. Ayrıca nükleer silah denemelerinin bıraktığı radyoaktif izlerin de bu dönemin önemli göstergelerinden biri olduğuna dikkat çekti.
Sorun insanlık mı, kapitalizm mi?
Mahfi Eğilmez, Antroposen kavramının tüm insanlığı eşit derecede sorumlu tuttuğu yönündeki eleştirilere de yer verdi. Çevresel yıkımın tarihsel sorumluluğunun sanayileşmiş ülkeler ile büyük şirketlerde yoğunlaştığını belirten bazı araştırmacıların bu nedenle "Kapitalosen" kavramını geliştirdiğini aktardı.
Ekolojistler Andreas Malm ve Jason W. Moore'un ortaya koyduğu Kapitalosen yaklaşımına göre çevre krizinin temelinde insan türü değil, sürekli büyüme ve tüketim üzerine kurulu kapitalist ekonomik sistem bulunuyor.
Eğilmez, kapitalist sistemin daha fazla üretim ve tüketimi teşvik ettiğini, bunun da enerji talebini ve doğal kaynak kullanımını sürekli artırdığını söyledi. Dünya ekonomisinin 2000 yılında yaklaşık 34 trilyon dolar büyüklüğünde olduğunu, 2026 itibarıyla ise 126 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini hatırlatan Eğilmez, bu büyümenin önemli ölçüde enerji tüketimi ve karbon salımlarındaki artışı da beraberinde getirdiğini ifade etti.
Sürdürülebilir dönüşüm çağrısı
Değerlendirmesinde Antroposen'in yalnızca bilimsel bir kavram değil, aynı zamanda insanlık için önemli bir uyarı niteliği taşıdığını vurgulayan Eğilmez, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, su kaynaklarının azalması ve çevre kirliliğinin gezegenin sınırlarının zorlandığını ortaya koyduğunu belirtti.
Buna karşın yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi uygulamaları, sürdürülebilir tarım ve doğa temelli çözümlerin daha dengeli bir gelecek için önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Eğilmez, insanlığın ilk kez jeolojik ölçekte sonuçlar doğurabilecek bir güç ve sorumluluğa sahip olduğuna dikkat çekti.
Eğilmez, değerlendirmesini, "İnsanlık, dünyayı dönüştürme gücünü doğayla uyum içinde kullanmayı başarabilecek mi?" sorusunu gündeme taşıyarak tamamladı.