İSKOÇYA'NIN SİSLİ YAYLA EFSANELERİ
Bu hafta doğanın asırlardır bozulmamış olduğu, insan yaşamının çok doğal olarak aktığı, köylerin ve kentlerin kendi hâlinde sakin ve huzurlu olduğu, gözlerinizin doğanın yeşilinden kamaşacağı ve insanların birbirine son derece saygılı ve kibar olduğu yerlere gidelim

Deniz DİKMEN
Bu hafta sizi İskoç Yaylaları’nda bir gezintiye götürmek istiyorum. Dünyada bu kadar savaş, şiddet, ölüm, doğa katliamı ve huzursuzluk varken gelin sizi dünyamızın sihirli bir cennet köşesine götüreyim. Doğanın asırlardır bozulmamış olduğu, insan yaşamının çok doğal olarak aktığı, köylerin ve kentlerin kendi hâlinde sakin ve huzurlu olduğu, gözlerinizin doğanın yeşilinden kamaşacağı ve insanların birbirine son derece saygılı ve kibar olduğu yerlere gidelim.
İskoç Yaylaları, ülkenin güneybatısında Arran’dan başlar ve kuzeydoğudaki Stonehaven’a kadar uzanır ve Highland Boundary Fault olarak adlandırılır. Bölgede Stirling, Dumbarton veya Helensburgh’un kuzeyinde bu geçiş bölgesi, dalgalı tarım arazilerinden başlayıp dağlık araziye doğru dramatik bir şekilde yükselir. Bölge, kuzeyde John O’Groats’a ve batıda deniz kıyısına kadar uzanır.
Bölgenin kuzeybatısında gördüğümüz küçük Lewisian Gnays oluşumları 3 milyar yaşındadır. Torridon Tepeleri ise Wester Ross’taki Liathach ve Beinn Eighe kayaçlarından meydana gelir.
Fort William’a yakın olan Ben Nevis ise İskoç Yaylaları’nın ve Britanya Adaları’nın 1345 m yüksekliği ile en yüksek noktasıdır. Hiking yapanlar dik ve zaman zaman sisle kaplı bu zirveyi çok severler ve “the Ben” olarak bahsederler.
Dünyanın bu çok özel bölgesinde, ayna gibi doğanın kusursuz yansıdığı göller (İskoçya’da “Loch” olarak geçiyor), ıssız tepelerde çok pitoresk kaleler, tatlı balıkçı kasabaları ve çok dramatik dağlık manzaralar ile karşılaşacaksınız.
İskoç Yaylaları’nda üç ayrı resmî dil konuşulur: İskoç İngilizcesi, İskoçça ve bir Kelt dili olan Galce.
İskoçya’da dünyadan uzak bambaşka bir diyarda olmanın büyük mutluluğunu yaşıyoruz.
Hedefimiz, aracımız ile başkent Edinburgh’dan kuzeye tırmanarak yaklaşık 260 km uzaklıktaki Inverness’e ulaşmak. Arabayla bu yol kısmen köy yollarından geçtiği için yaklaşık 4 saat kadar sürebiliyor; ancak yolda olmak bizim için başlı başına büyük bir keyif, özellikle sevdiklerinizle birlikteyseniz yol daha bir başka eğlenceli oluyor.
Çok az insanın yaşadığı bölge
Amacımız İnverness’e ulaşmak ve bu güzel kuzey kentini kendimize merkez olarak kullanıp çevreyi gezmek olacak.
İnverness kenti, İskoç Yaylaları Bölgesi’nin idari merkezi ve aynı zamanda bu bölgenin en kuzey ve engebeli coğrafyasının lojistik merkezi ve dağıtım noktasıdır. Kuzey Denizi’nden doğuya doğru kara içine giren bir fiyort olan Moray Firth’un hemen sonunda bulunur ve meşhur “Loch Ness” gölünün kıyısında yer alır.
Şehirden güneydoğu yönünde, içinde Loch Lochy, Loch Ashie ve Loch Ness göllerinin de dâhil olduğu “Great Glen”, yani “Büyük Vadi” bulunmaktadır.
Burası çok az insanın yaşadığı, havanın mis gibi olduğu ve çevrenizdeki göllerin, vadilerin, fundalıkların ruhunuzu arındırdığı, yüreğinizi ısıttığı bir bölgedir. Bölgede yaşayan geyiklerin, sincapların, balık kartallarının ambiyansı ve habitatı, göllerin sessizliği sizi adeta peri masallarına, yerel efsanelere götürür.
İskoç Yaylaları’nda çok fazla peri masal yer alır. Periler genelde yeşil giyinirler, müziği, dans etmeyi ve ziyafeti çok severler ve insanlardan uzak bambaşka hayatları vardır. Peri dünyasında zaman mefhumu insanlara göre çok farklıdır.
Perilerin yer altında, bu coğrafyada tepeciklerin ve höyüklerin altında yaşadığına inanılır. Perilerin diyarına olan gizli ve görünmez giriş kapıların buralarda olduğu düşünülür. Senenin sadece özel günlerinde bu girişlerin görünür olduğu söylenir ve bir insanın buraya girmemesi tavsiye edilir. Ola ki bir insan yanlışlıkla peri diyarına girerse orada herhangi birşeyi yemeyip içmemesi önerilir ve çok uzun süre orda mahsur kalacağı rivayet edilir.
İskoç efsanelerine göre bazen periler insanların çocuklarını çalabilir ve yerine büyülü bir tahta parçası bırakabilirler. Bu tarz efsanelerin aslında insanların ailede bir kayıp yaşadıklarında yas dönemlerini hafiflettiğine inanılır. Zira ailenizde kaybettiğiniz kişinin ölmediğini, bunun sonsuza dek ölüm yerine periler diyarına gittiğine inanmak insanlar için daha hafiftir.

Dünya dışı gibi destinasyon
İskoç Yayları’nı gezerken birçok insan özellikle Skye Adası’na gitmek ister. Burası gerçekten dünya dışı bir destinasyon gibi görünür ve bambaşka diyarlar çağrıştırır. Böyle olunca da bölgeye ait de birçok yerel efsaneye denk gelirsiniz. Örneğin, Cairngorms tepelerinde göreceğiniz yemyeşil göllerin aslında perilerin kıyafetlerini yıkadıkları göller olarak efsanede karşınıza çıkar. Bu coğrafyadaki ambiyans sizi onlarca bu tarz peri hikâyesine götürür.
Bir diğer efsane ise Loch Ness Efsanesidir. Bir dönem, Loch Ness Gölü’nde bir canavarın yaşadığına ve zaman zaman gölde görüldüğü üzere dünya basınında bile gündem olan fantastik haberler yapılıyordu. Canavarın ismi bile vardı. Dünya ona ‘Nessi’ diyordu.
İnverness ve çevresinde Jura döneminde (yaklaşık 201-145 milyon yıl önce) gerçekten dinozorlar yaşamış ve İskoçya'nın Skye Adası ve kuzeydoğu kıyılarında yapılan kazılarda Stegosaurus ve Sauropodlar gibi dinozor türlerin fosillerine rastlanmıştır. Özellikle Skye Adası’nda ‘Dinozor Sahili’ olarak bilinen bölgede bu dinozorlara ait kalıntılar ve ayak izleri bulunmuştur.
Biz de İnverness’i kendimize merkez olarak seçip çevrede meşhur Glen Coe, Loch Ness Gölü, Glenfinnan Viyadüğü, Loch Shiel, Eilean Donan Castle, Fairy Pools, Kilt Rock, Mealt Falls, Old Man of Storr, Skye Adası ve Urquhart Castle gibi İskoç Yaylaları’nın bu bölgesindeki ikonik doğal ve tarihî yapıları gezmeyi planlıyoruz.
Glen Coe (“Glen” İskoç dilinde vadi anlamına gelir ve İskoç viskileri genelde bu vadilerden isimlerini alırlar) bu ara İskoç Yaylaları’nda dağcılar ve yürüyüşçüler arasında en popüler olan vadidir ve 2010 yılında İskoçya’nın doğal mirası kabul edilmiştir.
Glen Coe, özellikle yükselen dramatik ihtişamı ve yüksek dağ geçitleri ile vadiler arasındaki ani geçişleri sayesinde çok özgün ve etkileyici bir yapıya sahiptir.
Vadinin yerleşim merkezi ise vadinin içinde bulunan Glen Coe köyüdür.
Buralara geldiğinizde sadece kıyafet seçiminize dikkat etmelisiniz. Her zaman bir yağmur veya sert rüzgâra denk gelebilirsiniz. Bu nedenle buraya yürüyüş veya hiking için geldiğinizde uygun ayakkabı ve hafif, su geçirmez ama nefes alabilen, kapüşonlu bir mont tercih etmeye özen göstermekte fayda var.
Eski yemek gelenekleri geçerli
İskoç Yaylaları’nda İskoçya’nın çok eski yemek gelenekleri hala geçerli. Günümüzde ülkenin en popüler ulusal yemeği Haggis’i mutlaka tatmalısınız. Haggis İşkembe zarının içine, bulgur, üzüm, fıstık, ince doğranmış sakatatlar ve bol baharat ilave edilerek, şalgam ve patates ile sunulur.
Tatlıyı seviyorsanız İskoçya’ya özgü Cranachan tatlısını deneyebilirsiniz. Cranachan tatlısı ağustos ayında ahududu hasadı sonrası yapılan ve aslında Ağustos hasadını kutlamak için hazırlanan bir tatlıdır.
Bu tatlı, tatlı krema, mevsimlik taze ahududu meyvesi, yulaf ve İskoç viskisi ile meydana gelen bir tatlıdır ve İskoç kültüründe tatlıların kralı olarak değerlendirilir.
Bu diyara geldiğinizde dünyaca meşhur Irn-Bru içeceğini de tadabilirsiniz. İskoçya’nın ikinci ikonik içeceği olan bu alkolsüz soda, İskoçların vazgeçemeyeceği ve çok popüler bir alışkanlığıdır.
Gördüğünüz gibi İskoç Yaylaları her anlamda çok keyifli, çok renkli ve sihirli, efsanelerle, güzel hikayelerle dopdolu diyarlardır.
İklim açısından bahar veya yaz aylarında buralara gelmenizi tavsiye ederim. Eğer bir doğaseverseniz ve dünyadan ırak bir tatil yapmak isterseniz buralar gerçekten çok güzel.
İlk fırsatta bu periler diyarını keşfetmeye gelmenizi ve bu doğal ve tarihi mekanlarda ruhunuzu dinlendirmenizi öneririm. Güzel seyahatler dilerim.