EZBER BOZAN BİR FİNTEK SERÜVENİ
Finansın kurumsal kurallarını altüst eden Bakiyem CEO'su Umut Yalçın; hedefleri çöpe atıp yüzde 92 zam yapan ve işe alımda sadece ekip uyumuna bakan sıra dışı bir isim. Aylık 4 milyar liralık hacmi 8 kişiyle yöneten Yalçın ile yasa dışı bahis tehlikesine ve yapay zeka destekli ehliyet kredilerine uzanan ezber bozan bir röportaj gerçekleştirdik.

Hakan ÖZBAY
Bir yanda yüzlerce personelle ve devasa bankalarla çalışan koca koca ödeme kuruluşları, diğer yanda sadece 8 kişiyle aylık 4 milyar liralık işlem hacmini çeviren bir şirket. Üstelik bu şirketin bir satış departmanı dahi yok. Neden mi? Çünkü şirketteki yazılımcısından yöneticisine kadar herkes aslında bir satışçı. Sektörün tüm geleneksel kodlarını kendi yöntemleriyle yeniden yazan Bakiyem CEO’su Umut Yalçın, iş dünyasında “kurumsallık” adı altında şişirilen balonlara pek inanmıyor.
MÜLAKAT YAPMADIK YIL SONU HEDEFİNİ ÇÖPE ATTIK
Klasik bir patron, yıl sonunda çalışanlarını bir odaya toplar ve bir sonraki yılın stres dolu hedeflerini tahtaya yazar. Yeni personeli ise bitmek bilmeyen mülakatlardan geçirir. Umut Yalçın ise bu sistemi tamamen rafa kaldırmış. İşe alım süreçlerindeki absürt ama etkili yöntemini, “Stajyerleri işe alırken biz mülakat yapmadık. Kişilik envanteri doldurttuk. Dedik ki; ‘Bu ekiple anlaşabilecek mi?’ Ne yapacağı hiç önemli değildi bizim için. Çünkü ben bir şekilde emek verip onu yetiştireceğimi kendim biliyordum” sözleriyle anlatıyor.
Yıl sonu geldiğinde ise işlem hacimleri ve cirolar arttığı için şirketi toplayıp, çalışanlarına yüzde 92 zam yaptığını açıklayan Yalçın, o anı gülerek hatırlıyor: “Hepsi ‘Emin misin?’ dediler. ‘Oğlum param olmazsa döneceğim size diyeceğim ki, zam yok. Bir daha ikna edeceğim yani. O yüzden bunu siz sağlayacaksınız’ dedim.” Bugüne kadar ortaklara hiç kâr payı dağıtmayan, tüm parayı çalışanlarına ve şirketin büyümesine aktaran Yalçın, “Bizde hedef yok. Yılın sonunda ne olduğunu hep beraber göreceğiz. Herkes Umut Yalçın nasıl çalışıyorsa, ondan 10 kat daha fazla çalışıyor” diyerek farklı bir aidiyet kültürü inşa ettiğini vurguluyor.
OTOBÜS TERMİNAL KÖŞELERİNDEN MİLYARLIK HACİMLERE
Girişimcilik dünyasında milyon dolarlık yatırımlar alıp lüks arabalarla poz vermek adettendir. Yalçın ise bu “şekilciliğin” şirketleri batırdığını düşünüyor. Geçmişte ortağıyla parklarda buluşup bir dürümü ikiye böldüklerini, Türkiye’deki bütün otobüs terminallerinde uyuduğunu ve hangi otobüs terminal köşesinin daha rahat olduğunu ezbere bildiğini anlatırken son derece samimi.
Pandemi öncesi 3 kişiyle tüm Türkiye’yi arabayla gezerek iş yaptıklarını belirten Yalçın, o dönemi şu sözlerle özetliyor: “Ben kendi arabamla 3 yılda 450.000 km yol yaptım şirket için. Gidip lüks bir araç kiralayabilirdim ama yapmadım. Paramı gösterişe harcamadım. Benim ofiste odam yoktu uzun süre. Pandemi patlayınca fiziki POS’lar kullanılamadı. Şirketler tam batmaya başlarken biz inanılmaz bir ivme yakaladık. Bugün arkalarında banka gücü olan büyük ödeme kuruluşlarında 300 kişi çalışıyor. Ben 8 kişiyim, işlem hacmimiz 4 milyar TL.”
KÖRFEZ’DEKİ SAVAŞLAR VE TÜRKİYE’NİN FİNANS MERKEZİ FIRSATI
Makroekonomik dinamikler ve uluslararası para transferleri konusuna gelince, Umut Yalçın’ın vizyonu şirketin sınırlarını aşıp bölgesel bir analize dönüşüyor. SWIFT sisteminin küresel baskısına dikkat çeken Yalçın, Orta Doğu’daki sıcak çatışmaların ardından Türkiye’nin nasıl güvenli bir liman haline geldiğini şöyle özetliyor:
“Özellikle Körfez’deki savaştan sonra burası acayip bir finans merkezi haline gelmeye başladı. Çünkü Orta Doğu’daki en güvenli ülke Türkiye, başka yok. Üzerimizden füze geçer eyvallah. Ama geçen füzenin karşılığında bakmışsın bir saat sonra birileri bir şeyler yapmış, bilemezsin. Suudi Arabistan da gitti, Dubai’nin zaten bir balon olduğu ortaya çıktı. Şimdi bunu Kıbrıs Rum kesimi yapmaya çalışıyor. Olmaz, halk istemiyor. Kıbrıs çok güvenli bir yerdi zamanında. Şimdi cinayetler olmaya başladı, bunun sebebi rant. Oradaki güvensiz ortamı bizim nasıl değerlendirdiğimiz önemli. Bunu değerlendirmenin en kolay yolu İstanbul finans kentte boş ofisleri doldurmak değil. Gerçekten yatırımcıya ve finansa güvenli bir liman sunmak. Eğer hukuk sisteminde bunu aşabilirsek Türkiye cennet olur.”
Şirketteki en absürt durumlardan biri de “satış ve pazarlama” departmanının olmaması. Daha doğrusu, herkesin o departmanın bir parçası olması. “Bizde herkes satışçı, herkes pazarlamacı,” diyen Yalçın, bu durumu esprili bir dille anlatıyor: “Sadece olamadıkları şey yazılımcı. Bizim yazılımcımız da satışçı. Yani burada otururken bizden birisi otursun hemen ‘Kredi kartı ne kullanıyorsunuz?’ diye sorar. Tatile gidiyorlar, tatilden bile müşteri geliyor bana ya. Bundan daha keyiflisi var mı?”
YASADIŞI BAHİS ÇOK BÜYÜK TEHLİKE
Röportajın en keskin virajı, konunun Türkiye’deki yasadışı bahis ve kumar problemine gelmesi. Yalçın’ın bu konudaki duruşu son derece tavizsiz. Bu durumu sadece bir finansal regülasyon eksikliği değil, devasa bir sosyal çürüme olarak tanımlıyor: “Türkiye’nin başındaki en büyük beladır kumar ve yasadışı bahis. Uyuşturucudan da terörden de tehlikelidir. Çünkü o sosyal çürümeyle kendi teröristini kendi içinde yetiştiriyorsun.”
Çözümün ise teknolojinin gücüyle bir haftada sağlanabileceğini savunuyor: “Yapay zeka diye bir şey var. Hayatın olağan akışına aykırı bir durumu anında tespit edebilirsin. 18 yaşındaki birisine bir saat içinde 10 farklı yerden 100 bin lira gelemez. Bunun tespit edilmesi zor değil. Anında kapatırlar.”
YAPAY ZEKA DESTEKLİ EHLİYET KREDİSİ VE YENİ PROJELER
Bakiyem’in yeni projeleri de en az CEO’sunun vizyonu kadar pratik ve çözüm odaklı. “Tüketici finansmanı ve bayi finansmanına başladık” diyen Yalçın, özellikle artan ehliyet kursu ücretlerine getirdikleri teknolojik çözümü heyecanla paylaşıyor. Adayların 40-45 bin lirayı bulan ehliyet masrafları için saniyeler içinde devreye giriyorlar: “Öğrenci geliyor; annesiyle, babasıyla... Sisteme ismini, TC kimlik numarasını giriyoruz. Bir dakika içerisinde yapay zeka diyor ki ‘Bunun limiti bu kadardır.’ Hemen o parayı anında sürücü kursuna aktarabiliyor. Öğrenci de bana 6 ayda o parayı ödüyor.”
BOZUK ROLEX’LERİN PEŞİNDE
İşten arta kalan zamanlarında ise Umut Yalçın’ı lüks davetlerde değil; denizin dibinde, yüksek irtifa tırmanışlarında veya eski saatlerin satıldığı yerlerde görebilirsiniz. 2 yıldız balık adam, yüksek irtifa dağcısı, boksör ve eski milli hentbolcu olan Yalçın’ın en ilginç hobisi ise oldukça şaşırtıcı: “Saat toplamayı severim. Lüks saatim yok ama bazen Rolex falan da görebilirsin. Ama gidip bayiden parasıyla aldığım değil. Gidiyorum, bozuk saati buluyorum. Rolex’i adam yapmış kenara atmış çalışmıyor, çarkı bozulmuş. Ben gidiyorum onu alıyorum. Sonra başlıyorum gezmeye saatçi saatçi.”
Hem kendi kurallarını koyan hem de ekibine inanılmaz bir alan açan Umut Yalçın, parklarda paylaşılan dürümlerden milyarlık hacimlere uzanan bu yolculukta, girişimcilik dünyasına “kendi tarzıyla” meydan okumaya devam ediyor.
DÖVMELERİN GİZLİ DİLİ
Umut Yalçın’ın dövmeleri, sadece estetik figürler değil; aksine her birinin ardında sağlam birer hikaye yatıyor. Vücudunda Türk tasvirlerinin güçlü bir temsilcisi olan “Geyik” dövmesi var. Umay Ana’nın hemen arkasında duran geyiğin hem yol gösterici hem de besleyici gücüne duyduğu saygıyı teninde taşıyor. Bir diğer dövmesi ise Latince “Per aspera ad astra” (Zorluklardan yıldızlara) ve “Haruda” (Yaşam pınarı) kelimelerinden oluşuyor. Dövmelerin her an aynaya bakıp insanın nereden geldiğini hatırlaması için iyi bir araç olduğunu söyleyen Yalçın, yorucu anlarda bu yazılardan ve genlerinden gelen güçten feyz alıyor.
Yalçın, kendi hayat felsefesini şekillendirirken edebiyattan da ilham alan bir isim. Oğuz Atay’ın “İyi şeyler bir anda olur” sözünü, iş hayatında hızla karar alıp uygulamak için bir rehber olarak benimsediğini belirtiyor ve ekliyor: “Sürüncemede bırakmaz. Benim hayat felsefemdir. Bir şeye eğer iyi bir şey gözüyle baktıysam ‘acaba’ ile yaklaşmam, denerim.”