EmLak Katılım
EmLak Katılımx


Toplumdaki güven erozyonu

Serhat Durmuş 19 ub 2021

Güven inşa etmek çok zor meşakkatli bir süreçtir. Sözle olmaz mesela, insanlar ve toplum yaptıklarınıza bakar. Ciddi bir zaman diliminde, tuğlaları teker teker dizerek kendinizi veya firmanızı bir noktaya getirirsiniz.

Sonra beklenmedik bir şey olur ve büyük emekle, inşa ettiğiniz her neyse yerle bir olur. Ve toplum, insanlar size anında sırtını dönerler. Örneğin bir çekiniz yazılırsa banka size yardımcı olmaz. Hesaplarınızı bloke eder. Evet evet… Size kredi vermek için kırk takla atan o bankadan bahsediyorum. Kredilerinizi iptal eder ve teminatlarınıza bloke koyar. Böylece siz kısa bir süre içinde banka ekranında batık üzeri çizilen bir firma, önemsiz bir insan oluverirsiniz.

En azından eski halinize dönmeniz mümkün olmaz… 

Öyleyse neler oldu da toplum bu aşırı güvensiz mertebeye ulaşabildi?

Aslında bu bir döngü, tıpkı ekolojik denge gibi düşünelim. Zararlı diye yılanları öldürüp yok ederseniz bir süre sonra tarlanızı ve sonrada evinizi farelerin basmasını önleyemeyeceğiniz türden bir döngüden bahsediyorum. Çiftçi harcadığı paranın yarısına ürününü vermek zorunda kalırsa, ertesi yıl o ürünü ekmez ve siz azalan ürünü ya bulamaz ya da geçen yıla göre iki katı pahalıya almak zorunda kalırsınız.

Süt üretimi yapan bir hayvancı eğer, ineğine harcadığı yemin, samanın fiyatı artarsa ya sütün fiyatını arttırır ya da ben bu işten artık kazanamayacağım der ve hayvanlarını kesime gönderir. İşte o zaman siz bırakın sütü, peynirin kilosunu 80 TL’den almak zorunda kalırsınız. 

Siz eğer gençlerinize iyi iş imkânları sağlamazsanız. En zeki olanları yani bir şeyler icat edip ülkenin gidişatını değiştirebilecek olan dâhilerinizi küstürüp yurt dışına gitmelerine engel olamazsınız.

Bakınız, bugün aşıyı bulan Uğur Şahin ve Özlem Türeci Time dergisine kapak oldular. Muhtemelen bu yılki Nobel ödülünü alacaklar. Hepsinden önemlisi insanlık tarihindeki en büyük problemlerden biri olan pandeminin belki de sonunu getirecek hamleyi yaptılar. Ancak bunu Türkiye’de değil kendilerine tanınan imkanla, Almanya’da yaptılar. Biz ise şu an aşının Çin’den gelmesini bekliyoruz... 

Aziz Sancar’da geçtiğimiz dönemde aldığı Nobel ödülünü Amerika’nın kendisine sağladığı imkânlar sonucunda aldı. Bitirdiği İstanbul Üniversitesinde değil. Maalesef bu ülkede üreten, çalışan, zeki insanlar küstürüldü. Ürünler daha ucuz diye, yurtdışından ithal edildi. Bu durum toplumda kalıcı bir dışa bağımlılık yaratırken şu an tüketiciler tüm ürünleri daha pahalı almak zorunda artık. Ticarette bırakın söz vermeyi, çek ve senet şu an pek de geçerli olmayan bir kâğıt parçasına dönüştü. Kapitalizmin bu kanserojen yapısı toplumda güvensizlik metastazına dönüştü adeta. İnsanlar daha içe dönük oldular kapattılar kendilerini. Daha mutsuz,   daha çok şikâyet eden, daha az üretken insanlar görüyorum şimdilerde etrafımda.

İçinizin sıkıldığını ya şu yazıya nereden başladım dediğinizi duyar gibiyim.

Peki, toplumun yaşadığı bu güven erozyonu nasıl iyileşir?

Açıkçası kimsenin elinde sihirli bir değnek yok. Ve bu sorunların akşamdan sabaha çözüleceğine de inanmıyorum. Güven konusunda herkesin kendi kapısının önünü süpürmesini tavsiye ederim öncelikle…

Örneğin; Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır bence. Gerisi laftır, ahkâm kesmektir.

Bir baba oğluna sigaranın zararlarını anlatıp sonrada bir tane yakıyorsa, o çocuk da babasının söylediğini değil yaptığını yapacaktır. Bu durum devleti yönetenler içinde geçerlidir…

Yani güven duygusunun DNA’sını incelediğimizde bu yapıyı bozacak unsurların kök sebebini iyileştirmekle başlamak gerekir. Bu iyileşmenin, bireyden topluma ve oradan da devlete sirayet etmesi, en büyük temennimdir…