Devlet dediğimiz müessese, yalnızca nizam kuran bir kudret değildir; aynı zamanda insanın haysiyetini tanıyan ve onu muhafaza eden bir akıldır. Hukuk ise bu aklın kalemidir. Kalem eğrilirse, yazılan adalet olmaz. Bu sebeple insan onuru, her hukuk düzeninin hem başlangıcı hem de nihai sınavı olmaktadır.
Teknoloji çağında insanın ardında bıraktığı izler, artık yalnızca tapu kayıtlarında, banka hesaplarında ya da noter kasalarında saklı değildir. Günümüz insanı, hayatının büyük bir bölümünü dijital mecralarda sürdürmekte; anılarını, ilişkilerini, emeğini ve hatta servetini sanal ortamlarda biriktirmektedir. Bu gerçeklik, miras hukukunun klasik sınırlarını zorlamakta ve bizi yeni bir kavramla yüz yüze bırakmaktadır: dijital miras.
Teknoloji çağında yaşadığımız her dönüşüm, aslında insan zihninin sınavıdır. Para, artık banknotlardan çok "veri" halinde dolaşmaktadır.
Her milletin tarihinde bir incelik devri vardır. Osmanlı'nın o ihtişamlı yüzyıllarında, adalet yalnızca mahkeme duvarları arasında değil; insanın kalbinde, sokağında, pazarında, hatta bir kahve sohbetinde bile tecelli ederdi.
Toplum olarak son yıllarda sıkça tanık olduğumuz bir manzara var: Bir tartışma, birkaç saniye içinde bir can kaybına dönüşüyor.
Bir ülkenin yükselişi yalnızca ekonomik rakamlarla ölçülmez; adaletin sesi ne kadar gür çıkıyorsa, kalkınmanın temeli de o kadar sağlam demektir.
Türkiye'de vergi denetim sistemi, yıllardır klasik yöntemlerle yürüyordu. Ancak dijitalleşen dünya, vergi kaçakçılığıyla mücadelede de yeni araçlar gerektiriyor.
Türkiye'nin adalet sisteminde yeni bir döneme giriliyor. TBMM'nin açılmasıyla birlikte, Adalet Bakanlığı'nın hazırlıklarını tamamladığı 11. Yargı Paketi kamuoyunun gündemine oturdu.