Advertisement
SON DAKİKA

Üniversiteler enerjide model olabilir mi?

Mehmet Babar 13 Þub 2026

Enerji artık yalnızca üretim ve tüketim dengesiyle açıklanabilecek bir başlık olmaktan çıktı.

Sanayi politikalarından yerel kalkınmaya, eğitimden bölgesel rekabete kadar geniş bir alanı doğrudan etkileyen stratejik bir unsur hâline geldi. Özellikle üniversiteler, yalnızca akademik bilgi üreten kurumlar değil; aynı zamanda bulundukları şehirlerin ekonomik ve teknolojik dönüşümüne yön veren merkezler hâline geliyor. Bu çerçevede son yıllarda enerji alanında atılan adımlar, üniversitelerin yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte de örnek oluşturabilecek bir rol üstlenebileceğini gösteriyor. Enerji alanında model oluşturabilen üniversiteler ise genellikle enerji üretimi, akademik çıktı, uygulamalı eğitim ve yerel katkıyı aynı çerçevede buluşturabilen kurumlar olarak tanımlanıyor.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde yer alan üniversiteler, bulundukları coğrafyanın doğal avantajlarını enerji projeleriyle birleştirme imkânına sahip. Güneşlenme süresi yüksek olan şehirler, rüzgâr potansiyeli bulunan bölgeler ya da tarımsal üretimin yoğun olduğu alanlar, enerji yatırımları açısından önemli fırsatlar sunuyor. Bu avantajların akademik çalışmalarla birleşmesi, enerji üretimini ekonomik bir faaliyet olmanın ötesine taşıyarak bilimsel araştırma ve uygulama alanına dönüştürebilir. Üniversite bünyesinde planlanan veya yürütülen yenilenebilir enerji projeleri yalnızca elektrik üretimi anlamına gelmez; aynı zamanda enerji teknolojileri konusunda bilgi birikimi oluşturma fırsatı da sağlar. Son yıllarda Türkiye’de bazı üniversitelerde kampüs içi güneş enerjisi sistemlerinin yaygınlaşması, enerji projelerinin eğitim ve araştırma süreçleriyle birlikte ele alınabileceğini gösteren örnekler ortaya koymaktadır. Özellikle kampüs ölçeğinde kurulan güneş enerjisi santralleri (GES), üniversitelerin kendi enerji ihtiyacının bir bölümünü karşılamasının yanında, öğrencilere doğrudan uygulama alanı sunan bir eğitim altyapısına da dönüşmektedir.

Türkiye’de ortaya çıkan bu örnekler, aslında dünyada uzun süredir uygulanan bir yaklaşımın yerel yansımaları olarak dikkat çekmektedir. Dünyada birçok üniversite enerji alanındaki dönüşümün merkezinde yer alıyor. Kampüs ölçeğinde kurulan güneş enerjisi sistemleri, enerji verimliliği projeleri ve araştırma laboratuvarları hem maliyetleri azaltıyor hem de öğrenciler için uygulamalı eğitim imkânı sunuyor. Akıllı aydınlatma sistemleri, enerji tasarruflu bina yönetimi ve düşük tüketimli kampüs altyapıları gibi enerji verimli uygulamalar, üniversitelerin yalnızca enerji üretiminde değil, enerji tüketiminde de örnek modeller oluşturmasına katkı sağlamaktadır. Enerji sistemleri, elektrik-elektronik alanları, çevre bilimleri ve tarım teknolojileri gibi farklı disiplinlerin ortak çalışması, enerji konusunun yalnızca teknik bir başlık olmaktan çıkarak çok yönlü bir araştırma alanına dönüşmesini sağlıyor.

Bu örneklerin ortak noktası ise enerji üretiminin tek başına bir hedef olarak görülmemesidir. Bu süreçte önemli olan nokta, enerji üretiminin tek başına bir hedef olarak görülmemesidir. Asıl değer, üretilen enerjinin akademik çalışmalarla desteklenmesi ve bu çalışmaların sanayi ile buluşturulabilmesidir. Bu noktada üniversite–sanayi iş birliğiyle kurulan enerji araştırma laboratuvarları, teorik bilginin saha uygulamalarına aktarılmasını sağlayan önemli merkezler hâline gelmektedir. Enerji depolama teknolojileri, şebeke yönetimi, tarımda enerji kullanımı ve sürdürülebilir kampüs uygulamaları gibi alanlar, üniversitelerin doğrudan katkı sağlayabileceği başlıklar arasında yer alıyor. Tarımsal üretimin güçlü olduğu bölgelerde enerji ve tarımın birlikte ele alınması ise ayrı bir önem taşıyor. Sulama sistemlerinde yenilenebilir enerji kullanımı veya enerji maliyetlerinin azaltılmasına yönelik çalışmalar, yerel ekonomiler üzerinde doğrudan etki oluşturabilir. Bu tür uygulamalar aynı zamanda üniversitelerin sahaya çözüm üreten kurumlar hâline gelmesine katkı sağlar.

Türkiye’de birçok üniversitede enerji projeleri yürütülse de, bu projelerin bir bölümünün henüz sınırlı ölçeklerde kaldığına dair akademik değerlendirmeler bulunmaktadır. Model oluşturabilen örnekler ise enerji üretimi ile akademik çıktıları eş zamanlı geliştirebilen kurumlar oluyor. Coğrafi avantajların doğru değerlendirilmesi, genç akademik kadroların desteklenmesi ve kampüs altyapısının planlı biçimde geliştirilmesi, üniversitelerin bu alanda daha görünür hâle gelmesini sağlayabilir. Enerji yatırımlarının araştırma projeleri, bilimsel yayınlar ve sektör iş birlikleriyle desteklenmesi, bu sürecin kalıcılığını güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Enerji dönüşümünün yalnızca teknolojiyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda insan kaynağıyla doğrudan ilişkili olduğu da görülmektedir. Enerji alanındaki dönüşümün bir diğer boyutu da insan kaynağıdır. Yenilenebilir enerji teknolojileri hızla gelişirken, bu alanlarda yetişmiş teknik personel ve araştırmacı ihtiyacı da artıyor. Üniversitelerde yürütülen enerji projeleri öğrenciler için doğrudan bir uygulama sahası anlamına geliyor. Bu durum mezunların iş gücü piyasasına daha donanımlı katılmasını sağlarken, bölgesel teknik kapasitenin güçlenmesine de katkı sunuyor. Aynı zamanda üniversite-sanayi iş birliklerinin gelişmesi, akademik bilginin ekonomik değere dönüşmesini kolaylaştıran bir zemin oluşturuyor.

Bu tablo, enerji yatırımlarının yalnızca bugünü değil, uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirliği de doğrudan etkilediğini gösteriyor. Enerji maliyetlerinin küresel ölçekte dalgalandığı bir dönemde, kendi enerjisinin önemli bölümünü üretebilen üniversiteler daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşuyor. Bu yaklaşım kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasına da katkı sağlıyor. Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak unsur ise enerji projelerinin sürekliliği ve bilimsel üretimle olan bağıdır. Enerji yatırımları araştırma, eğitim ve yerel ihtiyaçlarla birlikte ilerlediğinde, üniversiteler yalnızca enerji üreten kampüsler değil; enerji alanında referans gösterilen akademik merkezler hâline gelebilir.

Enerji alanında belirleyici olan artık yalnızca kaynaklara sahip olmak değil, bu kaynakları bilgiyle birlikte değerlendirebilmektir. Üniversitelerin önünde duran fırsat da tam olarak budur: coğrafi avantajları akademik üretimle bir araya getirerek yeni ve sürdürülebilir bir örnek ortaya koymak.