Petrolün fitili Karakas'ta mı ateşleniyor?
Dünya ekonomisi bir süredir "jeopolitik gerginliklere alıştığını" düşünüyordu. Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki krizler, Kızıldeniz gerilimi…
Piyasalar her şoku bir süre sonra fiyatlamayı öğrendi. Ancak ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı, petrol cephesinde bu ezberi bozabilecek nitelikte. Çünkü konu sadece bir ülke ya da bölgesel bir çatışma değil; doğrudan küresel enerji arzının kalbine dokunan bir senaryodan söz ediyoruz.
Venezuela, kağıt üzerinde dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi. Yıllardır yaptırımlar, altyapı sorunları ve yönetim krizleri nedeniyle bu potansiyelin çok küçük bir bölümünü kullanabiliyor. Günlük üretim 700-800 bin varil civarında. Rakam küçük gibi görünse de petrol piyasalarında önemli olan yalnızca miktar değil, risk algısıdır.
Petrol piyasaları belirsizliği sevmez. Böyle bir senaryoda Brent petrolde ilk etapta 5-10 dolarlık ani sıçramalar şaşırtıcı olmaz. Çünkü yatırımcılar fiili kesintiyi değil, kesinti ihtimalini satın alır. Vadeli kontratlar, hedge fonları ve spekülatif pozisyonlar devreye girer. Kısacası bir füze atılmadan önce bile pompaya zam yazılır.
İşin bir de ABD boyutu var. Washington’un Venezuela’ya askeri adım atması, Chevron gibi şirketlere tanınan sınırlı üretim ve ihracat lisanslarının da askıya alınması anlamına gelir. Bu da özellikle ABD rafinerilerinin ihtiyaç duyduğu ağır ham petrol arzını daraltır. Alternatif kaynaklar var mı? Var. Ama ucuz mu, hızlı mı, sorunsuz mu? Hayır. Bu nedenle ağır petrol fiyatları daha sert yükselir.
“Peki OPEC+ devreye girmez mi?” sorusu sıkça soruluyor. Teorik olarak evet. Pratikte ise o kadar kolay değil. OPEC+ ülkelerinin büyük kısmı zaten kapasite sınırlarına yakın üretim yapıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerin ek kapasitesi var ama bu da teknik değil, tamamen siyasi bir karar. Üstelik küresel belirsizliğin arttığı bir dönemde kimsenin gönüllü olarak fiyatları aşağı çekecek adımlar atmaya istekli olması beklenmiyor.
Bu tablo finansal piyasalara da yansır. Petrol yükselince enerji hisseleri prim yapar, enflasyon beklentileri güçlenir, merkez bankalarının “faiz indirimi” hayalleri biraz daha ötelenir. Gelişmekte olan ülkeler için ise tablo daha karanlıktır. Enerji ithalatçısı ülkelerde cari açık baskısı artar, para birimleri üzerinde stres oluşur.
Türkiye açısından bakıldığında sonuç net: Daha pahalı petrol, daha pahalı akaryakıt, daha inatçı enflasyon. Küresel bir krizin faturası yine iç piyasadaki tabelalara yansır.
Özetle, ABD’nin Venezuela’ya saldırısı sadece Latin Amerika’yı değil, dünya ekonomisinin nabzını etkiler. Petrol piyasası bu tür krizlerde her zaman erken tepki verir. Asıl soru şu: Bu gerilim kısa süreli bir gözdağı mı olacak, yoksa küresel enerji denkleminde yeni bir kırılma mı yaratacak? Bekleyip göreceğiz.

