Mutfağın yarattığı kriz: Türkiye'de gıda enflasyonu
Günlük yaşantımızda "mutfak masrafı" derken çoğumuz bunun sadece ekonomik bir ifade olduğunu sanırdık.
Fakat artık gıda fiyatlarındaki artış, sadece cebimizin derinliğini değil, toplumsal huzuru ve ekonomik güveni doğrudan etkileyen bir parametre haline geldi. Türkiye’de tüketici fiyatları üzerindeki baskının merkezinde yıl başından beri gıda fiyatları yer alıyor. Öyle ki diğer sektörlerde enflasyon yavaşlarken gıda grubunda artış eğilimi sürüyor.
Rakamların gösterdiği gerçeklik
Ocak 2026 itibarıyla TÜFE (tüketici fiyat endeksi) yıllık bazda bir miktar gevşese de gıda ve hizmet grupları enflasyonun yükselen unsurları arasında yer alıyor. Özellikle gıda tarafında aylık fiyat artışları belirgin şekilde gözlemleniyor ve bu durum, mutfakta hissedilen enflasyonu daha keskin hâle getiriyor.
Bunun arka planında tarımsal üretim maliyetlerindeki yükseliş yatıyor. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (ÜFE) yıllık bazda çift haneli artışlarla sürüyor, bu da çiftçiden market fiyatına kadar zincirin birçok halkasında baskı yaratıyor.
Arz yönlü baskılar: Don ve girdi maliyetleri
Fiyat artışları yalnızca ekonomik dinamiklerle açıklanamaz. Mevsimsel etkiler, olumsuz hava koşulları ve tarımsal üretimdeki kırılganlık da arz tarafında baskı oluşturuyor. Örneğin, meyve ve sebze fiyatları zirai don gibi iklimsel etkenlerle yükselirken tüketiciler kasada bunu ağır bir şekilde hissediyor.
Bu da bize şu soruyu sorduruyor: Fiyat artışı gerçekten arz-talep ekseninde mi, yoksa fiyatlar üzerinde yapısal unsurlar mı etkili? Yanıt, büyük ihtimalle ikisinin birleşimi. Üretici maliyetlerindeki artış, lojistik giderleri, enerji maliyetleri ve uluslararası fiyat dalgalanmaları birlikte bu tabloyu yaratıyor.
Dünya ile karşılaştırma
Türkiye’de gıda fiyatlarının artış hızı, küresel ortalamaların çok üzerinde seyrediyor. Dünya genelinde birçok ülkede gıda fiyatları son dönemde yatay ya da düşüş eğilimindeyken, Türkiye’de yıllık gıda fiyat artış oranları diğer pek çok ülkenin oldukça üzerinde kalıyor. Bu da sadece ekonomik bir parametre değil, sosyal yaşam maliyetinin yükselişi olarak günlük hayatımıza yansıyor.
Tüketiciye yansıyan gerçek
Sadece genel göstergelere bakmak yetmiyor; mutfaktaki gerçek rakamla yüzleşmek zorundayız. Gıda ürünlerinin etiket fiyatları hızla artarken, geliri sabit ya da sınırlı olan hane halkları için bu artışlar ezici bir yük hâline geliyor. Aynı koli alışveriş sepeti geçen yıla göre çok daha pahalı ve bu fark her ay artıyor.
Bu durum, ekonomik güvenin sarsılmasına da yol açıyor. Tüketici, artık yalnızca “fiyat artışı” değil, “adayım endişesi” ile markete giriyor; gelecek ay için plan yaparken gıda fiyatlarını hesaba katmak zorunda kalıyor.
Çözümsüz değil, politikayla ilgili
Gıda enflasyonunun bu denli etkisini sürdürmesi, sadece ekonomik verilerin zaafı değil aynı zamanda tarım politikalarının, lojistik altyapının ve makro ekonomik stratejinin bir sonucudur. Arzı güçlendirecek, üretim maliyetlerini düşürecek ve dağıtım zincirindeki eşitsizlikleri azaltacak politikalar, gıda fiyatlarının üst üste gelen şoklara karşı daha dirençli hâle gelmesini sağlayabilir.
Unutmamalıyız ki ekonomi makro verilerden ibaret değildir. Mutfağımızın önündeki etiket fiyatı, günlük hayatımızın en somut göstergesidir ve bu fiyat, her maaş döneminde aile bütçesini yeniden yazdıran bir hikâyeyi anlatır.
