İran'ın savaş stratejisi
Öngörülmüş ve planlanmış bir savaşla karşı karşıyayız. Ama tarafların ve üçüncü ülkelerin birbirlerinin stratejilerini tahmin ettiklerini ve planlarını hazırlarken dikkate aldıklarını, söylemek zor.
Mesela İran’ın Hürmüz Boğazını kapatarak enerji fiyatlarının fırlamasını sağlayacağı bekleniyordu. Böyle bir gelişmenin, üretici ve tüketici ülkelerin ABD ve İsrail’e baskı yapması neticesinde savaşın kısa sürmesine yol açacağı düşünülüyordu.
Ama hiç kimse ve hiçbir devlet, İran’ın Körfez devletlerine saldıracağını öngöremedi. Körfez devletleri ABD’ye, topraklarındaki üsleri, İran operasyonunda kullandırmayacaklarını deklere etmişlerdi. ABD’de bu nedenle Hürmüz Boğazının girişine uçak gemilerini ve filolarını yığdı. İran, sınırlı sayıda olan füze ve bombalarını, ABD hedefleriyle İsrail’e yoğunlaştıracağına Körfez ülkelerine saldırarak, karşısındaki cepheyi genişletti.
İran’ın stratejisi savaşı yayarak, bölgeyi ateşe vererek, savaşın kısa sürmesini ve rejimin ayakta kalmasını sağlamak. Bu saldırı Ortadoğu’nun jeopolitiğini değiştirecek. Zira Arap devletleri son dönemde İsrail’den uzaklaşıyor, İran’ı mevcut düzene entegre etmeye çalışıyorlardı. Bu saldırılar yüzünden İran, Arap devletleri için yeniden en tehlikeli ülke olacak.
İran’ın saldırısından sonra Körfez devletlerinin füze savar stoklarının sınırlı olduğunu, Katar’ın dört, BAE’nin yedi günlük stoku kaldığını öğrendik. Yani bir süre sonra Körfez devletleri korumasız, savunmasız açık hedeflere dönüşecekler. İran saldırdığında büyük zayiat verecekler. Bu nedenle ABD’ye beklenenden çok daha fazla baskı yapıyor, ‘’Ya bize füzesavar ver ya da savaşı bir an önce bitir’’ diyorlar.
İran’ın Körfezi vurmasının bir diğer nedeni, yakın ve vurulan hedeflerin hareketsiz olması. Yani uzak olan İsrail’e ve hareketli olan Amerikan gemilerine göre isabet yüzdesi daha fazla. Buda ABD’ye savaşı bitirmesi için daha fazla baskı yapmalarına neden oluyor.
Tahran, hazırladığı savaş planında, ilk saldırıların önde gelen devlet adamlarına ve komutanlara yapılacağını öngörmüş, merkezin çökmesi ihtimalini dikkate alarak eyaletlere inisiyatif tanımış. Buna göre savaş başlayınca herkes bulunduğu eyaletteki devrim muhafızları komutanının emrine girecek ve eyaletler merkezden onay almadan hareket edecekler. Yani bazı saldırılar Tahran’ın inisiyatifi dışında yapılıyor olabilir.
Tahran, 12 gün savaşından ders çıkararak füze stoklarını ve füzelerinin isabet ve hasar verme gücünü artırmış. Füzeler, İsrail’e büyük zarar veriyorlar. Seçime giden İsrail’in ödediği bedeli artar ve Netanyahu oy kaybetmeye başlarsa, anlaşma masası kurulur. Böylece hem rejim kurtulur hem de Netanyahu, İran’ı dize getiren lider olarak seçimleri kazanır.
İsrail’in Lübnan’a saldırmasının ve işgale başlamasının nedeni, Hizbullah’ı etkisiz hale getirmek. Yani ‘’İran’ın savaşı bölgeye yayma stratejisi başarılı oldu ama istenen sonuçları henüz doğurmadı.’’ denilebilir. (Husilerin harekete geçmemiş olması ilginç. Zira Husiler Süveyş’e giden gemilere saldırılar düzenleselerdi enerji fiyatları daha hızlı yükselirdi. Dolayısıyla savaşın maliyeti artardı.)
İran aynı stratejiyi uygulamaya ve var gücüyle saldırmaya devam edecek. Kısıtlayıcı unsuru; füze, silah ve mühimmat stokları. İhtiyaçlarını karşılayabiliyor olup olmadığı. İran’ın yeterli stoku varsa ve taleplerini Çin ve Rusya’dan tedarik edebiliyorsa stratejisini kararlılıkla sürdürecek. Stokları tükeniyorsa ve tedarik sorunları yaşıyorsa anlaşmaya meyledecek.
ABD hava saldırılarıyla rejimin devrilmeyeceğini idrak etmiş durumda. Israrlı çağrılara rağmen halk rejimi devirmek için sokaklara dökülmedi. Zaten dini lider öldürüldükten sonra muhaliflerin sokaklara dökülmesi beklemek makul değildi. Hele de kısa süre önce sokaklara dökülen on binler katledilmişken.
Halk beklenen tepkiyi vermeyince CİA ve MOSSAD ayrılıkçı Kürt, Beluç ve Arap gruplarına yöneldi. Ama bu gruplarda rejimin devrileceğine kanaat getirmeden harekete geçmezler. Geçseler bile ordu ve devrim muhafızları karşısında varlık gösteremezler. Trump Barzani ve Talabani’yi defalarca arayarak İran’a karadan saldırmaya ikna etmeye çalışmış. Böyle bir saldırıcı ancak rejim dağılma emareleri gösterirse olur.
İçinden geçtiğimiz hassas günlerde Türkiye’yi savaşa sokmak için provokasyonlar olacaktır. Zira Türkiye’nin savaşa katılması İran için yıkıcı olur. Çarşamba günü NATO’nun Hatay semalarında düşürdüğü balistik füzeyi bu çerçevede değerlendiriyor, arkası gelecektir diyorum. İran Türkiye’ye füze atmaz.
Aslında rejimin devrilmesinin tek yolu ABD ve İsrail’in kara harekatı düzenlemeleri. Ama kara harekatı hem çok zor hem çok maliyetli hem de başarı şansı düşük. Böyle bir harekat ikinci Vietnam olabilir. Bu nedenle yüksek ihtimal, savaşın biraz daha sürdükten sonra ateşkes sağlanması ve tarafların zaferlerini ilan etmeleri. Rejim ‘’Yıkılmadık, ayaktayız, düşmanı püskürttük’’ diyecek. ABD ve İsrail ‘’Hedefe ulaştık, İran’ın nükleer tesislerini ve uzun menzilli balistik füzelerini imha ettik’’ nakaratını tekrar edecek.
Eğer ABD İran’ın enerji kaynaklarından pay almadıysa ve yönetime uyumlu, çalışabileceği isimler gelmediyse bilin ki barış yine geçici olacak. Zafer ilanlarından hemen sonra taraflar, Körfez devletleri dahil, bir sonraki savaşa hazırlanmaya başlayacaklar.
