Gümrük Birliği güncellemesi kritik eşik
Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1996'dan bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği, aradan geçen yaklaşık 30 yılda Türk sanayisinin dönüşümünde kritik rol oynadı.
Ancak dünya ticareti, üretim zincirleri ve küresel rekabet koşulları bu süre zarfında köklü biçimde değişti. Dijitalleşme, yeşil dönüşüm, hizmet ticaretinin yükselişi ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması, mevcut Gümrük Birliği çerçevesinin Türkiye için artık yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor. Bu nedenle “güncelleme” meselesi bir diplomatik nezaket konusu değil, doğrudan ekonomik geleceği ilgilendiren stratejik bir zorunluluk hâline gelmiş durumda.
Asimetrik yapının ekonomik bedeli
Mevcut yapı, sanayi ürünleriyle sınırlı ve Türkiye’yi AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına otomatik olarak uyumlu kılarken, karar alma süreçlerinde söz hakkı tanımıyor. Bu asimetrik durum, özellikle son yıllarda Türkiye aleyhine işleyen bir denge oluşturdu. AB, Kanada’dan Güney Kore’ye kadar birçok ülkeyle serbest ticaret anlaşmaları imzalarken, Türkiye bu pazarlara aynı şartlarla erişemedi; buna karşılık o ülkelerin ürünleri Türkiye pazarına gümrüksüz girdi. Sonuç: Artan dış ticaret açığı, rekabet baskısı altında kalan yerli üretici ve pazarlık gücü zayıflayan bir ekonomi.
Tarım ve hizmetlerde yeni rekabet dalgası
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, öncelikle tarım, hizmetler ve kamu alımları gibi alanların kapsama alınmasını öngörüyor. Bu, Türkiye için hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir sınav anlamına geliyor. Tarımda Avrupa standartlarına uyum, verimlilik artışı ve ihracat potansiyelini yükseltebilir; ancak aynı zamanda küçük üreticiler için yoğun rekabet baskısı demek. Hizmetler sektöründe ise finans, lojistik, dijital hizmetler ve turizm gibi alanlarda AB pazarına daha derin erişim, Türkiye’nin katma değeri yüksek büyüme hedefiyle örtüşüyor.
Yeşil mutabakat ve karbon duvarı
Bir diğer kritik başlık yeşil dönüşüm. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ile karbon yoğun üretim yapan ülkelerden ithalata ek maliyet getirmesi, Türkiye’nin ihracat yapısını doğrudan etkileyecek. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yeşil mutabakat uyumunun da kurumsal bir çerçeveye oturtulmasını sağlayabilir. Aksi halde Türk sanayisi, Avrupa pazarında rekabet gücünü hızla kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Siyasi tıkanıklık, ekonomik zorunluluk
Ancak mesele yalnızca teknik uyum değil; aynı zamanda siyasi irade sorunu. Türkiye-AB ilişkilerindeki dalgalı seyir, Gümrük Birliği güncellemesinin yıllardır masada kalmasına rağmen somut adım atılamamasına yol açtı. Oysa bugün küresel ticaretin yeniden şekillendiği, tedarik zincirlerinin “yakın coğrafyaya” taşındığı bir dönemde Türkiye’nin Avrupa için stratejik önemi artıyor. Bu konjonktür, doğru değerlendirilirse, Türkiye’nin masaya daha güçlü oturmasını sağlayabilir.
Ekonomik model için yol ayrımı
Sonuç olarak Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, Türkiye için sadece ticari bir revizyon değil, ekonomik modelin geleceğine dair bir yol ayrımıdır. Katma değerli üretime, yeşil ve dijital dönüşüme uyum sağlayan, karar süreçlerinde söz sahibi olan bir entegrasyon modeli mi; yoksa mevcut asimetrilerin derinleştiği, rekabet gücünün aşındığı bir yapı mı? Cevap, Ankara’nın reform iradesi kadar Brüksel’in de Türkiye’yi gerçek bir ekonomik ortak olarak görüp görmeyeceğine bağlı. Ancak kesin olan şu: Güncellenmeyen bir Gümrük Birliği, günümüz dünyasında Türkiye için giderek daha büyük bir maliyet kalemine dönüşüyor.