Advertisement
SON DAKİKA

Emekli neden refah payı alamıyor?

Mustafa Deniz 17 Oca 2026

Türkiye'de her ekonomik büyüme verisi açıklandığında aynı soru yeniden gündeme geliyor: "Büyüme var ama emeklinin payı nerede?" Enflasyon düşse de düşmese de bütçe büyüse de vergi tahsilatı rekor kırsa da emeklinin sofrasındaki ekmek küçülmeye devam ediyor. Peki, bu çelişkinin arkasında ne var?

Önce fotoğrafı net koyalım. Türkiye’de yaklaşık 16 milyona yakın emekli var. Bu kitle, çalıştığı yıllar boyunca prim ödedi, vergi verdi, ülkenin üretimine katkı sundu. Ancak bugün gelinen noktada emekli aylıkları, bırakın refah payını, çoğu zaman açlık sınırının bile altında kalıyor. Ekonomi büyürken, bütçe trilyonlara ulaşırken, günlük vergi tahsilatı milyarları bulurken emeklinin cebine neden aynı oranda yansıma olmuyor?

Bunun ilk nedeni bütçe öncelikleri. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı faiz ödemelerine, savunma harcamalarına ve büyük altyapı projelerine gidiyor. Kamu maliyesinde “zorunlu giderler” başlığı altında yer alan bu kalemler, sosyal harcamalar için ayrılabilecek alanı daraltıyor. Devlet, her ay önce borcunun faizini, sonra maaşları ve cari giderleri ödüyor; geriye kalan sınırlı kaynakla sosyal kesimleri desteklemeye çalışıyor. Bu tabloda emekli, çoğu zaman son sıraya düşüyor.

İkinci neden, sosyal güvenlik sistemindeki dengesizlik. Aktif çalışan sayısının artış hızı, emekli sayısının gerisinde kalıyor. Yani sisteme prim ödeyenlerin sayısı, maaş alanların sayısını taşımakta zorlanıyor. Bu durum, bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan transferleri artırırken, emekli aylıklarının reel olarak yükseltilmesini zorlaştırıyor. Sistem ayakta kalsın diye maaşlar düşük, artışlar sınırlı tutuluyor.

Üçüncü ve belki de en kritik faktör enflasyon. Nominal olarak yapılan zamlar, yüksek enflasyon karşısında kısa sürede eriyor. Emekli, kağıt üzerinde zam alıyor; ama pazara, markete çıktığında alım gücünün azaldığını görüyor. Büyüme rakamları ve vergi gelirleri artarken, bu artışın fiyatlar genel seviyesinin gerisinde kalması, emeklinin refahtan pay almasını fiilen engelliyor.

Bir diğer başlık da vergi yapısı. Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük bölümü dolaylı vergilerden oluşuyor. KDV ve ÖTV gibi herkesin aynı oranda ödediği vergiler, düşük gelirliyi oransal olarak daha fazla etkiliyor. Emekli, sınırlı geliriyle harcama yaptıkça daha fazla vergi ödüyor; fakat ödediği bu vergi, kendisine maaş artışı ya da sosyal destek olarak yeterince geri dönmüyor. Yani emekli hem gelirden pay alamıyor hem de tüketim üzerinden bütçeyi finanse etmeye devam ediyor.

Sonuçta ortaya çıkan tablo şu: Türkiye’de refah artıyor gibi görünüyor, bütçe büyüyor, vergi tahsilatı rekor kırıyor; ancak bu refahın dağılımında emekli sistematik olarak geride kalıyor. Sorun sadece kaynak yetersizliği değil, kaynakların nasıl paylaştırıldığı meselesi. Ekonomik büyümenin sosyal adaletle desteklenmediği bir düzende, emeklinin refahtan pay alması mümkün olmuyor.

Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormak gerekiyor: Bu ülkenin kalkınma hikâyesinde, ömrünü çalışarak geçirmiş milyonlarca insan sadece “maliyet kalemi” mi, yoksa hak ettiği yaşam standardını talep edebilecek birer yurttaş mı? Refah, sadece rakamlarda büyüyorsa; ama emeklinin sofrasına uğramıyorsa, ortada büyümeden çok, adaletsiz bir paylaşım sorunu var demektir.