SON DAKİKA

Açlık sınırı asgari ücreti geçtiyse, sorun vardır

Mustafa Deniz 28 Þub 2026

Türkiye'de ekonomi tartışmaları çoğu zaman büyüme rakamları, bütçe dengeleri ve faiz politikaları etrafında dönüyor.

Oysa hayatın içinden gelen veriler, bu makro tartışmaların gölgesinde çok daha sert bir tabloya işaret ediyor. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu bünyesindeki KAMU-AR’ın Şubat 2026 açlık ve yoksulluk sınırı çalışması, bu tablonun artık görmezden gelinemeyecek noktaya ulaştığını ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz hafta bir veri yayınlandı. Bu veriye göre dört kişilik bir ailenin yalnızca dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama 33 bin 963 TL. Aynı dönemde net asgari ücret 28 bin 75 TL. Yani Türkiye’de asgari ücret, istisnai bir hesaplamayla değil; resmi ve metodolojik bir çalışmaya göre açlık sınırının yaklaşık 6 bin TL altında kalmış durumda. Daha açık söyleyelim: Tam zamanlı çalışan bir kişi, ücretini yalnızca gıdaya harcasa bile ailesini doyuramıyor.

Tablo emekliler açısından daha da çarpıcı. En düşük emekli aylığı 20 bin TL seviyesinde. Açlık sınırıyla arasındaki fark 14 bin TL’ye yaklaşıyor. Bu fark artık “kemer sıkma” ya da “geçici alım gücü kaybı” gibi kavramlarla açıklanamayacak kadar büyük.

Sorunun kökü yalnızca gıdada da değil. KAMU-AR verilerine göre gıda dışı zorunlu harcamalar Şubat 2026 itibarıyla 69 bin 854 TL’ye ulaşmış durumda. Barınma, ulaştırma, sağlık, eğitim ve iletişim gibi temel kalemlerin toplamı, tek başına asgari ücretin iki buçuk katını aşıyor. Böyle bir tabloda “asgari ücretle geçinmek” değil, “asgari ücretle hayatta kalmak” bile mümkün görünmüyor.

Gerçek değişmedi

Yılbaşında yapılan ücret artışları bu gerçeği değiştirmedi. Asgari ücret yüzde 27, kamu çalışanı maaşları yüzde 18,6, emekli aylıkları ise yüzde 12,19 artırıldı. Ancak daha yılın ilk iki ayında açlık sınırı 1.877 TL, yoksulluk sınırı ise 8 bin 904 TL yükseldi. Enflasyon yalnızca fiyatları değil, zamların etkisini de hızla eritiyor.

Gıda kalemlerine bakıldığında sorun daha net anlaşılıyor. Et, balık ve yumurta için gereken aylık harcama 10 bin TL’yi aşmış durumda. Süt ve süt ürünleri 7 bin TL bandında. Taze sebze ve meyve toplamı 7 bin TL’yi geçiyor. Bu kalemler artık “sağlıklı beslenme” değil, lüks tüketim sınırına doğru itiliyor.

KAMU-AR’ın bireysel açlık sınırı hesaplaması da önemli bir uyarı niteliğinde. Yetişkin bir erkek için 9 bin 916 TL, genç bir birey için 10 bin 610 TL’lik aylık gıda harcaması gerekiyor. Bu rakamlar, tek başına yaşayan milyonlarca çalışanın bile gelir-gider dengesini neden kuramadığını açıklıyor.

Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 103 bin 817 TL. Bu rakam bir istatistik değil; ücret politikası, sosyal destek mekanizmaları ve vergi yükü birlikte düşünülmeden ekonomi yönetilemeyeceğinin net göstergesi. Açlık sınırının altında kalan bir asgari ücret, yalnızca bir gelir sorunu değil; toplumsal refah ve sürdürülebilirlik sorunudur.

Ekonomi büyüyebilir, bütçe dengelenebilir. Ancak çalışan ve emekli kesim açlık sınırının altına itiliyorsa, orada rakamlar değil, hayat küçülüyordur. Ve küçülen hayatlar, er ya da geç ekonominin de en zayıf halkası haline gelir.