SON DAKİKA

2026: Beklentilerin yılı mı sabır testi mi?

Mustafa Deniz 01 Oca 2026

2025'in sonuna gelirken ekonomi kulislerinde tek bir soru dolaşıyor: 2026 rahatlama yılı mı olacak, yoksa kemer sıkma biraz daha mı sürecek? Cevap net değil ama işaretler, temkinli bir iyimserliğe izin veriyor.

Önce büyük resim. 2024–2025 döneminde uygulanan sıkı para politikası, yüksek faizler ve mali disiplin vurgusu, ekonominin tansiyonunu düşürmeyi hedefledi. Enflasyonla mücadelede “acı reçete”nin etkileri hissedildi; büyüme yavaşladı, tüketici frene bastı, şirketler yatırımları erteledi. 2026’ya girerken beklenti şu: Bu sıkılaşmanın meyveleri kademeli olarak toplanacak.

Enflasyon: Ana belirleyici başlık

2026 beklentilerinin merkezinde enflasyon var. Eğer fiyat artışları kalıcı biçimde aşağı yönlü bir patikaya girerse, faizlerde sınırlı da olsa bir gevşeme alanı doğabilir. Bu da kredi kanallarının kontrollü şekilde açılması anlamına gelir. Ancak burada kritik bir eşik var: Güven. Piyasalar, “erken gevşeme” sinyallerine karşı fazlasıyla hassas. Dolayısıyla 2026, enflasyonun sadece düşmesi değil, düştüğüne inanılması gereken bir yıl olacak.

Büyüme: Daha dengeli, daha seçici

2026’da yüksek tempolu bir büyüme beklemek gerçekçi değil. Bunun yerine daha dengeli, ihracat ve yatırım ağırlıklı bir büyüme konuşuluyor. İç tüketimin lokomotif rolü zayıflarken, sanayi, savunma, enerji ve yeşil dönüşüm yatırımlarının öne çıkması muhtemel. Özellikle Avrupa pazarındaki toparlanma, Türkiye ihracatı için önemli bir kaldıraç olabilir.

İş dünyası: Ayakta kalan kazanacak

Zorlu yıllar, iş dünyasında bir eleme süreci yarattı. Finansmana erişimi olan, bilançosunu koruyan ve verimliliğe yatırım yapan şirketler 2026’ya daha güçlü girecek. KOBİ’ler içinse tablo daha karmaşık. Seçici kredi politikaları devam ederse, birleşmeler ve satın almalar artabilir. 2026, “büyümekten çok ayakta kalma” stratejisinin yerini yeniden büyüme planlarına bıraktığı bir eşik yılı olabilir.

Hanehalkı: Beklenti yönetimi önemli

Vatandaş açısından 2026’nın ana başlığı alım gücü olacak. Reel gelirlerde sınırlı bir toparlanma beklentisi var; ancak bu hızlı olmayacak. Ücret artışları ile enflasyon arasındaki makasın kapanması zaman alacak. Bu nedenle 2026, harcama davranışlarında temkinin sürdüğü, tasarrufun hâlâ değerli olduğu bir yıl olarak şekillenebilir.

Küresel rüzgârlar: Belirsizlik sürüyor

Dış dünya da belirleyici. ABD ve Avrupa’da faiz indirimlerinin zamanlaması, jeopolitik riskler, enerji fiyatları ve küresel ticaret politikaları Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyecek. Özellikle küresel sermaye akımlarında yaşanabilecek bir yön değişimi, 2026’nın seyrini hızla değiştirebilir.

Son söz

2026 için ne “altın yıl” demek mümkün ne de karamsarlığa kapılmak. Daha çok, 2027 ve sonrasının zeminini hazırlayan bir geçiş yılına benziyor. Ekonomide sihirli bir düğme yok; güven, tutarlılık ve sabır var. Eğer bu üçlü korunabilirse, 2026 beklentilerin boşa çıkmadığı, küçük ama kalıcı kazanımların biriktiği bir yıl olarak hatırlanabilir. Aksi halde, beklentiler bir kez daha ertelenir. Ekonomi zaten biraz da bunu öğretmiyor mu?