YENE MÜDAHALE YENİ KUR SAVAŞI BAŞLATACAK
Japonya'nın yeni savunmak için döviz piyasasına müdahalesi ve ABD'nin bu adıma destek vermesi, küresel piyasalarda "yeni Plaza Anlaşması mı geliyor?" sorusunu gündeme taşıdı. Uzmanlara göre gelişme, yalnızca Tokyo'nun kur sorununu değil, küresel finansal istikrar kaygılarını da yansıtıyor

Küresel döviz piyasalarında son günlerde yaşanan hareketlilik, finans çevrelerinin dikkatini yeniden Japon yenine çevirdi. İktisatçı Mahfi Eğilmez’in değerlendirmesine göre Japonya’nın yenin hızlı değer kaybını durdurmak amacıyla piyasaya doğrudan müdahale etmesi ve ABD’nin bu adıma destekleyici yaklaşması, küresel ekonomi açısından sıradan bir kur gelişmesi olarak görülmemeli.
Yen, son yıllarda dolar karşısında ciddi değer kaybı yaşarken, bu sürecin temelinde ABD ile Japonya arasındaki para politikası ayrışması bulunuyor. ABD Merkez Bankası (Fed) yüksek enflasyonla mücadele için faizleri uzun süre yüksek tutarken, Japonya düşük faiz ve genişleyici para politikasını sürdürdü. Faiz farkının açılması, küresel sermayenin dolara yönelmesine neden oldu.
İthalat faturası büyüyor
Japonya açısından zayıf yen yalnızca finansal bir gösterge değil. Enerji ve hammadde ithalatına büyük ölçüde bağımlı olan ülke için kurdaki değer kaybı, elektrikten akaryakıta, gıdadan sanayi üretimine kadar birçok alanda maliyetlerin yükselmesi anlamına geliyor. İhracatçı şirketler kısa vadede rekabet avantajı elde etse de, artan ithalat maliyetleri bu kazancı ekonominin geneline yaymayı zorlaştırıyor.
Bu gelişmeler üzerine Japonya Maliye Bakanlığı’nın dolar satarak yen alımı yaptığı ve piyasaya “kontrolsüz değer kaybına izin verilmeyecek” mesajı verdiği değerlendiriliyor.
ABD’nin desteği dikkat çekti
Washington yönetiminin müdahaleye karşı çıkmaması hatta destekleyici bir tutum sergilemesi, piyasalarda en çok dikkat çeken unsur oldu. Eğilmez’e göre bu durum, ABD’nin serbest piyasa yaklaşımını tamamen terk ettiği anlamına gelmiyor. Ancak finansal istikrarın tehdit altında olduğu dönemlerde büyük ekonomilerin koordineli hareket etmeye daha istekli hale geldiğini gösteriyor.
Plaza Anlaşması yeniden gündemde
Piyasalarda ilk akla gelen örnek, 1985 tarihli Plaza Anlaşması oldu. O dönemde aşırı değerlenen doların kontrollü biçimde zayıflatılması için ABD, Japonya, Batı Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık ortak hareket etmişti. Kısa vadede Amerikan ihracatı rahatlamış olsa da, sonrasında Japonya’da oluşan varlık balonu ve “kayıp on yıllar” süreci tarihe önemli bir uyarı olarak geçti.
Eğilmez, bugün yaşananların birebir Plaza Anlaşması’nın tekrarı olmadığını vurgularken, yaklaşık kırk yıl sonra ABD ile Japonya’nın yeniden aynı doğrultuda hareket etmesinin benzer kaygılara işaret ettiğini belirtiyor.
Kritik nokta ABD tahvilleri
Japonya’nın dünyanın en büyük ABD Hazine tahvili yatırımcılarından biri olması, gelişmeyi daha da önemli hale getiriyor. Yen üzerindeki baskının kontrolden çıkması durumunda yalnızca Japon piyasalarının değil, ABD tahvil piyasasının ve dolayısıyla küresel finans sisteminin de etkilenebileceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle ABD’nin desteği, yalnızca Tokyo’ya yönelik bir dayanışma değil; aynı zamanda kendi finansal çıkarlarını koruma hamlesi olarak yorumlanıyor.
Devletler yeniden sahnede
Pandemi sonrası dönemde yüksek enflasyon, enerji krizi ve jeopolitik gerilimlerin etkisiyle devletlerin ekonomideki rolü yeniden güçlenmiş durumda. Merkez bankaları artık yalnızca faiz belirleyen kurumlar olmaktan çıkıp tahvil alımları, döviz müdahaleleri ve finansal istikrarı korumaya yönelik daha aktif araçlar kullanıyor.
Müdahaleler zaman kazandırır
Eğilmez’in değerlendirmesinde en kritik uyarı ise döviz müdahalelerinin kalıcılığına ilişkin oldu. Faiz farkları ve sermaye hareketleri aynı yönde devam ettiği sürece piyasaların yeniden denge arayışına gireceğini belirten Eğilmez, müdahalelerin yapısal sorunların yerini tutamayacağını vurguluyor.
Küresel ekonomi için güçlü mesaj
Uzmanlara göre bugün tartışılan konu yalnızca Japon yeninin geleceği değil. Asıl önemli olan, büyük ekonomilerin belirsizlik dönemlerinde döviz piyasalarına ne ölçüde ve hangi araçlarla müdahale etmeye hazır olduklarını göstermeleri. Bu durum, küresel ekonomide önümüzdeki dönemde koordineli kur müdahalelerinin ve daha aktif devlet politikalarının daha sık gündeme gelebileceğine işaret ediyor.