NAMİBİYA'NIN GİZLİ HAZİNELERİ
Bu hafta sizi, çok sevdiğim ve atmosferinden derin bir şekilde etkilendiğim Namibiya'ya götürmek istiyorum. Güneybatı Afrika'da yer alan Namibiya Cumhuriyeti; kuzeyde Zambiya ve Angola, doğuda Botsvana, güneyde Güney Afrika ve batıda Atlantik Okyanusu ile çevrili. 825 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en büyük 34. ülkesi konumunda

Deniz DİKMEN
Afrika kıtasını herhalde insanlar ya çok sever ya da hiç sevmez. Ben bu kıtayı yürekten sevenlerdenim. Doğanın bakirliği, kendine has karakteri ve büyüleyici atmosferiyle Afrika bana her zaman çok iyi gelmiştir. Ne zaman bu topraklara ayak bassam, sanki dünyanın en eski oluşumlarına tanıklık ediyor, ortamın o yıkılmaz gücünü ve güzelliğini iliklerime kadar hissediyorum. Tam da bu yüzden her Afrika yolculuğum ruhumu besleyen unutulmaz bir deneyime dönüşür. Dünya henüz tüm özgünlüğünü kaybetmeden buraları görmek lazım; zira her şey ne yazık ki çok çabuk değişebiliyor.
Bu hafta sizi, çok sevdiğim ve atmosferinden derin bir şekilde etkilendiğim Namibiya’ya götürmek istiyorum.
Güneybatı Afrika’da yer alan Namibiya Cumhuriyeti; kuzeyde Zambiya ve Angola, doğuda Botsvana, güneyde Güney Afrika ve batıda Atlantik Okyanusu ile çevrili. 825 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en büyük 34. ülkesi konumunda. Ancak bu devasa topraklarda sadece 3 milyon insan yaşıyor. Namibiya, kilometrekare başına düşen nüfus açısından Moğolistan’dan sonra dünyadaki en düşük yoğunluğa sahip ikinci ülke: Kilometrekareye yalnızca 3,7 insan düşüyor!
Hal böyle olunca, aracınızla yola çıktığınızda bazı bölgelerde saatlerce ne tek bir araç ne de tek bir insan görüyorsunuz. Uçsuz bucaksız doğanın kollarında süzülürken yola hazırlıklı çıkmak ise hayati önem taşıyor. Yanınızda mutlaka bolca içme suyu, hafif yiyecekler, yedek yakıt ve acil durum ekipmanları bulundurmalısınız.

Afrika rüyası: 6 bin kilometrelik büyük yolculuk
Biz de Namibiya’yı bir uçtan bir uca gezmiştik. Güney Afrika sınırından kuzeye doğru tırmanıp Caprivi Şeridi’ni geçmiş ve Botsvana’ya kadar uzandık. Bu rotamız, Afrika kıtasında gerçekleştirdiğimiz 6000 kilometrelik uzun kara yolculuğunun (road trip) 1500 kilometrelik büyüleyici bir parçasıydı.
Namibiya, bağrında öyle hazineler barındırıyor ki... Ne yazık ki bu güzelliklerin pek azı dünya tarafından yeterince biliniyor. Örneğin ülke, dünyanın en eski çölü olan Namib Çölü’ne ev sahipliği yapıyor. Güneyden kuzeye 2000 kilometre boyunca uzanan Namib Çölü, 55 ila 80 milyon yıllık geçmişiyle adeta bir zaman kapsülü. Büyük Sahra Çölü’nün henüz 5-7 milyon yaşında olduğu düşünüldüğünde bu rakam çok daha anlamlı hale geliyor. Namib’in en eşsiz özelliklerinden biri de batı kıyısında Atlantik Okyanusu ile kucaklaşması. Çöl kumlarının kızıl tonları, denizin lacivert dalgaları ve gökyüzünün sonsuz maviliği bir araya geldiğinde ortaya kelimelerle tarif edilemez bir manzara çıkıyor.
İskelet Kıyısı ve Cehennemin Kapısı...
Namibiya’nın bu batı kıyıları, belki de dünyanın en tehlikeli deniz rotalarından biri. Yüzyıllardır binlerce gemiye mezar olan bu sahillerde; okyanusun üzerinde aniden beliren yoğun sis perdeleri, Atlantik’in hırçın dalgaları ve gemileri doğrudan karaya sürükleyen soğuk Benguela Akıntısı birleştiğinde hazin sonlar kaçınılmaz olmuş. Bu yüzden bu kıyı şeridine "Skeleton Coast" (İskelet Kıyısı) veya yerel dildeki karşılığıyla "Gate to Hell" (Cehennemin Kapısı) deniyor.
Afrika’nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük kanyonu olan Fish River Kanyonu da bu topraklarda yer alıyor. 160 kilometre uzunluğu, 27 kilometre genişliği ve 550 metreye varan derin yamaçlarıyla burası doğaseverlere nefes kesici manzaralar ve harika yürüyüş (hiking) rotaları sunuyor. Burada güneşin doğuşunu ya da batışını izlemek kelimenin tam anlamıyla bambaşka bir deneyim.

Yaban hayatıyla burun buruna
Namibiya’daki en şaşırtıcı güzelliklerden biri de, yaban hayatının %70’inin milli parkların veya özel çiftliklerin sınırları dışında, tamamen özgürce var olması. Aracınızla ilerlerken herhangi bir yolda karşınıza serbestçe dolaşan zürafa sürüleri, filler, ceylanlar ya da büyük ve sarmal boynuzlu bir antilop türü olan kudular çıkabiliyor.
Bu yüzden Namibiya’da özel aracınızla seyahat ediyorsanız, yanınızda mutlaka alanında uzman yerel bir rehber olmalı. Çünkü her an vahşi bir hayvanla karşılaşabilir, kendinizi ve doğayı korumak adına nasıl davranmanız gerektiğini bilemeyebilirsiniz. Yolda sürüş yaparken akbabaların ya da sırtlanların avlarını paylaşma mücadelesine tanık olabilir veya aniden bir fil sürüsüyle burun buruna gelebilirsiniz.
Ayrıca Namibiya; dünyadaki en büyük çita, kara gergedan, Pullu memeliler olarak da bilinen ilginç vücut yapısıyla pangolin, çok tehlikeli olan yaban köpeği ve denizaslanı popülasyonlarından birine sahip. Buradaki özel çöl filleri ise, doğanın adapte olma yeteneğinin en somut kanıtı. Zorlu iklim koşullarına uyum sağlayan bu çöl filleri, suya ulaşabilmek için günde 70 kilometre yürüyebiliyor ve 4 gün boyunca tek bir damla su içmeden hayatta kalabiliyor.
Taşlaşmış Ormanlar ve Dinozor İzleri
Namibiya sadece canlı çeşitliliğiyle değil, jeolojik geçmişiyle de büyülüyor. Ülke, dünyanın en eski taşlaşmış ormanlarından birine ev sahipliği yapıyor. Khorixas kentine 40 kilometre mesafedeki Petrified Forest National Park’ta göreceğiniz taşlaşmış ağaçlar tam 260 milyon yaşında! Yani bu dev gövdeler, henüz dinozorlar bile dünya üzerinde yokken ayaktaydı. Keşke dilleri olsa da konuşsalar.
Rehberimizin aktardığına göre, gördüğümüz bu taşlaşmış ağaçlar aslında Orta Afrika bölgesine aitmiş; ancak milyonlarca yıl boyunca yer kabuğunun hareketleriyle Batı Afrika’nın bu bölgesine kadar sürüklenmiş ve yeryüzüne çıkmış. Yerin altında korunmak amacıyla henüz çıkarılmamış çok daha fazla ağacın bulunduğu söyleniyor.
Aynı ulusal parkta, Namibiya’nın "ölümsüz bitkisi" olarak bilinen Welwitschia Mirabilis’i (Tumbo Ağacı) de görme şansı bulduk. Sadece Namibiya ve Angola’ya özgü bu endemik tür, yalnızca iki yapraktan oluşuyor. Binlerce yıl yaşayabilen ve sürekli büyüyen bu bitki, dünyanın en yaşlı canlılarından biri sayılıyor. Bir Welwitschia bitkisi rahatlıkla 2000 yaşını görebiliyor! Dinazorlardan bile eski. Söz açılmışken, Dinozorlara meraklıysanız, Waterberg Platosu’nda 200 milyon yıl önce yaşamış dev sürüngenlerin izlerini sürebilirsiniz. Waterberg Ulusal Parkı’ndaki Etjo Formasyonu’nun kırmızı kumtaşları üzerinde, Erken Jura Dönemi’ne ait münferit dinozor izleri ve platoyu çevreleyen eteklerde çok daha kapsamlı iz yolları korunmuş durumda. Bunların arasında nadir görülen Otozoum dinozoruna ait ayak izleri de bulunuyor.
Bitmedi! Grootfontein civarına yolunuz düşerse, dünyaya uzaydan yaklaşık 80 bin yıl önce düştüğü tahmin edilen, 60 ton ağırlığındaki dünyanın en büyük meteoru Hoba Meteorit’ini ziyaret etmeyi unutmayın. Meteor, düştüğü orijinal yerinde devasa bir doğa harikası olarak sergileniyor. Dünya'da tek parça halinde bulunan en büyük ve en yoğun demir meteoritidir.

Namibiya’ya ne zaman gitmeli?
Bu eşsiz coğrafyayı ziyaret etmek için en ideal zaman, Mayıs ile Ekim ayları arasındaki kurak dönemdir. Yağışların durduğu bu günlerde su kaynakları azaldığı için tüm hayvanlar, özellikle sabahın erken saatlerinde su birikintilerinin etrafında toplanır. Böylece onları gözlemlemek son derece kolaylaşır. Ayrıca kurak sezonda bitki örtüsü sararıp seyreldiğinden, hayvanların çalıların ve yaprakların arkasına saklanması da zorlaşır. Biz de seyahatimizi tam bu dönemde, Mayıs ayında gerçekleştirdik. Namib Çölü’nde, Etosha Ulusal Parkı’nda, Caprivi Şeridi’nde ve Okavango Deltası’nda doğanın kalbine dokunduk. Filler, gergedanlar, leoparlar, aslanlar, Afrika mandaları (bufalo), zebralar, zürafalar, çeşit çeşit antiloplar, oriksler, mandaya benzeyen gnular, çakallar, deve kuşları, sırtlanlar, akbabalar, flamingolar, denizaslanları ve endemik kuş türleri... Hepsi doğanın o kusursuz ahengi içinde, özgürce yaşamaya devam ediyor.

Unutulmaz bir Afrika deneyimi
Bu olağanüstü macerayı yaşarken ulusal parklarda ve özel koruma alanlarında yer alan muhteşem orman evlerinde (lodge) konaklayabilir, profesyonel rehberler eşliğinde doğayı keşfe çıkabilirsiniz.
Sabah konakladığınız kulübede kuş sesleriyle uyanıp Afrika’da güneşin doğuşuna tanıklık etmek; akşam ise günün yorgunluğunu büyüleyici sofraların başında, yakılan ateşin sıcaklığında sohbet ederek atmak tarifsiz bir keyif. O Afrika akşamlarının huzuru içinize işler. Hele bir de yanınızda ruhunuza eşlik eden gezgin dostlarınız ve sevdikleriniz varsa, keyfinize diyecek yoktur! Tabii ki bu coğrafyanın yerli halkları, özellikle de zorlu vahşi doğada geleneklerini koruyarak yaşam sürdüren kabileler, seyahatinize unutulmaz kültür renkleri katacaktır.
Namibiya’nın hazinelerine dair burada size sadece küçücük bir pencere açabildim; zira bu ülkenin zenginlikleri gerçekten sonsuz.
Afrika... Seni ve içinde barındırdığın tüm hazineleri çok seviyorum. En kısa zamanda, yine güzel günlerde kavuşmak dileğiyle!
