KADIN İSTİHDAMINDA ÇÖZÜLEMEYEN DÜĞÜM
Kadın işsizliği tarihi düşük seviyelere gerilerken, istihdamdaki artış kadınların çalışma hayatında eşit fırsatlara ulaştığı anlamına gelmiyor. Hizmet sektöründeki yoğunlaşma sürerken, sanayi, teknoloji ve yönetim kademelerinde daha dengeli bir temsil ihtiyacı gündemdeki yerini koruyor

Yaren YILDIZ
Bir kadının işe girmesi ile çalışma hayatında eşit koşullara sahip olması aynı anlama gelmiyor. Bugün istihdam rakamları iyileşirken, kadınların hangi sektörlerde yer aldığı, hangi pozisyonlara yükselebildiği ve geleceğin mesleklerine ne ölçüde erişebildiği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Sayılar yükselirken görünmeyen eşitsizliklerin devam etmesi, kadın istihdamına ilişkin tartışmayı nicelikten çok niteliğe taşıyor.
Bu tablo, kadınların iş gücüne katılımında kaydedilen ilerlemenin tek başına yeterli olmadığını da gösteriyor. TÜİK verilerine göre kadınlarda işsizlik oranı haziranda yüzde 9,8'e gerilerken, işsiz kadın sayısı da 1 milyon 171 bine inerek Mayıs 2016'dan bu yana en düşük seviyesine ulaştı. Ancak istihdamdaki artışın sektörler arasında dengeli bir dağılıma dönüşmediği görülüyor. Akkök Holding'in 2026 yılında gerçekleştirdiği kadın istihdamında başarılı sektörler araştırmasına göre kadınlar en çok kozmetik, sağlık, eğitim ve gıda sektörlerinde istihdam ediliyor. Hizmet sektöründeki ağırlık sürerken, üretim, teknoloji ve mühendislik gibi yüksek katma değerli alanlarda kadınların temsili hâlâ sınırlı kalıyor.
TARIMDAN HİZMETE HİZMETTEN EŞİTLİĞE
Son on yılda kadın istihdamındaki en belirgin değişim sektör çeşitliliğinden çok sektörler arasındaki ağırlık değişiminde yaşandı. TÜİK verilerine göre 2016'da çalışan kadınların yüzde 55,5'i hizmet, yüzde 28,5'i tarım, yüzde 14,9'u sanayi ve yüzde 1'i inşaat sektöründe yer alırken, 2025'te tarımın payı yüzde 17,4'e geriledi, hizmet sektörünün payı ise yüzde 66'ya yükseldi. Başka bir ifadeyle kadınlar iş gücünde daha görünür hale gelirken, bu görünürlük büyük ölçüde hizmet sektöründe yoğunlaştı. Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem'e göre bundan sonraki asıl tartışma, kadınların yalnızca iş hayatına katılması değil, ekonomik hayatın bütün alanlarında eşit fırsatlarla var olabilmesi.
KALIPLARI KIRMADAN DENGELİ DAĞILIM SAĞLANAMAZ
Kadınların belirli sektörlerde yoğunlaşmasının tek bir nedenle açıklanamayacağını söyleyen Emine Erdem, eğitimden toplumsal kabullere, bakım sorumluluklarından çalışma koşullarına kadar birçok etkenin aynı anda devreye girdiğini belirterek "Kadınların belirli sektörlerde yoğunlaşmasının arkasında eğitim ve meslek tercihlerinden toplumsal kabullere, bakım sorumluluklarından çalışma koşullarına kadar pek çok faktör bulunuyor. Bazı mesleklerin toplumdaki yerleşik ön yargılar nedeniyle 'kadın işi' ya da 'erkek işi' olarak görülmesi de bu ayrışmayı besliyor" dedi.
Erdem, meselenin yalnızca daha fazla kadının işe girmesi değil; kadınların üretimden enerjiye, teknolojiden sanayiye kadar farklı alanlarda da doğal bir tercih olarak var olabilmeli vurgusunu yaparak "Bugün önemli olan bu kalıpları kırmak ve kadınlara yönelik toplumsal beklentileri değiştirmek. Bu ayrışmayı ortadan kaldırabilirsek kadınların teknoloji, mühendislik, enerji, sanayi ve üretim gibi alanlarda da daha güçlü biçimde yer almasının önünü açabiliriz. Çünkü kadın istihdamını artırmak kadar, kadınların ekonomik hayatın bütün alanlarına katılımını güçlendirmek de son derece önemli” ifadesini kullandı.
BÜTÜNCÜL BİR DÖNÜŞÜM ŞART
Emine Erdem, kadınların işe erişimi ile eşit fırsat konusunun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Türkiye'de kadınların iş gücüne katılımında hâlâ önemli bir mesafe bulunduğunu belirten Erdem, asıl kırılma noktasının kariyer yolculuğunda yaşandığını söyleyerek "Bu iki konuyu birbirinden ayırmak mümkün değil. Türkiye'de kadınların işgücüne katılımı konusunda hâlâ katetmemiz gereken önemli bir mesafe var. Bir kadının çalışma hayatına atılması kadar kariyerinde ilerleyebilmesi, karar alma mekanizmalarında yer alabilmesi ve farklı sektörlere yönelebilmesi de önemli. Asıl hedefimiz kadınların potansiyellerini ortaya koyabilecekleri eşit bir çalışma hayatı oluşturmak olmalı" ifadesiyle karar alma mekanizmalarındaki temsilin önemine dikkat çekti.
TEKNOLOJİ EŞİTLİĞİ KENDİLİĞİNDEN GETİRMEZ
Dijitalleşme ve otomasyonun üretim süreçlerini yeniden şekillendirdiğini belirten Erdem, fiziksel güce dayalı birçok işin artık teknik bilgi ve analitik beceriler gerektirdiğini söyleyerek "Teknoloji üretimde fiziksel güce dayalı pek çok görevi dönüştürüyor. Otomasyon, robotik sistemler ve dijital kontrol mekanizmaları sayesinde birçok iş artık fiziksel güçten çok teknik bilgi, analitik düşünme ve teknoloji okuryazarlığı becerisi gerektiriyor. Ancak teknolojinin tek başına eşitlik sağlayacağını düşünmemeliyiz. Kadınların STEM eğitimine, dijital beceri programlarına ve yeni yetkinlikler kazanmalarına yönelik fırsatlara erişimini güçlendirmemiz gerekiyor. Dijital dönüşümü kadın istihdamını çeşitlendirecek bir fırsata dönüştürmenin yolu, kadınları bugünden geleceğin becerileriyle buluşturmaktan geçiyor" ifadesiyle bu dönüşümün kadınların geçmişte daha sınırlı temsil edildiği teknik alanlarda yeni fırsatlar yaratabileceğini ancak bunun kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini vurguladı.
YEŞİL EKONOMİYİ ESKİ ALIŞKANLIKLARLA KURMAYALIM
Erdem, önümüzdeki dönemde kadınlar açısından en büyük fırsat alanlarından birinin yeşil dönüşüm olduğunu belirtti. Bu sürecin yalnızca yeni meslekler oluşturmadığını, mevcut sektörlerin ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri de yeniden tanımladığını söyleyerek "Yeşil dönüşüm sadece yeni sektörler yaratmıyor; enerjiden sanayiye, tarımdan ulaşıma kadar mevcut sektörlerde iş yapış biçimlerini ve ihtiyaç duyulan yetkinlikleri de değiştiriyor. Kritik olan, yeni işler yaratılırken eski eşitsizlikleri yeni ekonomiye taşımamak. Kadınları mühendislikten yenilenebilir enerjiye, sürdürülebilir üretimden teknoloji ve veri alanlarına kadar yeşil ekonominin merkezine bugünden dahil edelim, bu fırsatları doğru değerlendirebilirsek geleceğin iş dünyası daha kapsayıcı ve daha eşit olacaktır" ifadesiyle yeni ekonominin eski eşitsizlikleri tekrar üretmemesi, kadınların bugünden bu dönüşümün merkezine yerleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.