SON DAKİKA
ÇALIŞMA YAŞAMI VE SENDİKALAR Pazartesi 10 Ağustos 2026 02:13

EMEKLİLİK ARTIK İKİNCİ MESAİ

SGK verileri, Türkiye'de emekliliğin giderek ikinci bir çalışma dönemine dönüştüğünü ortaya koyuyor. 2020'de 746 bin olan SGDP kapsamında çalışan emekli sayısı, Şubat 2026'da yüzde 185 artışla 2 milyon 130 bine yükseldi. EYT düzenlemesiyle hızlanan bu artış ve katma değerli sektörlerdeki yetersiz istihdam alanları, gençlerin iş gücü piyasasına girişini etkileyen bir tablo ortaya koyuyor

Emeklilik artık ikinci mesai

Figen KARADENİZ

Türkiye iş gücü piyasasında emeklilik ile çalışma arasındaki sınır giderek siliniyor. Emeklilik, milyonlarca kişi için çalışma hayatının sonu olmaktan çıkıp ikinci bir mesaiye dönüşüyor. 

SGK verilerine göre 2020 yılında 746 bin olan SGDP (Sosyal Güvenlik Destek Primi) kapsamında çalışan emekli sayısı, Şubat 2026 itibarıyla yüzde 185 artarak 2 milyon 130 bin 20’ye ulaştı. Böylece kayıtlı çalışan emekli sayısı altı yılda yaklaşık üç katına çıktı.

Tablonun diğer tarafında ise genç işsizler mevcut. TÜİK verilerine göre 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı Mayıs 2026’da yüzde 14,8 olurken, 2025’te gençlerin yüzde 23,3’ü ne eğitimde ne istihdamda yer aldı.

Marmara Üniversitesi Nüfus ve Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan, bu sıçramanın temel nedeninin EYT olduğunu belirtiyor. EYT ile çok sayıda kişinin erken yaşta emekli olduğunu söyleyen Aysan, emekli aylıklarının mevcut yaşam standartları karşısında yetersiz kalması nedeniyle bu kişilerin yeniden çalışmaya devam ettiğini ifade etti. 

Aysan, bu dönüşümün yalnızca Türkiye'ye özgü olmadığını belirterek, “Artık insanlar daha uzun yıllar yaşıyorlar ve daha uzun yıllar çalışmak durumundalar” şeklinde konuştu.

Erken emeklilik uygulamalarının sosyal güvenlik sistemindeki dengeyi de değiştirdiğine dikkat çeken Aysan, geçmişte yaklaşık dört çalışanın bir emekliyi desteklediği yapının bugün Türkiye'de 1,6 aktif çalışanın bir emekliyi desteklediği noktaya geldiğini söylüyor. Bu yapının sürdürülebilirliğine ilişkin ise Aysan, “Aktif çalışanların prim yükünün artırılması, zaten yüksek gelir elde etmeyen çalışanların daha fazla ezilmesine neden olur. Diğer seçenek olan emekli aylıklarının azaltılması ise geçim sıkıntısı yaşayan emeklilerin daha da ezilmesine yol açar” sözleriyle dikkat çekti.

İKİ KUŞAK AYNI HAVUZDA

Çalışan emeklilerin artışı ile genç istihdamı arasındaki ilişki ise doğrudan “birinin işini diğerinin alması” üzerinden değil, iki grubun yoğunlaştığı sektörlerin benzerliği üzerinden ortaya çıkıyor.

İstihdam edilen gençlerin yaklaşık yüzde 57-58'i hizmet sektöründe; toptan ve perakende ticaret, konaklama, yiyecek hizmetleri ve ulaştırma gibi alanlar genç istihdamında önemli yer tutuyor. Çalışan emeklilerin önemli bir bölümü ise küçük esnaf, bakkal, market, mağaza işletmeciliği, tezgahtarlık ve perakende ticaret gibi alanlarda çalışıyor. Böylece iki farklı kuşağın iş gücü piyasasında aynı sektörlerde buluştuğu görülüyor.

Aysan, “Gençlerle yaşlıların aynı iş kollarında çalışması yeni bir durum değil. Asıl mesele, istihdam yapısının nasıl şekillendirileceği. Yaşlıların istihdamda kalması ekonomik nedenlerle sürecek ancak bu süreçte gençlerin de nitelikli iş alanlarına yönlendirilmesi gerekiyor” sözleriyle mevcut tabloyu anlatıyor.

ASIL SORUN KATMA DEĞERSİZ İSTİHDAM

Aysan'a göre genç işsizliğini azaltmak için emeklileri erken yaşta iş gücü piyasasından çekmeye dayalı politikalar uzun vadede çözüm üretmiyor. Genç istihdamına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aysan, “Çözüm, insanları erkenden emekli ederek genç işsizliğini azaltmak değil. Bunun yerine katma değerli iş kollarının güçlendirilmesi, belirli sektörlerin seçilmesi ve özellikle gençlerin bu sektörlerde istihdam edilmesi gerekiyor” ifadeleriyle çözüm önerisini ortaya koyuyor.

Aysan, teknolojik dönüşümün çalışma hayatında yeni bir uyum ihtiyacı yarattığını belirtiyor. Çalışanların bu değişime hazırlanmasına ilişkin ise “Çalışanların kendilerini sürekli yenilemeleri gerekiyor. Yeni eğitimlerle kendilerini geliştirmedikleri takdirde geride kalıyorlar” uyarısında bulunuyor. Yaşam boyu eğitim politikalarının bu nedenle önem kazandığını ifade ediyor.

Geleceğin istihdam alanlarının belirlenmesinde demografik değişimin de dikkate alınması gerektiğini söyleyen Aysan, Türkiye'de tarım sektöründeki yaşlanmaya dikkat çekiyor.  Aysan, “Tarım emek yoğun bir sektör. Türkiye gibi küçük ve coğrafi olarak engebeli topraklara sahip bir ülkede makineleşmenin sınırları bulunuyor. Bu nedenle tarım sektörünün gençleştirilmesi gerekiyor” sözleriyle tarımda genç iş gücünün önemine işaret ediyor.

ANADOLU'DA ARTIŞ YÜZDE 279'A ÇIKTI

Çalışan emekli sayısındaki yükseliş yalnızca büyükşehirlerle sınırlı kalmadı. SGK verilerine göre bazı Anadolu illerinde çalışan emekli sayısındaki artış yüzde 250'nin üzerine çıktı. Niğde'de artış yüzde 279'a, Kahramanmaraş'ta yüzde 270'e, Ordu'da ise yüzde 268'e ulaştı.

Aysan, bölgesel farklılıklar nedeniyle Türkiye'nin tamamında aynı istihdam politikasının uygulanamayacağını belirtiyor. Bazı bölgelerde tarım, bazı bölgelerde sanayi, bazı bölgelerde ise turizmin öne çıkarılabileceğini söyleyen Aysan, genç istihdamını artıracak politikaların bölgesel ekonomik yapıya göre tasarlanması gerektiğini ifade ediyor. Aysan, “Türkiye'nin geneli için uygulanacak çerçeve politikaların yanı sıra bölgelere özgü politikalar da üretmek gerekiyor. O bölgenin kendi dinamiklerini iyi analiz etmek ve buna göre politikalar geliştirmek faydalı olacaktır” tek tip istihdam politikalarının yeterli olmayacağına işaret ediyor. 

Çalışan emeklilerin Anadolu'ya dönüşünde ise yaşam maliyetlerinin etkili olabileceğini belirten Aysan, bazı emeklilerin büyükşehirlerdeki yüksek maliyetler nedeniyle emekli olduktan sonra kendi memleketlerine döndüğünü ve çalışmaya kendi sektörlerinde ya da kendi iş yerlerinde devam ettiğini söylüyor. “Emekli olduktan sonra büyük şehirlerdeki maliyetleri de düşünerek, biraz da pandemi sonrasında toprağa ve memlekete dönme isteğiyle insanlar kendi şehirlerine dönebiliyor” diyen Aysan, bu eğilimin Anadolu'daki çalışan emekli sayısındaki artışta etkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Çalışan emeklilerin Anadolu'daki artışının da gösterdiği üzere, emeklilik sonrası çalışma yalnızca bireysel bir tercih değil, bölgesel ekonomik koşullar ve geçim imkanlarıyla da şekilleniyor. Gençler açısından ise mesele, emeklilerin iş gücü piyasasındaki varlığından çok, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam alanlarının yeterince oluşturulamaması olarak öne çıkıyor. Bu tablo, Türkiye'de hem çalışan emeklilerin hem de iş gücüne yeni katılan gençlerin ihtiyaçlarını gözeten daha kapsamlı bir istihdam politikasına duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor.

"GÜVENSİZLİKLER ÇAĞINDAYIZ"

Aysan'a göre çalışan emekliler ve genç işsizliği, yalnızca bugünün ekonomik koşullarının değil, Türkiye'nin içinden geçtiği daha kapsamlı dönüşümün bir yansıması. Demografik değişim, yapay zekâ, teknolojik gelişmeler, iklim krizi, aile yapısındaki dönüşüm ve küresel ekonomik belirsizliklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Aysan, bu süreci “güvensizlikler çağı” olarak tanımlıyor.

Bu dönemde yalnızca ekonomik değil, toplumsal güvensizliğin de arttığına dikkat çeken Aysan, bu tabloya ilişkin “İnsanları daha güvensiz hale getiren birçok unsur var. Daha güvensiz oldukları için de daha fazla içlerine kapanıyorlar. Bu doğurganlığı, sosyal ilişkileri ve istihdam yapısını da etkiliyor” sözleriyle güvensizliğin ekonomik alanın ötesine geçtiğine işaret ediyor.

Aysan, yaşanan değişimin hızına dikkat çekerek, “Çok hızlı bir dönüşüm içerisinden geçiyoruz ve bizim buna adapte olmamız gerekiyor, ülke olarak da toplum olarak da” değerlendirmesinde bulunuyor.