Dolar $
13,79
%0.34 0.05
Euro €
15,61
%0.43 0.07
Sterlin £
18,23
%-0.19 -0.03
Altın
789,77
%0.97 7.62
SON DAKİKA
GÜNDEM Pazartesi 18 Ekim 2021 06:39

EKONOMİLER HENÜZ NEKAHAT DÖNEMİNDE

ABD Merkez Bankası'nın (FED) tahvil alımlarını azaltıp sıkılaştırma yolunda adım atmaya hazırlanırken yapılan öngörüler, devletlerin genişleme politikalarına bir müddet daha devam etmesi gerektiğini gösteriyor. Tahminlerde küresel kriz açısından en riskli bölgelerin gelişmiş ülkeler olduğu belirtiliyor.

Ekonomiler henüz  nekahat döneminde

Sedat YILMAZ

ABD önderliğindeki gelişmiş ülkelerin yaşadıkları ekonomik kriz sebebiyle pandemi öncesine dönüşte uzun zamana ihtiyacı olduğu, söz konusu zamanın yıllar alabileceği üzerinde duruluyor. Yüksek borçları sebebiyle maliye ve para politikalarında zorlanan gelişmiş ülkelerin para basarak ekonomilerinde istikrar sağlamaya çalıştıkları, ancak bir müddet sonra yürütülen politikaların geçerliliğini kaybedeceği tahminleri yapılıyor.

ABD Merkez Bankası (FED) ve diğer gelişmiş ülke merkez bankası ile hükümetlerin tahvil alımlarını azaltıp sıkılaştırma yolunda adım atmaya hazırlanırken yapılan öngörülerde, devletlerin genişleme politikalarına bir müddet daha devam etmesi tavsiye ediliyor.

Tahminler, ekonomilerin henüz mevcut krizi atlatamadığı, devlet desteklerinin azaltılması veya kaldırılmasıyla dünya ekonomisinin yeni bir türbülansla karşılaşılabileceği merkezinde birleşiyor. Analizlerde küresel kriz açısından en riskli bölgelerin gelişmiş ülkeler olduğu belirtiliyor ve en son Çin’de ortaya çıkan Evergrande emlak krizi örnek olarak gösteriliyor.

Küresel ekonominin gelecek 10 yıl içinde önemli bir darboğazdan geçeceği, pandeminin etkisiyle oluşan enerji, gıda ve emtia alanında üretim ve tedarik sıkıntıları yaşanırken giderek ağırlaşan iklim değişikliği ve kuraklığın tedbir alınamazsa dünya ekonomisinde ciddi olumsuzluklar oluşturacağı yorumları yapılıyor.

Dünyada borçlar tavan yaptı

Enflasyon oranında ABD’nin yüzde 5,5’e, Avrupa’nın yüzde 3,5’e ulaştığı ve borç limitlerinin fevkalade yükseldiği ortamda gelişmiş ülkelerdeki gidişat iç açıcı görünmüyor. Gelişmiş ülkelerin sıkı para politikasına geçme şansları bulunmuyor. Hatta en iyi ihtimalle ABD’nin 2023 yılından önce bir sıkılaştırmaya gitmeyeceği öngörülüyor. Zirâ ülkeler tahvil veya faiz artırımıyla genişlemeyi durdursa ekonominin daralacağı, enflasyonun yükseleceği ve muhtemelen bir stagflasyon dönemine girileceği, hatta gelişmekte olan ülkelerden dönen dolar ve euroların kendi ülkelerinde enflasyonun yükselmesine sebep olacağı tahminleri yapılıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) son raporunda dünyanın en borçlu ülkelerini sıralarken gelişmiş ülkelerin borç batağındaki hali gözler önüne seriliyor. Dünyanın gayrisafi yurtiçi hasılasına (GSYH) göre en borçlu ülke yüzde 238’lik borç oranıyla Japonya. Diğer ülkeler ise İtalya yüzde 127, Portekiz yüzde 123, İrlanda yüzde 117, ABD yüzde 101, Belçika yüzde 99, İngiltere ve Fransa yüzde 90, İspanya yüzde 84 ve Almanya yüzde 82 borçluluk oranlarıyla dikkat çekiyor.

Türkiye ise borçlulukta çok gerilerde yer alıyor. Milli gelirin 790 milyar dolar olduğu ülkemizde kamu borcunun GSYH’ye oranı sadece yüzde 36.

Dünya Bankası’nın son raporu

Dünya Bankası ise son raporunda gelişmekte olan ülkelerin borç stoku sıralamasında ilk 10 ülkeyi sayarken Türkiye’yi de sıralamaya alıyor. Buna göre 2020 sonunda en yüksek dış borç stoku bulunan Arjantin, Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Rusya Federasyonu, Güney Afrika ve Tayland’dan sonra Türkiye listeye giriyor.

Dünya Bankası Başkanı David Malpass raporla ilgili, “Bu soruna borçları azaltma, hızla yeniden yapılanma ve şeffaflığı arttırma gibi kapsamlı bir yaklaşım sergilemek gerekiyor” değerlendirmesini yapıyor. Raporda 2016 yılından beri aynı dönemde ortalama 8 bin 70 iflas gerçekleştiği göz önüne alındığında, Türkiye’deki iflasların çoktan pandemi öncesi seviyesine döndüğü görülüyor.

Diğer yandan dünyada kovid desteklerinin giderek düştüğünü belirten uluslararası sigorta şirketi Euler Hermes’in Küresel İflas Raporu’na göre, Türkiye’de genişleme aktivitelerinin devam ettiği bir dönemde ekonomisini canlı tutacak devletlerin ayakta kalacağı, şirket iflasları olsa da nispi şekilde gerçekleşeceği, şirket iflaslarının daha çok genişleme politikalarından vazgeçip enflasyon korkusuyla para ve maliye politikalarında sıkılaşma çabası içinde olan ülkelerde fazla görüleceği belirtiliyor.

nekahat-i

Stagflasyon beklentisi yüksek

Henüz en uç senaryolardan biri olarak görülse de 50 yıl öncesini hatırlatan problemlerin varlığı, stagflasyon konusunda uyarı yapan ekonomist sayısını her geçen gün artırıyor.

Ülke ekonomilerinin henüz nekâhat döneminde olduğuna vurgu yapan ekonomistler, enflasyon beklentilerindeki yükseliş ve daha uzun süreli bir enflasyonist ortamın varlığına işaret eden gelişmelere dikkati çekerken, tedarik zincirindeki aksama, yüksek petrol fiyatları ve iş gücü piyasasındaki sorunların mevcudiyetini koruması gibi risklerin ciddiye alınması ve hükümetlerin arz yönlü tedbirleri devreye alması gerektiğini belirtiyor.

Merkez bankalarının enflasyonu dizginlemek için gerekli araçlara sahip olduğunu, aşılamanın yaygınlaşması ve tedarik kanallarındaki sorunların çözülmesi ile büyüme endişelerinin giderilebileceğini belirten ekonomistlerin, şimdilik sadece korku saçan stagflasyonun bir tehdit olmadığı görüşünde birleştikleri gözleniyor.

Ekonomistler, 1973 yıllarında petrol fiyatlarının yaklaşık 3 kat artması sonucu gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan ve dönemin kâbusu olarak görülen stagflasyonun (ekonomik durgunlukta fiyatların artması) petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki hızlı artışın sürmesi durumunda yeniden tehdit haline gelebileceği üzerinde duruyorlar.

10 yıl sürecek bir depresyon

2008 küresel krizini bildiği için adı ‘kriz kâhini’ne çıkan ABD ekonomist Nouriel Roubini’nin 2018 yılında sonraki krizin 2020’de çıkacağını belirtmesi ve bu iddiaya aynı yıl ABD’li ekonomist Jesse Colombo’nun da katılması salgın sürecini daha hassaslaştırıyor.

O yıllarda faiz getiri eğrisinin tersine dönmesiyle kredi mekanizmasının kilitlenmesinin ABD’de önemli bir öncü kriz göstergesi olarak kabul edildiğinin altını çizen ekonomist Jesse Colombo, bugünlere ışık tutuyor.

Ekonomist Roubini 2018’de ABD’deki kriz nedenlerini sayarken eski başkan Donald Trump’ın vergi teşviklerini sona erdirmesi ve FED’e karşı aldığı sert tavır, FED’in faiz artışları, artan petrol fiyatları, ticaret savaşları, gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaşlaması, Avrupa Birliği’nden bazı ülkelerin çıkma ihtimalleri, hisse senedi ve bono piyasalarında şişen balonlar ile Ortadoğu’da yaşanabilecek çatışmaların krizin tetikleyicileri olduğunu belirtmişti.

Pandemi sürecinde geçen yıl açıklama yapan Roubini, kovid salgınının küresel ekonomide 10 yıl sürecek bir buhrana sebep olabileceğini ve büyük bir krizin kaçınılmaz olduğunu dile getirmişti. Roubini, ileride gerçekleşebilecek toparlanmanın ya ‘U’ ya da daha da kötü bir senaryo olan ‘L’ şeklinde olacağını ifade etmiş, “Dünya 10 yıl sürecek bir depresyon dönemine girdi” demişti.

Varlık azaltımı ve faz artırımı olmaz

Ekonomist Nouriel Roubini son olarak Project syndicate’de kaleme aldığı 11 Ekim 2021 tarihli yazısında dış risklerin geçici olduğuna dair yapılan yorumların tutarsızlığına ve iyimserliklerin hayal kırıklığına yol açabileceğine vurgu yapıyor.

Genişleme politikalarının talebi aşırı şekilde canlandıracağı ve enflasyonda aşırı ısınmaya sebep olacağını belirten Roubini, arz şoklarının büyümeyi azaltacağı ve üretim maliyetlerini artıracağını, 1970’lerde görülen stagflasyona benzer bir ciddi sorun ortaya çıkabileceğini kaydediyor.

Halen hafif de olsa küresel ekonomide bir stagflasyondan bahsedilebileceğinin altını çizen Roubini, ABD, Çin, Avrupa ve diğer büyük ekonomilerde büyümede gözlenen yavaşlamanın, emek ve mal piyasalarındaki arz darboğazlarının sonucu olduğuna işaret ediyor.

Roubini son olarak Bloomberg’e de yaptığı açıklamada da, stagflasyon sürecinde büyüme yavaşlar ve piyasalarda 2018 yılı son çeyreğindeki gibi satış dalgası gelirse para politikalarında sıkılaştırmanın zor olacağını söylüyor ve “Ama korkacaklar. Varlık alımlarının azaltılmasının tamamlanmasını veya faizleri artırmayı erteleyecekler” yorumunu yapıyor.

Enflasyonun enerji fiyatlarındaki yükselişlerle artmaya devam edeceğini dile getiren Roubini, tedarik zorluğu ve iş gücü darlığı sebebiyle çekirdek ve manşet enflasyonda önemli bir artışın gündeme geldiğini, bu durumun ise ekonomik büyümeleri frenlediğine dikkat çekiyor.

Roubini enflasyondan korumalı tahvillere yatırım tavsiyesi yaparken ABD tahvil faizlerinin daha yüksek enflasyon risk primini fiyatlamasıyla yükselişini sürdürebileceğini kaydediyor. Yatırımcıya önerilerde bulunan Roubini, altın, metaller, petrol ve alt yapı varlıkları gibi bazı gayrimenkulleri içeren emtianın fiyat baskıları için koruma sağlayabileceğini belirtiyor.

Para politikası erken davranmalı

BBVA analisti Rafael Domenech de enflasyonda süregelen yukarı yönlü baskıların geçici olduğunu belirtiyor ve kovid sürecinde arzın talebi ne kadar zamana kadar taşıyabileceğine bakılması gerektiğini söylüyor.

Domenech, “İleriye dönük bakıldığında kilit nokta; fiyat ve ücret artışlarındaki döngüden ve enflasyon beklentilerindeki bozulmadan kaçınmak olacak. Bu, para politikasının beklenenden daha erken hareket etmesini ve hatta aşırı tepki vermesini gerektirebilir. Hem enflasyon hem de büyümeye bakıldığında, gelişmiş ekonomilerdeki politika yapıcılar stagflasyon riskini önlemek ve hatalardan kaçınmak için gerekli araçlar ve zamana sahip” diyor.

Goldman Sachs başekonomisti Jan Hatzius de Bloomberg’e yaptığı açıklamada, söz konusu durumun merkez bankaları için zorlu bir dönemi beraberinde getirdiğini, şayet büyümelerin yavaşlaması durumunda FED başta diğer gelişmiş ülke merkez bankalarının genişlemeyi devam ettireceklerini ve faiz artırımlarını askıya alacaklarını kaydediyor.