DERİN DENİZ MADENCİLİĞİ KRİTİK MİNERAL YARIŞINI HIZLANDIRDI
Kritik mineral talebindeki artışlar derin deniz madenciliğini yeniden tartışmaların odağına getiriyor.

Deniz seviyesinin yaklaşık 400 metre ile 6,5 kilometre altındaki okyanus tabanında bulunan mineral yataklarının çıkarılmasını kapsayan bu faaliyetler, ağırlıklı olarak nikel, kobalt, bakır ve manganez içeren polimetalik nodüller, kobalt bakımından zengin kabuklar ve bakır, çinko, gümüş ile altın barındıran polimetalik sülfit yataklarına odaklanıyor. Ticari ölçekte derin deniz madenciliği henüz başlamamış olsa da birçok ülke son yıllarda bu alandaki düzenleme çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Bu kapsamda ABD kritik mineral arz güvenliğini güçlendirmek amacıyla izin süreçlerini hızlandırırken, derin deniz tabanındaki kritik mineral bakımından zengin polimetalik nodüllerin çıkarılmasını hedefleyen The Metals Company de ticari üretime yönelik düzenleyici süreçlerde ilerleme sağladı. Buna karşın, uluslararası sulardaki madencilik faaliyetlerini düzenleyecek kurallar üzerinde yürütülen müzakereler henüz sonuçlanmazken, çok sayıda ülke ve çevre örgütü çevresel etkiler konusundaki belirsizlikler nedeniyle faaliyetlere ara verilmesini öngören moratoryum çağrılarını sürdürüyor. Bilim insanları ise derin deniz madenciliğinin habitat kaybı, biyolojik çeşitliliğin azalması ve deniz ekosistemlerinde uzun süreli etkiler yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
TEKNİK VE EKONOMİK ZORLUKLAR DEVAM EDİYOR
Türkiye Kritik Mineral İnisiyatifi Kurucusu Sait Uysal, derin denizlerdeki kaynakların kritik mineraller açısından önemli potansiyel sunduğunu, özellikle Pasifik Okyanusu'ndaki Clarion-Clipperton Bölgesi'nde yer alan polimetalik nodüllerin yüksek miktarda nikel, kobalt, bakır ve manganez içerdiğini söyledi. Uysal, Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi ve çeşitli şirketler tarafından yapılan çalışmalarda söz konusu bölgedeki kaynakların büyüklüğüne işaret edildiğini ancak derin deniz madenciliğinin teknik ve ekonomik açıdan halen önemli soru işaretleri barındırdığını ifade ederek, "Derin deniz madenciliğinde kaynak büyüklüğü açısından bakıldığında oldukça yüksek bir potansiyelden söz ediliyor. Ancak okyanusun binlerce metre derinliğinden mineral çıkarılması ve bunların yüzeye taşınması ciddi teknolojik yatırımlar ve yüksek maliyetler gerektiriyor" değerlendirmesinde bulundu.
ÇEVRESEL ETKİLERE İLİŞKİN BELİRSİZLİKLER SÜRÜYOR
Derin deniz madenciliğine ilişkin en büyük tartışmanın çevresel etkiler etrafında şekillendiğine işaret eden Uysal, derin deniz ekosistemlerinin halen yeterince tanınmadığını aktardı. Madencilik faaliyetlerinin deniz tabanındaki habitatların tahrip edilmesi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve tortu bulutlarının geniş alanlara yayılması gibi riskler taşıdığına ilişkin çalışmalar bulunduğunu belirten Uysal, "Derin deniz madenciliğinin, okyanusların en kırılgan ekosistemleri üzerinde ciddi ve geri döndürülemez çevresel etkiler yaratabileceğine yönelik endişeler sürüyor. Bazı görüşler geri döndürülemez çevresel zararlar oluşabileceğini savunurken, bazıları da karadaki madencilik faaliyetleriyle kıyaslandığında etkilerin daha sınırlı kalacağını öne sürüyor. Bu konuda henüz net bir sonuca ulaşılmış değil" ifadelerini kullandı. Uluslararası düzenlemelerin henüz tamamlanmamış olmasının da belirsizlikleri artırdığına dikkati çeken Uysal, açık denizlerde yürütülecek faaliyetlerin denetlenmesinin de ayrı bir zorluk oluşturduğunu dile getirdi. Mevcut koşullarda derin deniz madenciliğinin kritik mineral arz güvenliği açısından zorunlu bir seçenek olarak görülmediğini belirten Uysal, "Mevcut koşullarda derin deniz madenciliği ekonomik açıdan fizibil görünmüyor. Ancak kendi maden kaynakları sınırlı olan ve kritik minerallerde dışa bağımlılığını azaltmayı hedefleyen Japonya için uygulanabilir bir alternatif olarak öne çıkabilir" diye konuştu. Metal fiyatlarında kalıcı ve sert yükselişler yaşanmadığı sürece derin deniz madenciliğinde ticari ölçekte yaygın bir üretimin ekonomik açıdan zor göründüğüne değinen Uysal, ilerleyen 5 ila 10 yıllık dönemde sektörün büyük ölçekli ticari üretime geçmesinin kolay olmadığını kaydetti.
