SON DAKİKA
GÜNDEM Cuma 17 Temmuz 2026 01:42

BAĞIŞ EKONOMİSİNDE ŞEFFAFLIK ALARMI

Türkiye'de derneklerin yönettiği bağış ekonomisi beş yılda yaklaşık yedi kat büyüyerek 172,9 milyar liraya ulaştı. Kaynak hacmi rekor seviyeye çıkarken, İçişleri Bakanlığı denetimleri her 100 dernekten yaklaşık 14'ü hakkında işlem önerildiğini ortaya koydu. Veriler, bağış sisteminde güvenin korunmasının ancak güçlü denetim, tam şeffaflık ve hesap verebilirlikle mümkün olduğunu gösteriyor

Bağış ekonomisinde şeffaflık alarmı

Figen KARADENİZ

Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının yönettiği bağış ekonomisi son yıllarda tarihi bir büyüklüğe ulaştı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre derneklerin toplam gelirleri 2020 yılında 23,9 milyar lirayken, 2025 itibarıyla 172,9 milyar liraya yükseldi. Yaklaşık yedi katlık büyüme, sosyal yardımların ve gönüllü bağışların ekonomide giderek daha büyük bir pay oluşturduğunu ortaya koyarken, bu büyüklüğün beraberinde daha güçlü denetim ve daha yüksek şeffaflık ihtiyacını da getirdi.

Son dönemde Ahbap Derneği başta olmak üzere bazı büyük sivil toplum kuruluşlarının bağış süreçlerine ilişkin kamuoyunda yaşanan tartışmalar, bağışların nasıl toplandığı, nasıl harcandığı ve hangi mekanizmalarla denetlendiği sorularını yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre bağış sisteminin sürdürülebilirliği, yalnızca iyi niyetle değil, hesap verebilirlik ilkesiyle güvence altına alınabiliyor.

Bağışta güvenin temeli şeffaflık

Bağış yapan vatandaşların en büyük beklentisi, verdikleri desteğin amacına uygun şekilde kullanıldığını görebilmek. Bunun yolu ise düzenli bağımsız denetimlerden, açık mali raporlamadan ve kamuoyuna sunulan şeffaf faaliyet bilgilerinden geçiyor.

Uzmanlar, bağış hacmi büyüdükçe denetim mekanizmalarının da aynı ölçüde güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Aksi halde küçük ihmallerin dahi zamanla ciddi suiistimallere dönüşebileceği, bunun da yalnızca ilgili kurumlara değil, tüm sivil toplum sektörüne duyulan güveni zedeleyebileceği belirtiliyor.

100 dernekten 14'ü hakkında işlem önerildi

İçişleri Bakanlığı'nın 2025 yılı denetim istatistiklerine göre denetlenen derneklerin yüzde 86,43'ü hakkında herhangi bir işlem önerilmedi. Buna karşılık yüzde 12,10'u için idari işlem, yüzde 0,68'i için adli işlem, yüzde 0,79'u için ise hem idari hem adli işlem önerildi.

Böylece denetlenen her 100 dernekten yaklaşık 14'ü hakkında mevzuata aykırılık nedeniyle işlem yapılması gerektiği yönünde değerlendirme ortaya çıktı. Bu tablo, denetim mekanizmasının yalnızca usulsüzlükleri ortaya çıkarmak açısından değil, bağış sistemine duyulan güvenin korunması bakımından da kritik önem taşıdığını gösteriyor.

En ağır yaptırım yardım toplama ihlallerine

Denetim sonuçlarında dikkat çeken en önemli başlıklardan biri ise 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu kapsamında tespit edilen ihlaller oldu.

İdari para cezalarının en büyük bölümünü mevzuata aykırı yardım toplama faaliyetleri oluştururken, ikinci sırada ise yurt dışından alınan veya yurt dışına gönderilen yardımlara ilişkin bildirim yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle uygulanan yaptırımlar yer aldı.

Bu durum, bağış toplama süreçlerinin en sıkı şekilde izlenen alanlardan biri haline geldiğini ortaya koyuyor.

Kayıt düzenindeki eksikler dikkat çekti

Denetimlerde en sık rastlanan aykırılıklar ise defter ve kayıt düzenine ilişkin eksiklikler oldu. Usulüne uygun tutulmayan dernek defterleri, yetki belgesi olmadan gelir toplanması, genel kurul bildirimlerinin zamanında yapılmaması, adres değişikliklerinin bildirilmemesi ve mevzuata aykırı genel kurul uygulamaları öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Her ne kadar bu eksikliklerin önemli bölümü idari nitelikte olsa da uzmanlar, kayıt sistemindeki zafiyetlerin zamanla mali şeffaflığı zedeleyebileceği ve olası suiistimaller için uygun bir zemin oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

Şeffaflık olmazsa güven de kalmaz

Bağış ekonomisinin ulaştığı 172,9 milyar liralık büyüklük, sivil toplum kuruluşlarının toplumsal ve ekonomik etkisini artırırken, aynı zamanda sorumluluklarını da büyütüyor.

Uzmanlara göre düzenli denetim, bağımsız mali raporlama, dijital izlenebilirlik ve kamuoyuna açık hesap verme kültürü güçlendirilmediği sürece bağış sisteminde suiistimal riskini tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Yaşanabilecek usulsüzlükler ise yalnızca ilgili kurumların değil, dürüst ve şeffaf çalışan binlerce sivil toplum kuruluşunun da itibarına zarar verebilir.

Ekonomistler, bağış ekonomisinin sağlıklı büyümesinin ön koşulunun daha fazla bağış toplamak değil, toplanan her kuruşun şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir sistem içinde yönetilmesi olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü bağışta en değerli sermaye para değil, güvendir. Güvenin korunmasının yolu ise etkin denetim ve tam şeffaflıktan geçiyor.