Dolar $
13,79
%0.34 0.05
Euro €
15,61
%0.43 0.07
Sterlin £
18,23
%-0.19 -0.03
Altın
789,77
%0.97 7.62
SON DAKİKA
Turizm Pazartesi 11 Ekim 2021 02:13

ASYA STEPLERİNDE MOĞOL RÜZGARI

Moğolistan için yerliler "şarkı söylemenin cenneti" derler. Bu kez sizi çok farklı bir destinasyona, Kuzey Çin'deki Özerk Bölgesi İç Moğolistan bölgesine götürmek ve yerlilerin burayı neden böyle tanımladıklarını da anlatmak isterim

Asya steplerinde Moğol rüzgarı

Deniz DİKMEN

Aylardan ekim ve gene uzun bir uçuşla yollardayım. İstanbul’dan Pekin şehrinden aktarmalı iç Moğolistan bölgesindeki Baotou kentine uçuyoruz. Burası Çin’in en büyük üçüncü bölgesi ve bir baştan bir başa yaklaşık iki bin dört yüz kilometre uzunluğunda ve Çin’ e göre küçük sayılabilecek sadece yirmi dört milyonluk bir nüfusa sahip. Yaklaşık bin metre yükseklikteki bir rakımdayız.

Hava soğuk. Gündüzleri 12-13 derece, geceleri ise sıfırın altındaki dereceleri görüyoruz ama hava güneşli ve berrak.

Bu bölgede Çin’in en büyük stepleri bulunuyor. Stepler derken bu özel bitki örtüsü orman yapısı ile çöl arasındaki bir yapı yani bitkilerin az su ile yetiştiği ve rüzgara direnç gösterdiği bozkırlar. Güney Amerika’da “Pampas” derler veya Kuzey Amerika’da “prairie.” Şehrin anayolunda giderken yolumuzun üstünde bu bozkırlara açılan bir kapı var ve rehbere “Bir bakabilir miyiz?” dediğimde bana kesinlikle stepleri bilen bir rehberle gidilmesi gerektiğini, aksi takdirde orda kaybolup pek geri dönemeyeceğimizi çünkü steplerin uçsuz bucaksız ve hayal edemeyeceğimiz kadar geniş bir bölge olduğunu iletiyor.

Yollar sessizleşiyor

Ertesi gün iki saatlik uzaklıkta olan Ordos kentine devam ediyoruz. Yollar gitgide sessizleşiyor, hava daha da soğuyor, insan çok az ama sonsuz, harika bir ufuk var. Aracımızla ana yoldan sapıp hedefimiz olan steplerdeki bir çiftliğe gidiyoruz. Burada bölgeye has ve dünyaca meşhur kaşmir keçileri yetiştiriliyor. Anlayacağınız o meşhur kaşmir kazakları bu keçilerin tüylerinden yapılıyor ve bir keçiden senede sadece yaklaşık üç yüz gramlık yün yani bir kazaklık net mamul çıkıyor. Moğolistan’ın tamamında yaklaşık otuz iki milyon kaşmir keçisi yaşıyor ve dünyadaki kaşmir talebin büyük bir kısmı bu bölgelerden karşılanıyor.

Çiftliğimiz bozkırlarda bulunan çok mütevazı bir yapı. Mei Lian Chen adındaki çobanlık yapan ve adı “güzel lotüs çiçeği” anlamını taşıyan genç hanım bizi karşılıyor. Yaklaşık üç yüz kaşmir keçisinden oluşan sürüsü steplerin tepelerinde otluyor . Her yer o kadar sessiz ki sadece rüzgarın otların arasındaki fısıltısını duyuyoruz. Önümüzde küçücük pırıl pırıl bir dere akıyor ve ilerde tertemiz bir su birikintisi bulunuyor. Moğollar için su duruluğun ruhunu taşıyor ve su o kadar kıymetli ve kutsal ki, suyu sadece içmek için kullanabilirsiniz.

Moğol kurallarına göre suyu ve çevresini kirletmek mümkün değil örneğin elinizi bile suda yıkayamazsınız değil ki çamaşırınızı.  Çevreyi kirletemezsiniz. Suyun bölgede çok az bulunmasından dolayı elbette su kaynaklarına çok dikkat ediyorlar. Moğollar ayrıca steplerde göç ederek yaşadıkları ve her zaman su kaynakların kıyısında çadırlarını kurdukları için suyun tertemiz kalması gerekiyor.

mogol-1

Hava mis gibi

Hava mis gibi. Artık mevsimlerden sonbahar olduğundan, çevredeki renklerde sonbahar renklerinde. Toprak sarı, steplerin otları tamamen sararmış, bir küçük deponun telleri arasında sarı mısır koçanlarını görüyoruz. Onlarda kışa hazırlık. Gökyüzü ise masmavi parlıyor.

Mei Lian Chen sürüyü tepelerden toparlayıp, derede su içmelerine izin verdikten sonra çiftliğe getiriyor ve bize sevmemiz için sürünün en küçük minik keçisini getiriyor ve bu ara bize steplerdeki yaşantısından bahsediyor.

Burası o kadar barışçıl, sakin ve kendine özgü bir ortam ki – sadece steplerde esen rüzgarın sesi var.

mogol-2

Akşam vakti ise çok özel bir seremoniye davetliyim. Beni özel misafirleri kabul ettikleri için yerel bir Moğol restoranında ağırlıyorlar. Harika sesi olan ve yerel kıyafetler içindeki bir genç şarkıcı beni karşılıyor. Moğol şarkısını söylerken boynundaki mavi parlak fuları alıp törenle benim boynuma takıyor. Moğollardaki mavi renk daima gökyüzünü ve suyu temsil eder ve çok kutsaldır. Bana küçük bir kasenin içindeki pirinç likörünü uzatıyor.

İki parmağımın ucunu bu liköre batırıp önce damlacıkları gökyüzüne doğru sıçratmamı istiyor.

İkinci adımda damlacıkları yeryüzüne doğru sıçratmam gerekiyor. Üçüncü hamlede ise damlacıkları önce kendi alnıma ve sonra da soframızda oturan her bir bireyin alnına sürüp iyi dileklerde bulunmam gerekiyor. Bu ritüel bildiğim kadarıyla bir şaman ritüeli ve doğaya olan bir övgü . Moğol şarkıcı harika sesi ile şarkını kalbimize dokunarak okumaya devam ediyor.

Birlikte alınan yemekten evvel misafire bu karşılama töreni yapılırmış ve törenin sonunda başıma beni onore etmek için çok özel yöresel bir taç giydiriyorlar.

Bu törenden çok etkilenmiştim, olağanüstü duygular yaşatmışlardı bana.

Muhteşem Moğol sofrası

Ardından ise o muhteşem Moğol sofrasına oturmuştuk ve inanılmaz lezzetler bizi bekliyordu.  Sütlü çorbalar, arı kovanı şeklindeki mantı tarzındaki hamur işi çok leziz etli ekmekler, çeşit çeşit mantar ve sebzeler. Etlerden hem dana, hem kuzu, hem deve eti tatmıştık. Gerek Moğolların sofradaki görselleri ve günlerce orda bulunduğum süre içinde servis edilen o şahane ve bizim de damak tadımıza çok uygun lezzetleri hiç unutamayacağım.

Moğollar aslında konuşmaktan çok bu şekilde birbirlerine şarkı söyleyerek iletişim kurarlarmış. Güzel sesleri ile güzel sözleri birbirlerine böyle aktarmayı tercih ediyorlarmış. Bu nedenle kendi diyarlarını şarkı söylemenin cenneti kabul ederlermiş.

Bu tertemiz doğada yaşayan ve pırıl pırıl yüreği olan, doğasına ve özellikle su kaynaklarına ve kültürüne sahip çıkan ve bu kadar misafirperver olan bu insanlardan ne çok öğrenecek şeyimiz var.

Bir gün dünyanın ta öbür ucunda bulunan bu uçsuz bucaksız stepli diyarlara sizin de dünya değişmeden yolunuzun geçmesini ve bu anlattıklarımı birebir yaşama ve hayran olma fırsatı yakalamanızı yürekten dilerim.