Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA
Turizm Pazartesi 16 Mayıs 2022 02:43

AMSTERDAM'IN ÇİÇEKLERİ

Amsterdam ve Hollanda elbette birçok Avrupa kenti gibi en güzel , havanın ısındığı ve çiçeklerin açtığı ilkbaharda ve yaz aylarında gezilir. Amsterdam şehri Kuzey Denizin kıyısındadır ve içinden Amstel Nehir'i geçer

Amsterdam'ın çiçekleri

Deniz DİKMEN

Eğer denizi, rüzgarı, rengarenk çiçekleri, kültür ve sanatı, bisiklet sürmeyi ve tekneye binmeye, doğayı ve doğal insanları seviyorsanız Hollanda tam size göre bir yer.

Dilerseniz sizi Hollanda’nın kendi şahsına münhasır başkenti güzel Amsterdam’a götüreyim ve özellikle bu şehirde neden etkilendiğimi sizinle paylaşayım.

Hollanda rakım olarak dünya yeryüzünde en alçak seviyede bulunan ülkelerden biri ve başkenti Amsterdam deniz seviyesinin hatta bir iki metre altında bulunur.

Ülkenin en yüksek tepesi ise sadece 322 metre yükseklikteki Vaalserberg Tepesi’dir.

Bu nedenle burası küresel ısınmayla ve deniz seviyesinin yükselmesiyle birlikte dünyanın en çok etkilenecek kentlerden ve ülkelerden biridir.

ams-5

Amstel’e kurulan set

Amsterdam ve Hollanda elbette birçok Avrupa kenti gibi en güzel, havanın ısındığı ve çiçeklerin açtığı ilkbaharda ve yaz aylarında gezilir.

Amsterdam şehri Kuzey Denizin kıyısındadır ve içinden Amstel Nehir’i geçer. Şehrin ismi de ‘Amstel ‘ve’ Dam’ kelimelerinden meydana gelir ve ‘Amstel’e kurulan set’ anlamındadır. 

Şehir ‘gracht’ adı verilen ve tüm şehri çok düzenli bir şekilde kaplayan ortaçağdan kalma su kanalları ile çok özel bir yapıya sahiptir. ‘Gracht’lar şehrin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu su kanallarında çok ayrı bir yaşam vardır. Kanalların tamamı yaklaşık 100 kilometreyi bulmaktadır ve bu sistem sayesinde şehirde doksan kadar adacık ve bin 500 köprücük bulunur. Herengracht, Prinsengracht ve Kaizergracht gibi geçmişten bu yana özellikle Hollanda Kraliyet Ailesine adanmış olan su kanalları vardır. Baharda kanalların çevresindeki köprüler, evler çiçeklerle süslenir ve harika görsel bir şölen ortaya çıkar. Su kanallarından her türlü tekneler geçer, renkli geçitler ve törenler yapılır ve şehre has tekne evleri bulunur. Bu tekne evler ya eski teknelerden yapılmıştır ya da baştan itibaren bir tekne ev olarak tasarlanır ve buraya ait günümüzde artık çok popüler olan bir yaşam tarzını yansıtır. Kanalların çevresini ise çoğunlukla 17inci yüzyıla ait harika evler süsler. Amsterdam’ın su kanalları bölgesi 2010 yılından bu yana ise UNESCO dünya mirası olarak kabul edilir.

ams-5

Bisiklet vazgeçilmez

Amsterdam’a ait şehir mobilyaların en vazgeçilmezi ise bisikletlerdir. Hollanda bisikletleri pek makbuldür ve sadece Amsterdam kentinde yaklaşık sekiz yüz bin bisiklet kullanılmaktadır.

Herkes daha çocuk yaşta bu aleti kullanmaya başlar ve bisiklet insanların hayatının bir parçası olur. Tüm ülkede bisikletçilere ve bisiklet yollarına ayrı bir özen ve öncelik gösterilir.

Amsterdam ve Hollanda aynı zamanda bir çiçekler diyarıdır. En başta lale çiçeği her ne kadar bir Orta Asya çiçeği de olsa günümüzde bütün dünya Hollanda’yı lalenin memleketi olarak bilir. Çok yakında bulunan Keukenhof rengarenk lale bahçeleri ile ünlenmiş harika bir botanik bahçesidir.

Sadece lale değil Hollanda birçok çiçek çeşidini üretip, dünyanın her yerine satar ve bu nedenle Avrupa’nın en büyük çiçek pazarı ve üreticisi unvanına sahiptir. 

Benim Amsterdam’da en sevdiğim özelliklerden biri de şehrin bir müze şehri olmasıdır.

Rijks Müzesi, Van Gogh Müzesi, Rembrandt Evi, Stedelijk Müzesi, Moco Müzesi  kuşkusuz burada ziyaret edilmesi gereken çok güzel mekanlardan bazılarıdır. Buradaki dünyaca meşhur ressamların tablolarını ve sanatçıların eserlerini görmek büyük bir ayrıcalıktır ama benim için gitmiş olduğum onca Amsterdam seyahatimden beni en çok etkileyen müze ise Anne Frank Müzesi olmuştur .

ams-1

Toplama kampında hayata veda etti

Çocukluğumda okuduğum Anne Frank’a ait kitap beni gerçeğe dayanan hikayesi ile inanılmaz etkilemişti ve hikayenin geçtiği gerçek lokasyon, yani Frank Ailesi’nin yaşadığı renksiz ve normalde dikkatinizi çekmeyecek ev ise günümüzde her gün dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce ziyaretçinin içeri girmek için sırasını beklediği Anne Frank Müzesidir.

Alman-Hollandalı ve Musevi kökenli bir genç kız olan Anne Frank 1942 ile 1944 yılları arasında yani II. Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Amsterdam’da yaşar.

O dönemde ailesi ile birlikte gizlenmek durumunda kaldıkları evin arka bölümünü ve iki yıl boyunca bu evde yaşadıklarını bir hatıra defterine yazar. Bu iki yılın sonunda aile bir ihbar üzerine Alman askerleri tarafından yakalanıp bir toplama kampına götürülür. Savaşın bitmesine çok az bir zaman kala ise Anne Frank ailesinden uzak, on altı yaşında, çalışma kampın koşullarına dayanamayarak, hayata veda eder.

Amsterdam’da işte bu genç kızın iki sene boyunca yaşadığı evi ziyaret edebiliyorsunuz. Ailenin yaşadığı evin arka bölümüne o dönem de olduğu gibi bir dolap kapağın içinden geçerek giriyorsunuz ve daracık, loş, ufak tefek eşyaların hala bulunduğu ve Anne Frank’ın duvarlara ve kağıtlara yazdığı notlar biraz silikte olsa orijinal haliyle yerinde duruyor.

ams-2

İliklerinize kadar hissediyorsunuz

Bir anda kendinizi bir zaman makinesinden geçip sanki 1942 senesindeki işgal altındaki Amsterdam’a gitmiş gibi hissediyorsunuz ve evin içini sessizce dolaşırken Anne Frank’ın korkularını, ümitlerini, çocukluğunun saflığını, ailenin çaresizliğini, savaşın acımasızlığını ve hatta evin ve eşyaların kokusunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Benim için hiç bir zaman unutamayacağım çok özel ve çok etkileyici bir mekan burası.

Evden tekrar gün ışığına çıktığınızda ise o eski tarihin tozunu ve savaşın soğukluğunu üstünüzden silkelemek istiyorsunuz ve bir anda 21inci yüzyıla sanki geri dönmüş gibi oluyorsunuz.

Bu nedenle okumadıysanız ‘Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ni okuyup ve yolunuz düşerse Anne Frank’ın gerçekten bir dönem yaşadığı bu evi ziyaret etmenizi önemle tavsiye ederim.

Museviler genel olarak Hollanda’da çok önemli bir yere sahipti. Kimisi o dönemde Almanya’dan buraya göç etmişti. Musevilerin Amsterdam’da kendine has bir mahallesi de vardı ve bu mahalle özellikle pırlanta işçiliği ve kuyumculuğu ile çok meşhurdu.

Hollanda Kraliyet Ailesi Musevi kökenli vatandaşları kısmen Dam Meydanı’ndaki kraliyet sarayın alt bölümlerinde gizlemişti. Ne de olsa Alman askerleri saraya girip arama yapmaya teşebbüs edemiyorlardı ve bu sayede birçok Musevi vatandaş kurtulabilmişti.

Günümüzde ise tarihin bu zor günleri Amsterdam için çok gerilerde kaldı ve şehir tam tersine özgürlüğün, sanatın ve kültürün, her alanda inovasyon ve açık fikirliliğin simgesi haline geldi.

İnsanlar doğa ve sanat ile iç içe ve son derece sade ve rahat bir yaşam tarzını benimsiyor.

Amsterdam sokaklarını gezmek bu nedenle çok rahat. Çarşısını, eski sokaklarını, su kanallarını, müzelerini, çok yakında bulunan yel değirmenleriyle ünlü Zaanse Schanz ve Volendam gibi ilçelerini, Kuzey Denizi’ne bakan sahillerini, çiçeklerle bezenmiş bahçelerini ve çiçek pazarlarını dolaşmak çok keyifli. Amsterdam’a çok yakın Haarlem bölgesi de görsellik olarak masal kitaplarını aratmayacak kadar güzel ve kesinlikle görmeye değer.

Eğer bitpazarlarına meraklıysanız Avrupa’nın en büyük bit pazarı da Amsterdam’da Ijhallen’de bulunur.

ams-4

Canlı ve eğlenceli

Amsterdam ayrıca sene boyunca türlü konserler, festivaller, su kanalı festivalleri ve etkinlikleri ile çok canlı ve eğlenceli bir şehir.

Bazen burada sürprizlerle de karşılaşabilirsiniz ve örneğin şehrin göbeğinde bir ‘drag queen’ yarışmasına denk gelebilirsiniz veya ağustosun ilk hafta sonu olduğu gibi dünyanın her yerinden yüzbinlerce eşcinsel çiftin eşcinsellerin festivaline gelerek Amsterdam’ı ‘istila’ ettiğine şahit olabilirsiniz.

Yapacağınız bu renkli şehir turunuz sırasında ise mutlaka buradaki balık ekmek ve kızartma patatesi yemelisiniz, bir kahve içip yanında bir ‘waffle’ veya yerel bir ‘pancake’ tatmalısınız.

Buraya gelmişken nefis yerel onlarca peynir çeşitlerinden almanızı da tavsiye ederim.

Bölgenin aslında sütü, yoğurdu, tereyağı, ekmeği ve bisküvileri de çok güzeldir.

Hediyelik eşya olarak ise buranın simgesi ve 800 yüz yıllık geleneği olan ‘clog’ tahta ayakkabılardan satın alabilirsiniz.

Buraya ister uzun bir hafta sonu için gelip sadece Amsterdam’ı gezebilirsiniz yada daha uzun bir süre kalıp Hollanda’nın Utrecht, Maastricht, Rotterdam, The Hague, Giethoorn, Delft gibi bir çok başka müthiş güzel şehirlerini de keşfe çıkabilirsiniz.

Umarım size biraz olsun bu güzel çiçekler diyarı kentin havasını evinize taşıyabilmişimdir.

Ben ise ‘Gracht’ kenarında Amsterdam’ın o eski otellerinden birinde olmayı ve kanallardaki o neşeli, hareketli yaşamı ve ilkbaharda sokaklarda, teknelerde, köprücüklerde ve hatta bisiklet sepetlerindeki rengarenk harika çiçek manzaralarını seyretmeyi düşlerim.