Analiz Mobil
Dolar $
8,74
%-0.19 -0.02
Euro €
10,37
%-0.17 -0.02
Sterlin £
12,05
%-0.19 -0.02
Altın
497,92
%-0.18 -0.88
SON DAKİKA

Ekonomideki hedef mutluluk kimin için!

Sedat YILMAZ 10 Haz 2021

Küresel piyasalarda tüm dikkatler; önce bugünkü Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz kararı oturumu ile 16 Haziran'daki ABD Merkez Bankası (FED) Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısı sonuçlarında.

Hisse senetleri, döviz, altın ve hatta petrol piyasaları ECB ve FED’e odaklanmış bekliyor. Son dönemde yüksek ivme kaybeden kripto para pazarı dahi Avrupa ile FOMC’tan çıkacak mesajlardan nemalanmak için strateji geliştiriyor.

Bazı piyasalar ülkelerde enflasyonlar yükselirken faiz artışlarına yatmış... Bazıları parasal genişlemenin (QE) aynı hızla devam edeceğini öngörerek pozisyonlarını koruma derdinde.

Piyasa oyuncularının öngörülerine göre, ECB veya FED’in mevcut para politikalarını devam ettirmesi ve enflasyonun yukarı yönlü trendini koruması altın başta riskli yatırım araçlarına yarayacak. Geleneksel yatırım araçlarına buradan fazla bir pay çıkmayacak.

***

Mevzuumuz küresel enflasyon ve faizlerin durumu ama söz konusu çerçevede dünden devamla biz de iktisadın kuralları çerçevesinde ekonomiye faydalı olmak ve olayı farklı noktalara çekerek nemalanmak isteyen piyasa avcılarına karşı pozisyon alma noktasında strateji geliştirmek zorundayız.

Evvelen, reel iktisadın temelinde ‘sıfır faiz’ yani faizsizlik esastır. Bugün duvara dayanan kapitalist batının tek haneli veya zaman zaman sıfır ve negatif faizde yürümedeki ısrarı, oluşan olumsuzluklara karşı gerçek ekonomiyi hayata geçirmek içindir. Batı enflasyon korkusu sebebiyle mecburen faizi birinci silah olarak sürekli elinde tutuyor.

Reel iktisat nedir, diye sorulduğunda; üretim, tüketim, istihdam ve ticaretin mutedil enflasyon ile faizsiz ortamda yürüdüğü bir ekonomi akla gelir. Böyle ekonomilerde insan ihtiyaçlarının karşılanması esas olduğundan mal ve hizmet ticareti önceliklidir, asla para ticareti yapılmaz. Çünkü para ticareti ekonomik dengeyi bozan en birincil etkenlerin başında gelir.

***

Dünkü yazımızda iktisat ilmine göre ‘Faizle haşir neşir olmak kadar tehlikeli bir iş olamaz’ şeklinde bir ifade kullanmıştım. Evet, doğru demişiz…

Ekonomi; kapitalist iktisadın bânisi sayılan İskoçlu ekonomist Adam Smith’in dediği gibi ‘ne servet bilimi’dir…  Alman iktisatçı Hermann Heinrich Gossen’in dediği gibi ‘ne en az uğraşla en çok doyumu sağlama’dır... Olsa olsa neoklasik iktisadın kurucusu Alfred Marshall’ın ifadesiyle ekonomi belki de, ‘sonsuz insan ihtiyaçlarını kıt kaynaklarla karşılayarak mutlu etme’ ilmidir.

Mamafih ekonomi, üretim – tüketim veya arz – taleple ihtiyaçların karşılanarak insanların mutluluğu ise ne üretimle ne tüketimle akrabalığı, kan bağı ve yakınlığı olmayan faizi bu bölgeden uzak tutmak en akıllıca iştir.

***

Zâten iktisat ilminin gereği budur… Kutsal kitapların mesajları da görüleceği üzere bu yöndedir.

Maalesef dünyada kapitalist ekonominin baskın hale gelmesiyle faiz ekonominin manivelası haline getirilmiş, geçişte başta maliye politikalarını önceleyen Keynes iktisadı kuralları ekonomiye hakimken bugün F. Hayek ve M. Friedman’ın öncülüğünü yaptığı serbest piyasa sisteminin öne geçmesiyle para politikası, maliye politikalarının önüne alınmış ve faiz odaklı bir ekonomiyle mutluluk aranır olmuş, ama o mutluluk bir türlü yakalanamamış.

Fıtratı gereği insana üreterek ihtiyaçlarını karşılamak mutluluk verir… Faizin ise hiç kimseye, hiçbir zaman mutluluk sağlamadığı açık misallerle ortadadır... Batan devletler, çöken şirketler, yıkılan ocaklar, dağılan aileler… Haksız servet transferleri… Daha neler neler… Hep faizin menfur eserleridir.

***

Evet günümüzdeki duruma göre küresel ekonominin yapısı paralelinde para politikası uygulamaları ön planda. Maliye politikaları, para politikalarına göre şekil alıyor.

Dolayısıyla enflasyon ve döviz kurlarının kontrolü diğer ifadeye fiyat istikrarı para politikasını yürüten merkez bankalarının elinde. Hükümetin işi olan maliye politikaları ise merkez bankalarının tamamlayıcısı konumunda…

Merkez bankaları faiz artırırsa; tasarruf eğilimi artıyor, yerel para değerleniyor, döviz fiyatları ile ülkenin risk primi (CDS) düşüyor. Doğrudan reel yatırım iştahı azalırken portföy yatırımları dediğimiz sıcak para girişi hızlanıyor. Toplam talep azalıyor ve üretim düşüyor, işsizlik artıyor. Enflasyon gerilerken ekonomik büyüme ise küçülüyor.

Merkez bankalarının faiz indiriminde ise bahsettiğim tüm gerçekleşmeler tersine dönüyor. İşte topluma mutluluk vermekten uzak bugünün ekonomik sistemi kısaca bu!

Peki, o zaman faizi tabu yapmış bugünkü ekonominin hedeflediği mutluluk kimin için acaba?