Dolar $
15,63
%0.29 0.05
Euro €
16,26
%0.24 0.04
Sterlin £
19,12
%-0.01 -0.00
Altın
916,37
%-0.62 -5.76
SON DAKİKA

Küresel uygarlık ve zehirli oklar!

Bekir TURGUT 13 May 2022

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar geçen tarihi süreç boyunca; bilebildiğimiz bütün medeniyetler, dinler, düşünceler, akımlar aile birlikteliğini meydana getiren iki temel unsurdan birini teşkil eden Analık müessesesine her zaman farklı bir ayrıcalık tanımış ve denilebilir ki bir anlamda kutsamıştır.

1914 yılında Mayıs ayının ikinci pazar günü, “Anneler Günü” olarak ilan edilmiş ve o günden beri de yaygınlaşarak kutlanmaktadır. Şimdi mahiyeti itibariyle; millî ve gayri millî olduğu şeklindeki yaklaşımları ve tartışmaları bir tarafa bırakarak; meseleyi ‘Analık' kavramının evrenselliği üzerinden değerlendirecek olursak eğer, elbette söyleyecek pek çok söz bulabilir, milli anlamlar da yükleyebiliriz. Çünkü anne, Allah’ın insanoğlunu, kendisine “öf” bile demekten menettiği iki varlıktan biri ve bütün kültürlerin kutsadığı en önemli evrensel bir değerdir.

Merhum Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle kültür ezelden beri anneyi yüceltmiş; onu bir sembol, bir sır yapmış, mukaddes kılmış, en güzel şiirler, en müessir sesler, en güzel resim ve heykeller ona ithaf edilmiştir. Picasso ‘Analık’ adlı muazzam resmi yapıyor ve bu harikülâde methiyeyle annenin kültür için hâlâ yaşadığını ilan ediyor. (Doğu ve Batı Arasında İslam. s.210)

***

Bütün bu gerçeklere rağmen her geçen gün evliliklerin azalması, boşanmaların artması; tek kişilik aile ve günübirlik ilişkilerin revaç bulması, mevcut uygarlığın kadınlar için dayattığı ekonomik baskılar, sömürü odaklı sunduğu meslekler ile aile müessesesindeki daralma; bir taraftan söz konusu kadim aile kültürünü tahrip ederken diğer taraftan da kadını asli görevi olan ‘Analık’ görevinden uzaklaştırmıştır. Buna mukabil çocuklar da aile ortamının sıcaklığından mahrum kalmıştır. Yine Aliyâ İzzetbegoviç’in yorumuyla söylersek; uygarlık, bilhassa analığı küçük düşürmüştür. Satış, mankenlik, mürebbiyelik, sekreterlik, temizlik işleri gibi meslekleri analık vazifesine tercih etmiştir.

Dolayısıyla başkaca hiçbir varlığın katlanamayacağı çilelere katlanarak ve insanlığı rahminde dölleyerek; insan neslinin devamını ve sürekliliğini sağlayan kadın; analık görevini yerine getirmekten, çocuklar ise anne sevgisinden mahrum bırakılmıştır.

Bu yola giren toplumlar ise her geçen gün sevgi, saygı ve merhametten yoksun bir karanlık geleceğe doğru sürüklenmiş; önü alınamaz kadın cinayetlerine tanık olmuş ve telafisi mümkün olmayan aile sarsıntıları geçirmiş, geçirmektedir.

***

Amerikalı bilim adamı Carl Sagan (1934- 1984) “Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı” adlı eserinde: “Kalahari Çölü’nün avcı- toplayıcı! Kung San kabilesinde, belki de testosteron salgısı artmış iki erkek tartışmaya giriştiğinde, kadınlar hemen koşup zehirli okları alarak adamların erişemeyeceği bir yere” koyduklarını yazar.

Sagan yazısında günümüz uygarlığında kötü gidişatın ortaya koyduğu “ahlâki belirsizlikte bedelin çok yüksek olacağını” ifade ettikten sonra endişelerini dile getirir ve dünyanın en gelişmiş teknolojisine sahip olan ülkesine sorar:

“Bugün zehirli oklarımız küresel uygarlığı yerle bir edebilecek ve olasılıkla türümüzü de ortadan kaldırabilecek güçte. Bizim toplumumuzda kadınlar ve çocuklar, sonunda zehirli okları kötülüğün erişemeyeceği bir yere koyabilecekler mi?”