Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA

Evin ortasında parıldayan ateş!

Şehit çocuğu küçük Muharrem anlatmaya devam etti…

Yapacağım şey, kapıyı açar açmaz hızlı bir şekilde yorganın altına girip nefesimle kendimi ısıtmak olacaktı. Efendim ev dediğime bakmayın, cin yuvası gibi bir yer hayal edin. Kerpiç ya da taşla örülmüş kireçsiz basık duvarlar, derme çatma bir kapı, güvercin yuvası gibi bir pencere, boya-badana ile henüz tanışmamışız… Gündüz vakti bile ev kendiliğinden karanlığa gömülmüş gibi dururdu. Tavanı, az bir yağmurda dahi damlalarıyla nereden sürpriz yapacağı pek belli olmayan ağaç ve toprak kaplı bir çatıydı.

Neyse, başınızı ağrıtmayayım. Eğreti duran kapıyı aralayıp kafamı içeri uzattığımda bir de ne göreyim, aman Allah’ım! Evin ortasında kocaman bir alev topu vardı ama ev buz gibiydi… Bir an kalbimin göğüs kafesime sığmakta zorlandığını fark ettim.

Bu durum, yalnız oluşun ve çaresiz kalışın en bariz haliydi. Kendimi bir çırpıda dışarı atıverdim ama zifiri karanlık bir gecede sokaklar beni barındıramazdı. O saatte tıklatabilecek başka kapı da kalmamıştı.  Tekrar eve girmeye karar verdim.

Aynı manzarayı görünce bir kez daha dışarı kaçtım. Issız sokağın arz ettiği tehlikelerle gizemli alevlere teslim olmuş evimin ürkütücülüğü arasında cendere misali sıkışıp kalmıştım.  Öyle bir alev ki ne dumanı var, ne sıcaklığı ve ne de yanmakta olanların kokusu…

Her gün hayat cilvesinin bir sınavına tabi tutulan ben, bugün hak etmediğim ve aklımı başımdan alacak bir başka sınavla karşı karşıya kalmıştım. Sonunda kararımı verdim. Sokak herkesindi ama nihayetinde ev benimdi. Onu korumak ve yine oraya sığınmak zorundaydım. Öyle de yaptım.

Aslında bir çöp kibritim ya da bir fenerim olsaydı, onun aydınlığı ile her şeyi çözebilirdim ama kibrit  dahi bulabilmek ne mümkün…  Birilerinden saklanır gibi adım adım içeri girdim, santim santim yanaştım. Vücudumu istem dışı bir titreme kaplamıştı.

Ateşin gizemli hali vücudumu adeta buzdan bir kalıp haline getirmişti. Bu hal benim için bilinmeyene doğru umutsuz bir yolculuk gibiydi. Yaşadığım belirsizlik, ömrümden ömür götürmekteydi. Yaklaştım yaklaştım, alevlerin hareketsiz olduğunu daha da iyi anlamıştım. Elimi uzattığımda, gündüz bıraktığım tahta parçaları elime değince bir kez daha irkildim.

Mezarlığın beni bir nevi cezalandırdığını sanarak tahtaların hepsini kucaklayıp yakındaki ören yerine atıverdim. Titremelerim ve baş dönmelerim sabaha dek sürmüştü. Zaman sonra öğrendim ki, meğerse uzun müddet toprak altında kalan odunlar, akşama kadar depoladığı gün ışığıyla karanlıkta fosfor gibi parıldarmış. Hocalarımdan, ustalarımdan çok şey öğrenmiştim ama bu da hayat hocasının bana verdiği önemli derslerden biriydi Efendim.

Bir eli Muharrem’in omuzunda olduğu halde Kolağası, asker olmanın haleti ruhiyesiyle derin hayallere daldı… Belki kendi çocuklarını, belki Erzurum müdafaasını, yetim kalan çocukları, belki Muharrem'in anlattığı soğuk alevi düşündü ve Muharrem’i sıkıca göğsüne basıp alnından öperek “Sen ömür boyu ayakları üzerinde durabilecek bilge bir insan olacaksın inşallah. Yolun açık olsun” diyebildi.

Kolağası için misafirliğin son günüydü ve odada sıra dışı bir kalabalık,  bir hareketlilik dikkat çekiyordu. İnsanlar derin düşünceler içinde odaya giriyor ve diz çöküp bir köşeye sessizce oturuyorlardı.

Aslında, önceki yıl çiftçiler için çok zor geçmişti. Yağışsız ilkbahar ve sıcak yaz mevsimi, ekinlere musallat olan hastalıklar insanları çok zor durumda bırakmıştı. Bir miktar buğday alabilenler, ambarına az da olsa un koyabilenler bahtiyar sayılmaktaydı.

Haftaya, fırsatı insanlığa çeviren ve fırsatçılara harika bir insanlık dersi veren oda sahibi Hüseyin Çavuş’un hikâyesini anlatacağız.