Dolar $
17.29
%0.38 0.06
Euro €
17.62
%0.42 0.07
Sterlin £
20.68
%0.65 0.13
Çeyrek Altın
1593.93
%0.9 14
SON DAKİKA

Ah Kırım, ey güzel Kırım!

Köy girişinde misafirlerini narin güzelliğiyle karşılayan Tatar Camii 300 yıla varan tarihiyle bölgeye yerleştirilen ilk Tatarların eseri olarak bilinmektedir. Kalıcı yapı izni alamamaları üzerine "çare tükenmez" deyip ahşap malzemeden küçük, şirin bir cami inşa ederler ve üzerine de ay yıldızı konduruverirler. Şimdilik böyle olsun deseler de gözleri gibi korudukları ahşap cami bölgenin vazgeçilmez bir sembolü oluverir. Dedelerinden yadigâr kalan bu emaneti ilgililer titizlikle muhafaza etmekteler.

Yüzyıllar öncesinde sahip oldukları kıt imkânlarla oluşturulan hüsnühatlar ve duvar süslemeleri ustalarının adeta samimiyetini fısıldamaktadır.

Bir de caminin dış tarafında kapı yanında yer alan yine bizden olan ve bizi yansıtan “Türkiye Cumhuriyeti TİKA Başkanlığı tarafından onarılmıştır.” şeklindeki küçük bir açıklama, Ülkemizin daha nice yerlerde var olduğunu göstermekte ve müsebbiplerine teşekkürü elzem kılmaktadır.

Adet olduğu üzere şenlik başlamadan önce camide Polonya Müslümanları Müftüsü tarafından kıldırılan öğle namazı akabinde birlik beraberlik için topluca dua edildi ve caminin hemen karşısında oluşturulan festival havasındaki etkinlik alanına geçilmiş oldu.

Renk cümbüşü içinde farklı yaş grubu öğrencilerden oluşan folklor ekipleri, yerel kıyafetleriyle filinta misali Tatar gençleri, kendini kültürünü yaşatmaya adamış genç bir delikanlı edasıyla folklorunu icra eden yetmişlik çınar…

Öylesine kavrayıcıyı ve kapsayıcı bir ortam ki Türk dünyasının neresinden bakacak olursanız olun bu köyde kendinize has, kendinize ait bir şeyler bulmanız mümkün olur.

Kıyafetler, müzikler,  oyunlar… Birçoğunda Kırım esintileri, ana yurt özlemi ve tutkusu sezinlenmektedir. 

Yurtlarından savrulmuş olmanın etkisiyle en toparlayıcı,  en büyük ortak payda yine yurt özlemleri ve Kırım hasreti olmaktadır.  Belki Tatarların birçoğu için ana dilleri yüzyıllar içinde erozyona uğramış olsa da, müziğin evrenselliğinde söylenen Kırım türkülerinin kendi dilinde kendini muhafaza edebilmiş olması  dikkat çekici güzel bir durumdur.

Duru bir Türkçe ile terennüm edilen;

“Ben bu yerde yaşalmadım / Yaşlığıma doyulmadım / Vatanıma hasret kaldım / Ey güzel Kırım…”

Türküsünü dinlerken duygulandığımızı bir kez daha hissediyoruz. “Ah Kırım…” derken… Kırım denilince iç çekerken haklılar. Çünkü Kırım tarih boyunca Türk dünyasının cennet köşelerinden biri kabul edilirken bir anda yad eller tarafından çöle çevrilmiştir.

Bu ezgileri dinlerken bir zamanlar bir kenara duygu yoğunluğu içerisinde yazdığım;

Ne Kırım kaldı ne Astrahan / Gitti hanlık düştü Kazan / Ne Hazar kaldı ne Devlet-i Âli Osman… / Rus elinde kan ağlıyor Kırım / Kan ağlıyor nazlı Vatan…

Dizeler aklıma düşüverdi…

Sanatlarını tam bir ustalıkla icra eden müzik ekibinden Ülkemden binlerce kilometre uzaklarda “Kadifeli Gelin” türküsünü ve daha nicelerini yine safi bir Türkçe ile dinliyor olmak nasıl bir duygudur yaşayıp görmek gerekir.

Yüzlerinden tebessümün eksik olmadığı Polonya Müslümanları Müftüsü Tomasz Miskiewicz Bey ve Eşi Hanımefendinin ev sahiplikleri ve Müftü Yardımcısı Mirza Hoca ile Varşova Tatar Camii İmam Hatibi İhsan Hoca'nın memnuniyet verici refakatleri birçok detayı daha iyi anlamamıza vesile olmuştur.

Alışveriş reyonlarında yerini almış el yapımı göz nuru bin bir türlü yöresel ürünler, çayırın bir tarafında gösteri anını bekleyen heybetiyle bakışları üzerine toplayan Tatar atları, biri kadın olmak üzere geleneksel kıyafetler içinde atlı gösteri yapacak iki yürekli okçunun hazırlanmaları, kültürlerini tanıtma gayretinde olan gönüllü insanlar, dışarıdan gelen misafirler için hazırlanmış özel sofralar ve harika lezzetiyle Tatar böreği…

Müzik ziyafetini folklor gösterileri takip ederken çocukların hünerleri, gençlerin gayretleri, ihtiyar delikanlının ani hareketler gerektiren en zor figürleri su içimi rahatlığında yapması güçlü alkışlarla teşvik edilmekteydi. 

Nihayetinde atlı okçuların kısa süreli ısınmaları ardından heyecan verici bir yarışma başlamış oldu. Koşu esnasında düz atışlar, hareketli cisme nişan almalar, baş arkasından atış yapmalar birbirini izlerken bir anda at üzerinde ayakta durarak nişan alma kısmı başlamış oldu.

“Allah korusun düşecekler” şeklindeki endişeli söylemler arasında devam eden yarış, Türk kadınının üstün yetenekli olduğunun bir kez daha ispatıyla neticelenmiş oldu.

Az önce gururlu duruşuyla at süren, ok atan, meydan okuyan, yarış kazanan koca yürekli Tatar Kadını at sevgisini aşılamak için çocukları kucağına aldığı gibi eyerin üzerine oturtma içtenliği açıkçası seyircilerin takdiriyle karşılandı.

Gelecek hafta İnşallah, “Dost Lehistan” diye bildiğimiz bu topraklardan bize, Türk Dünyasına ait yansımaları anlatmaya çalışacağım.