Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA

0smanlı'da askeri ıslahatlar ve General Von Der Goltz (1)

Padişahın, saltanatının güç ve kuvvetini artırmak için bütün engelleri kaldırmak hususundaki kararlılık ve cesaretini hiçbir kimse inkâr edemez. Fakat dayanıklı bir harçla örülmüş bulunan zamanın şartları, uygun tedbirleri almak için gerekli olan bilgi ve beceriye sahip değildi. Büyük Petro, bir nevi yeniçerilik demek olan (Streltsy) askerini imha etmeden evvel Avrupa'ya seyahat ederek memleketinde uygulamayı düşündüğü medeni şartları ve askeri usulleri yakından görmüş ve uygulamasına yardımcı olacak araçları idrak ettikten sonra işe başlamıştı.

Malûmdur ki bizde askeri nizam, yeniçeriliğin kaldırılış tarihi olan 1241(M.1826) tarihinde ihdas edilmiştir. (3) Bugün 72 seneye ulaşan bu sürecin 1251 [1836] tarihine kadar olan 10 senesini bu süreden düşmek gerekir. Çünkü bizde gerçek anlamıyla düzenli ordu Moltke’nin, Osmanlı Devleti askerlik hizmetine giriş tarihi olan 1251 (M.1836) den başlar.

Padişahın, saltanatının güç ve kuvvetini artırmak için bütün engelleri kaldırmak hususundaki kararlılık ve cesaretini hiçbir kimse inkâr edemez. Fakat dayanıklı bir harçla örülmüş bulunan zamanın şartları, uygun tedbirleri almak için gerekli olan bilgi ve beceriye sahip değildi.

Büyük Petro, bir nevi yeniçerilik demek olan (Streltsy) askerini imha etmeden evvel Avrupa’ya seyahat ederek memleketinde uygulamayı düşündüğü medeni şartları ve askeri usulleri yakından görmüş ve uygulamasına yardımcı olacak araçları idrak ettikten sonra işe başlamıştı.

Gerçekten mevcut olan bir fenalığı kaldırmadan evvel, yerine konulacak yeniliği etraflıca düşünmek iktiza eder. Çünkü eksik bir icat, köhne bir alet kadar da yararlı olmaz. Özellikle eskiye taraftar olanlar; daima bahaneci, itirazcı olacaklarından, yapılan yeniliklerde görülecek en küçük bir eksiklik, eskinin ayıplarını affettirmeye ve köhnecilik fikrini kuvvetlendirmeye sebep olur.

Yeniçerilerin kaldırılması ile beraber, yerine kaim olan askeri sistemi; gereği gibi askeri bir düzen olarak tanzim için elde hiçbir alet ve imkân yoktu. O tarihte Avrupa’nın askeri yöntem ve kuralları da bilinmiyordu. Bilinmiş olsa bile onu uygulayacak araç ve gereçler de yoktu. Bu cihetle derhal yazılan efradın (asker adaylarının) eğitimi için Üçüncü Selim zamanındaki Nizam-ı Cedit’te yüzbaşılık yapmış olan İbrahim Ağa ile Osman Ağa’ya binbaşılık rütbesi verilerek, Mısırlı Binbaşı Davut Ağa (4) ise mevcut rütbesi ile üç tabur teşkil etmek üzere görevlendirilmişlerdi.

İşte 1243 [1828] ortalarında başlayıp 1245 (14 Eylül 1829) öncesinde imzalanan Edirne Muahedesi ile sonuçlanan Rusya seferine sevk ettiğimiz asker; bu üç binbaşının iki sene zarfında yetiştirmiş olduğu efrattan ibaretti.

Rivayet edilir ki, Asakir-i Mansure 10.000 nefere ulaşıp düzenli bir ordu şeklini alması üzerine; Bab-ı Seraskeri meydanında bir Cuma günü manevra yapılmıştır. Manevrayı, köşkten seyreden Sultan Mahmut; askerdeki düzen ve hareketi, zabitleri tarafından verilen emri ve yapılan kumandayı güzel bir anlayışla ortaya koyduklarını ve gösterdikleri gayret ve mahareti görünce neşve-i mücessem kesilmişlerdir. Hatta derler ki, Rusya Sefiri de bu gösteriyi seyretmiştir.

Zaten, silahlı bir millet (millet’i müsellaha) olan Osmanlı fertleri ise bu askerliğe son derece istek ve hevesle girmiştir. Yeniçeriliğin asırlarca insanların kalplerinde gelişmiş bulunan sevgisi kaybolarak, bu askerin disipline olan itaatleri, bu sevginin yerine geçmeye başlamıştı. Hatta ilk zamanlarda asker olmak temennisiyle her gün 15 yaşından küçük birçok etfal [çocuk] müracaatta bulunur, velilerinden izinnameler gösterirlerdi. (5) Bu yeni şevk ise, Zat-ı Şahane’nin arzusuna büyük bir katkı sağlardı. Fıtraten sahip bulunduğu dirayet ve hamiyetin

Ortada yeniçeriler gibi cehalet ve taassupla birleşmiş isyancı bir fırka, ve o fırkayı daima menfaat aleti olarak kullanan yeniçeri kumandanları gibi nüfuzlu kişiler mevcut iken;  Avrupa’dan muallim getirmek ne kadar tehlikeli ise, bu tehlikeye önem vermeyip yalnız amacın elde edilmesine önem vermek de o kadar takdire şayandır. Ancak böyle bir büyük engelin ortadan kalktığı bir zamanda, amacın elde edilmesinde en ciddi ve en gerekli araç- gereç ve eğitimciler ile en gerekli askeri talimat ve kuralların önceden temin ve tercüme ettirilmemesi de o derece gariptir.

Rusya ile barıştan sonra Avusturya Hariciye Nazırı Metternich’in [1773-1859 ] sarf ettiği gayret ve aracılığın bir semeresi olarak; İmparator Birinci Nikola ile Sultan Mahmut arasında bir yakınlık meydana gelmişti. Bu sebeple Petersburg’a gönderilen Halil Paşa refakatinde, o tarihte Fesli Alayı kaymakamı olan Namık bey (Namık paşa merhum) Rusya devletinin askeri kuralları ve düzenlemeleri konusunda bilgi edinmek üzere Petersburg Sefareti ataşemiliteri tayin edilmiştir. Namık Bey, fıtraten sahip olduğu dirayet ve hamiyetin karşılığı olarak görevlendirildiği bu hususta çok hizmetleri başarmıştır. 

İstanbul’a dönüşünde Padişah’a sunduğu özet rapor üzerine; Hassa Ordu-yu Hümayun’u Üçüncü Miralaylığı’na tayin edilmiş ve kendisi bağımsız olarak uygulamaya yetkili kılınmıştır. Dolayısıyla bu alayın hesaplarını ve jurnallerini [günlüklerini] tertip ve tanzim ettiği sırada, askerlerden yetenekli olanlara elbise ve ayakkabı dikmek usulünü öğretmiştir. Kısa zamanda alayın sandığında elbise ve ayakkabı yapımının semeresi olarak; 1500 kese yani 8500 lira birikmiş ve bu sermaye ile bugün mevcut olan Beykoz Debbağ Hanesi ve kalavrahane (6) denilen kundura haneyi ve arkasından da Gülhane’de Hayatiye kışlasını ve bir de saraçhane kurmuş ve açmıştır. Rusya’da dahi, aynen bizdeki gibi işleyen bu tür sanayi kuruluşları yoktu.

Namık paşa Petersburg’dan dönüşünde (Pietro) adında talimci bir de İtalyan getirmişti.

Bu senyör Pietro, Napolyon Bonapart [1769-1821] ile Moskova seferinde bulunmuş, Fransızların malum hezimeti üzerine oralarda kalmış. Zaten Fransız ordusuna da yanaşma yoluyla girmiş olduğundan, Rusya’da serserice ömür geçirmiş olan bir adamdı. Bonapart ordusunda topçuluk etmesinden dolayı bu konuda yetenekliydi. Dolayısıyla sivil olarak Taksim kışlası topçu muallimliğinde görevlendirildi.

Yine bu sırada yani 1248 [1833] de, Mısır Meselesi’nin ortaya çıkması üzerine sonradan “Firari” lakabını almış olan Fevzi Ahmet paşa olağanüstü elçi olarak Petersburg’a gönderilmiş ve Hassa Ordusu’na mensup yetenekli gençlerden birkaç zabit götürerek; İmparatorun izniyle Rusya alaylarına yerleştirilmiştir.

Bunlardan biri ve en donanımlısı Zaptiye Alay Beyliği’ne görev değişikliği yapılmış olan Sakızlı Kaymakam Rüstem Bey merhum idi ki; süvarilikteki maharetini Rusya İmparatoru Nikola’ya bile takdir ettirmişti. İşte bu kişiler İstanbul’a dönüşlerinde muallim sıfatıyla birleşik bölükler, taburlar, alaylar teşkil ederlerdi.

İkinci Mahmut dönemi ve Moltke

Günün birinde Avrupalı bir gencin, Maslak civarında öteye beriye dikkatli bir şekilde göz atmakta olduğu, bölgenin korumasından sorumlu olan karakol neferinin dikkatini çekmiş; genç adam, karakol zabiti tarafından davet edilerek sorgulanmıştı. Yanındaki tercüman aracılığı ile kendisinin bir Brandenburg’lu (7) bir zabit olduğunu,  Varna’dan gelerek birkaç gün sonra da memleketine gideceğini söyler. Kendisine zabit tarafından ikram ve saygı gösterilmekle beraber; kıyafet değiştirmiş bir zabit olması, bazı şüphelere yol açtığı için bir jurnal düzenlenerek olay amirlere arz olunur. Kendisi de birinin eşliğinde ikamet ettiği yere gönderilir.

Ertesi günü bu genç zabitin, Huzur-u Hümayuna [Padişahın huzuruna] çıkarılarak; hazır bulundurulan Namık Paşa ile Fransızca sorgulanması üzerine, Prusya Erkan-ı Harbiye’sinin topografya kısmına mensup ve Silistre, Varna taraflarında 42 muharebesi ve savaş bilimine ait çalışmalar yapmak için görevlendirildiğini, ülkesine dönmek üzere de İstanbul’a geldiğini anlatmıştır. Maslak taraflarındaki gezintisini ise Payitahtın savunmasını sağlayacak noktaları incelemek düşüncesinden kaynaklandığını belirtmişti. Bu gibi çalışmalarının ise her türlü sınırdaşlık ilişkilerinden uzak olan ülkesinin art niyetine bağlı bir durumdan kaynaklanmadığını; ancak her hangi bir savaş durumunda, galibiyet veya mağlubiyetin sebeplerinin incelenmesi ve harp bilimi tahsil edenlere ders olarak anlatılması maksadından ibaret olduğunu serbestçe anlatır.

Sıfat ve maksadını saklamaksızın verdiği bu cevaplardan ve 42 muharebesindeki mağlubiyetimizin, asrın gerektirdiği askeri eksikliklerden ileri geldiği şeklindeki açıklamalarından hem namus, hem de liyakat sahibi bir zabit olduğunu anlayan Padişah; kendisine iltifat etmekle beraber, Osmanlı devleti hizmetine girmesini ve Osmanlı ordusunu Avrupa usulünce ıslah etmesini teklif eder. (8) Padişahın bu teklifi üzerine, bu isteğin bağlı olduğu devlete bildirilmesi ve gerekli olan iznin verilmesi halinde, Osmanlı devletine hizmeti memnuniyetle kabul edeceğini cevaben arz eder. Nihayet Taraf-ı Şahane-yi Hümayundan Prusya Kıralı Üçüncü Frederich Wilhem’den (1770-1840) bu zabit([subay) ile O’nun seçeceği subayların Osmanlı askerlerini ıslah için, Ordu-yu Hümayunda görevlendirilmelerinin istenmesi üzerine, Prusya devleti tarafından görevlendirilmelerine müsaade edilir.

İşte bu zat, Almanya İmparatorluğu davasına hizmet eden Prens Bismarck’ın kalemine; kılıcıyla yardım etmiş olan Felt Mareşal Moltke’dir.  O tarihte mülazım-ı evvel (üsteğmen) rütbesinde iken, Osmanlı devleti askeri hizmetinde görevlendirilmesi üzerine, Devleti tarafından yüzbaşılık rütbesi verilmiş ve 1251 senesi teşrinievvel’inde Vingle, Muhlbach Fischer adında üç nefer mülazım İstanbul’a dönmüştür.

DİPNOTLAR.

(1) Bu makale: Günümüzden 120 sene evvel Ebuzziya Tevfik tarafından kaleme alınmış ve Mecmua-i Ebuzziya dergisi’nde: (C:4 / Sayı,64) 1315 /1899 senesinden yayımlanmıştır. Son dönem Osmanlı askeri ıslahat hareketlerinin özeti durumunda olan  “GENERAL VON DER GOLTZ” başlığı ile yayımlanan bu makale; tarihin yanı sıra; devam etmekte olan birçok güncel olaya da ışık tutacak ve dersler çıkarılacak mahiyette ve değerde olması münasebetiyle tarafımdan kısmen sadeleştirilerek ve bazı dipnotlar ilave edilerek günümüz Türkçesine aktarılmış ve siz  değerli okuyucularımızla paylaşılmıştır. B. TURGUT [2] Ebuzziya Tevfik: (1848-1913) Konya- Koçhisar’ından Kamil Efendinin oğludur. Düzgün bir öğrenim hayatı olmamakla birlikte; Namık Kemal ve O’nun çevresi ile yakın ilişki kurarak birçok Tanzimatçı gibi kendisini yetiştirmiştir. Çeşitli alanlarda eserler veren Ebuzziya Tevfik, bilhassa ülkemizde matbaacılığın gelişmesinde büyük hizmetlerde bulunmuş önemli bir şahsiyettir.  Birçok gazete ve yayın kuruluşunda çalışan Ebuzziya 21 Ağustos 1880 tarihinde yayım hayatına başlayan Mecmua-i Ebuzziya’nın hem sahibi hem de yöneticisi oldu. Düşüncelerini serbestçe ifadeden çekinmeyen Ebuzziya değişik dönemlerde, değişik bölgelerde sürgün hayatı yaşadı. Konya’da sürgünde iken İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. ANTALYA’ dan mebus seçildi.Yeni kabinenin yaptığı tevkifler üzerine yazdığı bir yazıyı Gazeteye bıraktıktan sonra eve dönerken Haydar Paşa vapurunda aniden vefat etti. ( B. TURGUT )

(3) Yeniçeri Ocağı 1241 senesi Zilkade’sinin 11’ine tesadüf eden; Miladi 1826  senesi Haziranının 17. Cumartesi günü kaldırılmış ve aynı gün çıkarılan Ferman-ı Hümayun ile  Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin kurulduğu ilan edilmiştir.

(4) Bu Davut Ağa Mora’ya gönderilen Asakir-i Cihadiye-i Mısıriye binbaşılarından olarak Dersaadet [İstanbul] Kapı kethüdasının [Osmanlı egemenliği altındaki beyliklerin, yabancı devletlerin, eyalet valilerinin, vezir ve beylerbeylerinin devletle ilgili işlerine bakan görevli. B. S. Baykal, T. Terimleri Sözlüğü. S, 79. Ankara 2000] konağında misafir olarak ikamet etmekte iken, olaydan beş gün evvel Eşkinci namıyla tüfekle talim etmeye razı edilmiş olan yeniçeriler için öğretmen tayin olunmuş idi.

(5) Bu çocuklar, şevki kırılmaması için kabul olunmuş ise de askere uygun yaşta olmamalarından dolayı, eski Acemi oğlanları kışlası okul haline dönüştürülerek oraya verilmiş, okuyup yazmalarıyla beraber, talim ve idmanlarına dahi çalışılmıştır. Sonradan açılan harp okulunun kuruluşuna başlangıç olmuştur.

(6) Askerler için ayakkabı, hayvanlar için eyer gibi malzemenin yapıldığı yer.(B.TURGUT)

(7)  O tarihte Prusyalılar buraca Brendburg’lu diye anılırdı.

(8). “Osmanlı ordusunda ıslahat denince Akla Almanya’nın gelmesi ilk defa olmuyordu. Daha III. Selim devrinde,  Padişahın isteğiyle Prusyalı albay von Goetze Türk topçu birliklerini denetlemişti. Kapıkulu askerini ortadan kaldırarak, modern düzenli bir ordu kurmayı amaçlayan II. Mahmut da ister istemez Prusya ordusuna başvurdu. Tarihin akışı, Navarin Baskını ve Yunan ayaklanması gibi olaylar nedeniyle Osmanlıları Prusya’ya muhtaç bırakmıştı.” (İlber ORTAYLI; Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu. s. 72.) .