SON DAKİKA
web
EKONOMİ Cumartesi 06 Haziran 2026 07:12

"VARLIK BARIŞI SÜREKLİ AFA DÖNÜŞTÜ"

Ekonomist Mahfi Eğilmez, Resmî Gazete'de yayımlanan yeni düzenlemeyle birlikte Türkiye'nin 2008'den bu yana sekizinci kez "Varlık Barışı" uygulamasına girdiğini belirterek, düzenlemenin vergi adaleti ve denetim açısından önemli soru işaretleri taşıdığını söyledi.

"Varlık Barışı sürekli afa dönüştü"

Eğilmez, kısa vadeli sermaye ihtiyacına yönelik adımların kalıcı hale gelmesinin uzun vadede ciddi maliyetler doğurabileceği uyarısında bulundu

4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7582 sayılı Kanun, kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak bilinen uygulamayı yeniden gündeme taşıdı. Yurt dışındaki para, altın, döviz ve sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmesine yönelik teşviklerin yanı sıra yabancı yatırımcılar ve uluslararası ticaret faaliyetlerine ilişkin önemli vergi avantajları içeren düzenleme, ekonomi çevrelerinde tartışma yarattı.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, yeni düzenlemeyi değerlendirdiği yazısında, uygulamanın yalnızca bir varlık barışı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, kapsamının çok daha geniş vergi teşvikleri ve istisnalar içerdiğine dikkat çekti.

Varlıklar 2027’ye kadar bildirilebilecek

Yeni yasaya göre yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile Türkiye’de bulunmasına rağmen resmi kayıtlarda yer almayan varlıklar, 31 Temmuz 2027 tarihine kadar banka ve aracı kurumlara bildirilebilecek. Bildirilen varlıklar üzerinden yüzde 5 oranında vergi alınacak. Ancak belirli yatırım araçlarında tutulması taahhüt edilen varlıklar için bu oran yüzde 0 ile yüzde 4 arasında değişecek.

Düzenleme ayrıca, son üç yılda Türkiye’de ikamet etmeyen ve vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirlerin 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulmasını öngörüyor.

Hizmet merkezlerine ve uluslararası ticarete vergi avantajı

Kanunla birlikte “nitelikli hizmet merkezi” tanımı da mevzuata girdi. Yıllık gelirlerinin büyük bölümünü yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde eden merkezlere kurumlar vergisi avantajı sağlanırken, bu kuruluşlarda çalışan personelin ücretlerine de gelir vergisi istisnası getirildi.

Bunun yanında, yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin başka ülkelere satılmasından veya bu işlemlere aracılık edilmesinden elde edilen kazançların yüzde 95’ine kadar olan kısmı kurumlar vergisinden indirilebilecek.

Sanayi sicil belgesine sahip üretici şirketlerin üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar ile zirai üretim kazançlarına ise yüzde 12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanacak.

Dürüst mükellef cezalandırılmamalı

Mahfi Eğilmez, düzenlemenin en önemli tartışma başlıklarından birinin vergi adaleti olduğunu vurguladı. Yurt dışında tutulan varlıklarını Türkiye’ye getiren yatırımcılara sağlanan avantajların, yükümlülüklerini zamanında yerine getiren mükelleflerin aleyhine sonuç doğurmaması gerektiğini belirten Eğilmez, geçmişe dönük ceza uygulanmamasının makul bir ayrıcalık olabileceğini ancak bunun ötesindeki teşviklerin vergi sisteminde eşitsizlik yarattığını ifade etti.

Eğilmez’e göre devletin temel görevi, vergisini zamanında ödeyen ve kayıt içinde faaliyet gösteren mükellefleri dezavantajlı hale getirmek değil, onları teşvik etmek olmalı.

Kara para aklama riski uyarısı

Ekonomist Eğilmez’in dikkat çektiği bir diğer konu ise uluslararası ticaret işlemlerine getirilen vergi avantajları oldu.

Yurt dışından alınan malların Türkiye’ye hiç girmeden başka ülkelere satılmasından elde edilen kazançların büyük ölçüde vergiden istisna edilmesinin Türkiye’yi bölgesel ticaret merkezi yapma hedefi açısından anlaşılabilir olduğunu belirten Eğilmez, işlemlerin tamamının yurt dışında gerçekleşmesi nedeniyle denetimin zorlaşacağına işaret etti.

Bu durumun kara para aklama, vergi şeffaflığı ve uluslararası yükümlülükler açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Eğilmez, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı gri liste deneyiminin göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti.

Sekizinci kez varlık barışı

Mahfi Eğilmez, 2008 yılından bu yana çıkarılan varlık barışı düzenlemelerinin sayısının sekize ulaştığını hatırlatarak, uygulamanın artık geçici bir mekanizma olmaktan çıkıp “sürekli af” niteliği kazandığını savundu.

Türkiye’nin döviz ihtiyacının arttığı ve doğrudan yabancı sermaye girişlerinin zayıfladığı dönemlerde kısa vadeli kaynak girişlerini teşvik eden uygulamaların anlaşılabilir olduğunu belirten Eğilmez, bu tür istisnai düzenlemelerin kalıcı hale gelmesinin vergi sisteminin temel ilkelerini zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Eğilmez, değerlendirmesini şu görüşle tamamladı:

“Vergi sisteminin eşitlik, adalet ve öngörülebilirlik ilkelerinden uzaklaşılması halinde kısa vadede sağlanan kazançlar, uzun vadede toplum için çok daha yüksek maliyetlere dönüşebilir.”

ABONE OL