TURİZM MALİYET KISKACINDA
Türkiye turizm sektörü, artan maliyetler ve "pahalı destinasyon" algısının gölgesinde kritik bir eşikten geçiyor. Sektör temsilcileri, mevcut tabloyu yalnızca geçici bir dalgalanma değil, yapısal bir rekabet sorunu olarak değerlendirirken, çözüm için kapsamlı bir dönüşüm ihtiyacına dikkat çekiyor

Mustafa DENİZ
2025’te 65 milyar doları aşan gelirle rekor kıran turizm sektörü, 2026 için 68 milyar dolarlık hedef koysa da bu hedefin artık doğrudan maliyet baskısına bağlı olduğu ifade ediliyor. Otel, restoran ve ulaşım fiyatlarındaki hızlı artışlar, Türkiye’nin uzun yıllar sahip olduğu “uygun fiyatlı destinasyon” avantajını ciddi şekilde zayıflatmış durumda.
Son iki yılda özellikle konaklama ve yeme-içme fiyatlarında yüzde 35-40’lara varan artışlar dikkat çekiyor. Bu oranlar Avrupa ortalamasının üzerinde seyrederken, Türkiye’yi turizmde yüksek enflasyon yaşayan ülkelerden biri haline getiriyor. Artan enerji, personel ve finansman maliyetleri nedeniyle işletmeler fiyat artırmak zorunda kalırken, bu durum doğrudan turist tercihlerine yansıyor.
Nitekim sektör verileri, turistlerin fiyat avantajı sunan alternatif destinasyonlara yöneldiğini ortaya koyuyor. Özellikle Yunanistan ve Dubai gibi rakip ülkelerin daha cazip hale gelmesi, Türkiye’nin pazar payı açısından risk oluşturuyor.
Turizm maliyet baskısından nasıl kurtulur?
Uzmanlara göre çözüm, yalnızca fiyat düşürmekten değil, çok boyutlu bir stratejiden geçiyor:
İlk olarak, maliyetleri aşağı çekecek vergi ve teşvik düzenlemeleri kritik önem taşıyor. Sektör temsilcileri, konaklama vergisi ve KDV gibi kalemlerde yapılacak indirimlerin işletmelere nefes aldırabileceğini belirtiyor.
İkinci olarak, enerji ve finansman maliyetlerinin azaltılması gerekiyor. Yüksek faiz ortamı yatırımları zorlaştırırken, uygun finansman modelleri ve enerji destekleri sektörün sürdürülebilirliği açısından belirleyici görülüyor.
Üçüncü başlık ise stratejik dönüşüm. Sektör temsilcileri, sadece fiyat rekabetine dayalı modelin artık sürdürülebilir olmadığını vurguluyor. Bunun yerine “değer odaklı turizm”, yani daha yüksek gelir bırakan turist profilini hedefleyen bir yapı öne çıkıyor.
Son dakika zamları eleştiriliyor
Son olarak, fiyat istikrarı ve öngörülebilirlik önem kazanıyor. Plansız fiyat artışları ve son dakika zamları, Türkiye’nin uluslararası pazarda güvenilirliğini zedeliyor ve rekabet gücünü düşürüyor.
Tüm bu adımların atılmaması halinde, Türkiye’nin “pahalı ülke” algısının kalıcı hale gelmesi ve turizm gelirlerinde hedeflerin riske girmesi kaçınılmaz görünüyor. Ancak doğru politikalar ve yapısal reformlarla sektörün yeniden rekabetçi bir yapıya kavuşması mümkün.