SANAYİDE YAPISAL DÖNÜŞÜM EKONOMİYİ %200 BÜYÜTÜR
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, Türkiye'nin ekonomik büyüme ve enerji tüketimi arasındaki ilişkiye dair çarpıcı bir projeksiyon ortaya koydu. Türkiye sanayide yapısal bir dönüşümü başarabilirse, 2050'li yıllarda ekonomik olarak yüzde 200'ün üzerinde büyürken birincil enerji tüketimini 2020 seviyesinde tutabilecek.

Hakan ÖZBAY
Küresel enerji görünümüne dair kapsamlı değerlendirmelerde bulunan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman, dünyanın özellikle 2025 yılı ile birlikte derin bir belirsizlik ortamına girdiğine dikkat çekti. Enerji dönüşümünün geçmişte ağırlıklı olarak iklim değişikliğiyle mücadele odaklı ele alındığını hatırlatan Hakman, bugün ise konunun güvenlik ve jeopolitik eksenine kaydığını vurguladı.
Son dönemde yaşanan gelişmelere değinen Hakman, "Enerji dönüşümü sadece iklimden ibaret değil; jeopolitik ve ekonomik bağımsızlık, toplumsal ve ülkeler arası adalet konuları da ön plana çıkıyor. ABD'de ikinci Trump dönemiyle birlikte iklim değişikliğinin inkarı ve uluslararası anlaşmalardan çekilme gibi adımlar görülse de piyasa gerçekleri farklı bir yöne işaret ediyor. Güneş ve rüzgar, devlet desteklerinden bağımsız olarak artık dünyanın en ucuz enerji üretim kaynakları haline geldi. Bu nedenle siyasi engelleyici tavırlara rağmen yatırımlar hız kesmiyor" ifadelerini kullandı.
Hakman, Türkiye’nin bu süreçteki konumuna ilişkin ise ülkenin sadece bir enerji koridoru olmaktan çıkıp bir "enerji dönüşüm merkezi" olma fırsatı yakaladığını belirtti. Önümüzdeki yıl Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi’nin, finansman ve teknoloji transferi açısından kritik bir eşik olacağına işaret eden Hakman, Türkiye’nin gelişmiş teknolojiler ile gelişmekte olan piyasalar arasında bir köprü görevi görebileceğini kaydetti.
MALİYETLER SİYASİ KRİZLERE RAĞMEN DÜŞÜYOR
Küresel çapta yaşanan jeopolitik krizlere ve belirsizlik ortamına rağmen yenilenebilir enerji teknolojilerinde maliyetlerin düşmeye devam etmesi de dikkat çekici bir tezat oluşturuyor. Hakman bu durumu, maliyet düşüşlerinin artık hammadde fiyatlarından ziyade teknolojik gelişim ve artan rekabetle ilgili olmasıyla açıklıyor.
Türkiye'nin mevcut sanayi yapısı ve gelecek projeksiyonları hakkında detaylı veriler paylaşan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise enerji dönüşümünün ekonomik boyutuna odaklandı. Türkiye’nin mevcut sanayi üretim yapısının düşük-orta teknolojili ve enerji yoğun bir karakter taşıdığını belirten Bağ, bu yapının değişmesi gerektiğini vurguladı.
Kalkınma planlarıyla uyumlu olarak yüksek teknolojili ve verimli üretim modeline geçişin önemine değinen Bağ, şu tespitlerde bulundu: "Eğer sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerindeki bu yapısal dönüşümü başarabilirsek, enerji verimliliği ve elektrifikasyon uygulamalarıyla Türkiye 2050'lerde yüzde 200 üzeri bir ekonomik büyümeyi sağlarken, birincil enerji tüketimini 2020 seviyesine kadar geriletebiliriz. Bu durumda karbonsuzlaşmak çok daha kolay oluyor. Türkiye bir taraftan büyürken ve refah artışını sağlarken, bir taraftan da enerji talep artışını dengeleyebiliyor."
EKONOMİK KIRILGANLIK VE İTHALAT FATURASI
Enerji dönüşümünün Türkiye için aynı zamanda bir ekonomik güvenlik meselesi olduğunu hatırlatan Bağ, 2024’te ithal fosil yakıt payının yüzde 85, enerji ithalat faturasının ise yaklaşık 63 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğine dikkat çekti. Petrol fiyatları ile dış ticaret açığı arasındaki doğrudan ilişkiye vurgu yapan Bağ, sanayideki dönüşümün ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'na (SKDM) uyumun, ihracat rekabetçiliğini korumak için elzem olduğunu ifade etti.
2053 NET SIFIR HEDEFİ
Türkiye’nin 2053 yılı için koyduğu "Net Sıfır" emisyon hedefinin gerçekçiliği konusundaki analizler ise hedefin ulaşılabilir olduğunu ancak bunun talep yönetimine bağlı olduğunu gösteriyor. Yapılan modellemelere göre; yenilenebilir enerji, elektrifikasyon ve yeni teknolojilerin kullanımı şart olmakla birlikte, asıl belirleyici faktör enerji talep artışının kontrol altına alınması.
Alkım Bağ, talep artışını kontrol etmenin ekonomik büyümeyi durdurmak anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Geçmiş veriler incelendiğinde, Türkiye'nin hızlı büyüdüğü dönemlerde bile elektrik talebi artış hızının kendiliğinden daha makul seviyelere indiği görülüyor. Mevcut sektör spesifik büyüme modeliyle devam edilmesi durumunda hedefe ulaşmanın zorlaşacağı, ancak sanayi, ulaştırma ve ticaret politikalarının enerji dönüşümüyle bütüncül bir şekilde ele alınması halinde Net Sıfır hedefinin Türkiye'nin refahını negatif etkilemeyeceği, aksine artıracağı öngörülüyor.
2025 yılının Türkiye için bir "Güneş Yılı" olduğunu ve güneş enerjisi üretiminde rekor artışlar yaşandığını belirten Bağ, buna karşın kömürden çıkış konusunda net bir takvimin olmamasının risk oluşturduğunu ifade etti. Yenilenebilir enerjideki büyük atılıma rağmen, yerli kömür santralleriyle yapılan uzun vadeli alım anlaşmalarının 2053 Net Sıfır hedefiyle yapısal bir gerilim yarattığına dikkat çekildi.