KÜRESEL FİNANSIN REFERANS DEVRİMİ: LIBOR TARİHE KARIŞTI
Küresel finansal sistemde yaklaşık yarım asırdır kullanılan referans faiz oranı LIBOR, yerini yeni nesil "risksiz referans oranlarına" (RFR) bıraktı. Ekonomist Mahfi Eğilmez, bu dönüşümün yalnızca teknik bir değişiklik değil, finansal sistemin işleyiş mantığını kökten değiştiren bir kırılma olduğuna dikkat çekiyor.

2023 itibarıyla tamamlanan geçiş süreciyle birlikte, türev ürünlerden sendikasyon kredilerine kadar yüzlerce trilyon dolarlık finansal büyüklüğün dayandığı LIBOR sistemi sona erdi. Yerine gelen yeni yapı, tahmine dayalı oranlardan, gerçek piyasa işlemlerine dayalı verilere geçişi ifade ediyor.
LIBOR’un temel zayıflığı, bankaların geleceğe yönelik borçlanma maliyetlerine ilişkin öznel beyanlarına dayanmasıydı. Özellikle 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında ortaya çıkan manipülasyon skandalları, bu sistemin güvenilirliğini ciddi şekilde sarstı. Düzenleyici kurumlar, piyasa gerçekliğiyle daha uyumlu ve şeffaf bir yapı arayışına yöneldi.
Yeni dönemde ABD doları için SOFR, euro için €STR ve sterlin için SONIA gibi oranlar öne çıkıyor. Bu oranlar, merkez bankaları ve denetimli kurumlar tarafından, yüksek hacimli gerçek işlemlerden elde edilen verilere dayanarak hesaplanıyor. Böylece finansal göstergelerde şeffaflık ve güvenilirlik artırılıyor.
Ancak bu dönüşüm beraberinde önemli teknik değişiklikleri de getirdi. LIBOR ileriye dönük bir referans sunarken, RFR’ler ağırlıklı olarak geriye dönük ve gecelik bileşik faiz hesaplamalarına dayanıyor. Bu durum, bankacılık sistemlerinden risk yönetimine, sözleşme yapılarından türev ürün fiyatlamalarına kadar geniş bir alanda yeniden yapılanmayı zorunlu kıldı.
Türkiye de bu küresel dönüşüme hızlı uyum sağlayan ülkeler arasında yer aldı. Eski sistemde kullanılan TRLIBOR’un yerini, Borsa İstanbul bünyesinde oluşturulan TLREF aldı. Türk lirası gecelik referans faiz oranı olan TLREF, repo piyasasındaki gerçek işlemlerden türetilerek finansal piyasalarda yeni bir referans noktası haline geldi.
Eğilmez’e göre bu değişim, finans dünyasında “beyan” döneminden “veri” dönemine geçişin simgesi niteliğinde. Artık faiz oranları, sınırlı sayıda aktörün öngörülerine değil, piyasanın gerçekleşen işlemlerine dayanıyor. Bu da 2008 kriziyle zedelenen finansal güvenin yeniden inşası açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.
