SON DAKİKA
GÜNDEM Salı 03 Mart 2026 02:13

KÜRESEL EKONOMİDE SAVAŞ DÖNEMİ

ABD-İsrail-İran hattındaki gerilim, enerji arz güvenliğini ve küresel ticaret yollarını tehdit ediyor. Petrol fiyatlarında savaş primi yükselirken, altın ve dolar gibi güvenli limanlara talep artıyor. Körfez'de artan risk, enflasyon baskısını güçlendiriyor. Türkiye ekonomisi ise enerji faturası, dış ticaret ve finansal oynaklık üzerinden çok boyutlu bir sınavla karşı karşıya

Küresel ekonomide savaş dönemi

Mustafa DENİZ

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın İsrail ile Körfez ülkelerini hedef alan karşı hamleleriyle tırmanan gerilim, yalnızca askeri değil ekonomik cephede de yeni bir dönemin kapısını araladı. Orta Doğu’da yükselen tansiyon, enerji fiyatlarından navlun maliyetlerine, güvenli liman talebinden bölgesel ticaret akışlarına kadar geniş bir yelpazede etkisini hissettiriyor. Türkiye açısından ise tablo hem risk hem de temkinli fırsatlar barındırıyor.

Enerji arzı ve petrol fiyatları

Washington yönetiminin İran’ın askeri ve nükleer altyapısına yönelik operasyonları sonrası Tahran’ın misilleme olarak İsrail ve Körfez’deki bazı stratejik noktalara saldırılar düzenlemesi, petrol piyasalarını ilk anda sert şekilde yukarı taşıdı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riski, tanker trafiğinde aksamalara yol açarken Brent petrolün varil fiyatı savaş primiyle yükseldi.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından başlatılan operasyonların ardından İran yönetiminin, bölgedeki enerji altyapılarına yönelik dolaylı mesajlar vermesi, arz güvenliği kaygısını büyüttü. Körfez’deki üretici ülkelerden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise kritik tesislerde güvenlik önlemlerini artırdıklarını duyurdu. Güvenlik önlemleri üst düzeyde artarken Suudi Arabistan'daki Ras Tanura’daki Suudi Aramco tesislerinde İHA saldırısı düzenlendi. Bu saldırı sonrası Brent petrol fiyatlarında artış görüldü.

Enerji ithalatçısı konumundaki Türkiye için bu gelişmeler, cari açık ve enflasyon cephesinde ilave baskı anlamına geliyor. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın, yıllık enerji faturasına milyarlarca dolarlık ek yük getirdiği hesaplanıyor.

Güvenli liman arayışı ve finansal dalgalanma

Jeopolitik risklerin tırmanmasıyla birlikte küresel piyasalarda “riskten kaçış” eğilimi belirginleşti. Yatırımcılar hisse senetlerinden çıkıp altın ve ABD tahvilleri gibi güvenli limanlara yönelirken gelişmekte olan ülke para birimlerinde değer kaybı görüldü.

Dolar endeksi yükselirken, altın fiyatları da savaş dönemlerine özgü refleksle prim yaptı. Bölgesel risk primi göstergesi olan CDS’lerde artış dikkat çekti. 

Uzmanlar, savaşın yayılma ihtimaline bağlı olarak finansal oynaklığın bir süre daha yüksek seyredeceği görüşünde. Özellikle Körfez sermayesinin yönü, İstanbul finans çevrelerinde yakından izleniyor.

Ticaret yolları ve lojistik zinciri

Saldırıların dolaylı etkilerinden biri de ticaret yolları üzerinde hissediliyor. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz hattında artan risk, navlun fiyatlarını yukarı çekerken sigorta maliyetleri de tırmanıyor. Bu durum, başta enerji ve petrokimya olmak üzere birçok sektörde maliyet enflasyonunu tetikleyebilir.

Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla alternatif lojistik hatların güçlendirilmesinde öne çıkma potansiyeline sahip. Ancak kısa vadede küresel ticaretteki yavaşlama beklentisi, ihracat cephesinde temkinli bir tabloya işaret ediyor.

Bölgesel dengeler ve ekonomik bloklaşma

Savaşın ekonomik boyutunda dikkat çeken bir diğer unsur, yeni bloklaşma eğilimleri. ABD öncülüğündeki yaptırım mekanizmalarının genişletilmesi ihtimali, İran’la ticaret yapan ülkeleri zor bir dengeye itebilir. Öte yandan Tahran yönetimi, Asya merkezli ticaret ortaklıklarını güçlendirme sinyali veriyor.

Uzmanlara göre çatışmanın uzun sürmesi halinde enerji piyasalarında kalıcı bir fiyat bandı oluşabilir ve küresel enflasyonla mücadele süreci sekteye uğrayabilir. Bu da merkez bankalarının faiz indirim planlarını ötelemesine yol açabilir.

Türkiye için kritik eşik

Türkiye açısından savaşın ekonomik yansımaları üç başlıkta öne çıkıyor: enerji maliyetleri, finansal oynaklık ve dış ticaret. Ankara’nın diplomatik denge politikası hem enerji arz güvenliğini sağlamak hem de bölgesel ticari ilişkileri korumak açısından önem taşıyor.

Ekonomi yönetimi ise olası şoklara karşı rezerv politikası, makroihtiyati önlemler ve enerji tedarik çeşitlendirmesi üzerinden hazırlıklarını sürdürüyor.

Orta Doğu’da yükselen askeri tansiyon, küresel ekonomide yeni bir “savaş dönemi”nin habercisi olabilir. Bu dönemde belirleyici olan, çatışmanın süresi ve coğrafi yayılımı olacak. Ancak şimdiden görülen o ki; savaş artık yalnızca cephede değil, petrol varilinde, döviz kurunda ve tedarik zincirinde de yaşanıyor.