KAN KAYBEDİYORUZ
Yüksek enflasyon ve sıkı para politikası, ekonomide kırılganlığı artırıyor. Reel sektör nakit kriziyle mücadele ederken yatırımlar erteleniyor. Krediye erişimin en zor döneme girmesi, üretim ve büyümeyi baskılıyor. 2026'da ekonomi, istikrar ve toparlanma sınavıyla karşı karşıya

Mustafa DENİZ
Türkiye ekonomisi, 2026 yılına yüksek enflasyon, sıkı para politikası ve reel sektörde derinleşen nakit kriziyle girerken, ekonominin ana damarlarında belirgin bir yavaşlama sinyali dikkat çekiyor. Enflasyonla mücadelede kararlılık sürse de sahadaki göstergeler ekonomide “kan kaybı” tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
Yıl sonu için öngörülen yüzde 16’lık enflasyon hedefi ile piyasa beklentileri arasındaki makas açılmaya devam ediyor. Ekonomistler, enflasyonun yüzde 23 ila yüzde 30 bandında gerçekleşebileceğine işaret ederken, bu tablo fiyat istikrarı sürecinin kırılganlığını ortaya koyuyor. Kalıcı yüksek enflasyon riski hem yatırım kararlarını hem de tüketici davranışlarını baskılayan temel unsur olmaya devam ediyor.
Finansal büyüme planları rafa kalktı
Reel sektör cephesinde ise tablo daha da çarpıcı. Yüksek faiz oranları, üretim odaklı şirketlerin finansman maliyetlerini keskin biçimde artırırken, firmalar büyüme planlarını rafa kaldırarak nakit akışını korumaya odaklanıyor. Sanayici ve KOBİ’ler için “kârlılık” yerini giderek “hayatta kalma” mücadelesine bırakıyor.
Hane halkı tarafında da benzer bir sıkışma söz konusu. Artan yaşam maliyetleri karşısında gelirlerin yetersiz kalması, satın alma gücünü aşındırırken, asgari ücretin açlık sınırının altında kalma riski sosyal dengeler açısından dikkat çekici bir kırılganlık yaratıyor. Tüketimdeki yavaşlama, iç talep üzerinden büyümeyi de aşağı çekiyor.
Kredi kanalları tıkanacak
Merkez Bankası’nın son adımları ise bu sıkılaşma sürecini daha da derinleştiriyor. Lira cinsi kredi büyümesini kontrol altına almak amacıyla zorunlu karşılık düzenlemelerinde yapılan değişiklikler, kredi kanallarını daha da daraltacak nitelikte. Daha önce bazı kredi türlerine tanınan muafiyetlerin kaldırılmasıyla birlikte bankaların daha fazla zorunlu karşılık tutması gerekecek. Bu durum, kredi arzını sınırlayarak finansmana erişimi zorlaştıracak.
Özellikle deprem bölgesine sağlanan krediler ile esnaf kredilerinde muafiyetlerin kaldırılması ya da daraltılması, sahadaki finansman ihtiyacını daha da kritik hale getiriyor. Esnaf kredilerinin yalnızca küçük ve orta ölçekli işletmelerle sınırlandırılması da finansmana erişimde seçici bir döneme girildiğini gösteriyor.
İhracatta maliyet baskısı var
İhracat cephesinde ise kur avantajına rağmen maliyet baskısı öne çıkıyor. Artan hammadde fiyatları ve zayıflayan dış talep, ihracatçıların kâr marjlarını daraltırken, rekabet gücünü sınırlıyor. Kur-maliyet dengesi, ihracatçı için çözülmesi zor bir denklem haline geliyor.
Kamu maliyesi tarafında da riskler büyüyor. Artan kamu harcamaları ve yüksek faiz dışı giderler, bütçe disiplini üzerinde baskı oluştururken, mali alanın daralmasına yol açıyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde ek mali tedbirlerin gündeme gelebileceği beklentisini güçlendiriyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında 2026 yılı, Türkiye ekonomisi için kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Kur istikrarının sağlanması, enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesi ve reel sektöre nefes aldıracak finansman koşullarının oluşturulması, ekonominin yeniden toparlanması için belirleyici olacak. Aksi halde, mevcut tablo “kan kaybının” derinleşebileceğine işaret ediyor.
