İNGİLTERE'NİN KALBİNDE BİR ORTA ÇAĞ RÜYASI: COTSWOLDS
Ben her zaman insanın doğa ile ahenk içindeki yaşamını çok sevmişimdir, çok desteklemişimdir. Bu nedenle, gelin bu hafta sizi tam bir bahar geçişinin yaşandığı İngiltere'de, doğanın kucağındaki Cotswolds'a götüreyim ve hep birlikte masalımsı bir dünyaya dalış yapalım

Deniz DİKMEN
Siz de her zaman benim gibi doğal yaşama karşı bir özlem duyar mısınız? Günümüzde yaşam alanlarının artık çok yapay olması ve bunun insan ilişkilerine de yansıması, hepimizde o muhteşem doğaya karşı olan özlemi daha da artırmıyor mu? Ben her zaman insanın doğa ile ahenk içindeki yaşamını çok sevmişimdir, çok desteklemişimdir.
Bu nedenle, gelin bu hafta sizi tam bir bahar geçişinin yaşandığı İngiltere'de, doğanın kucağındaki Cotswolds'a götüreyim ve hep birlikte masalımsı bir dünyaya dalış yapalım.
İngiltere deyince çoğunlukla insanların aklına sadece Londra geliyor; oysa İngiltere'de o kadar çok gezilecek, görülecek yer var ki. Biz de bu gezimizde Londra'ya sadece 1,5 saat uzaklıktaki Cotswolds Bölgesi'ni keşfetmeye gidiyoruz. Hava kapalı, bazen biraz yağışlı; ama bu hava da buraya çok yakışıyor, bölgenin doğasıyla çok bütünleşiyor. Zira bu sisli, puslu havada daha sonra şömine başında keyif yapmak, güzel bir çay veya kahve yudumlamak da bir o kadar keyifli.
Cotswolds, Londra'nın kuzeybatısında, Batı Midlands'ta bulunuyor ve birçok tepecikten oluşuyor. Bölge 40 km eninde ve 140 km uzunluğunda; yemyeşil bir alanı kapsıyor. Cotswolds bir tür devasa otlak alanı ve Jura olarak bilinen kireçtaşı kayalarıyla ünlenmiş. Bölgedeki tüm köyler ve kasabalar genellikle bu yerel taşlardan inşa edilmiş ve bu nedenle çok doğal, kendine özgü hoş bir görünüm sunuyor. Bu köyler yemyeşil ormanların içine gizlenmiştir; yanlarından sessizce nehirler akar, muhteşem ağaçlar ve bitkiler yetişir, tüm çevreyi sarar.
"Cotswolds" kelimesi terminolojik olarak "tepeciklerde otlayan koyun meraları" anlamına gelmekte; aslında burada hâkim olan yemyeşil doğayı, küçükbaş hayvanların her yerde, her daim otladığı ve inanılmaz pastoral manzaralara sahip bu coğrafyayı anlatır.
Cotswolds'ta tipik bir koyun cinsi bulunuyor ve "Cotswolds Aslanı" olarak adlandırılıyor. Bu koyun sayesinde bölge çok ciddi bir yün ticareti yapıyor. Burada üretilen yünler Avrupa'ya ve özellikle İtalya'ya satılıyor; bu da yerel halka asırlardır para ve refah kazandırıyor. Bu nedenle Cotswolds'ta zengin tüccar ailelerin eski köşklerine ve muazzam malikanelere çok denk gelirsiniz.
Varlıklı ailelerin adresi
Günümüzde ise Londra'nın varlıklı aileleri hayatlarını bu bölgede sürdürüyor. İngiliz kraliyet ailesi mensupları başta olmak üzere, Taylor Swift, Hugh Grant, Victoria ve David Beckham, Kate Moss gibi ünlüler buralardaki malikanelerinde gözlerden uzak bir yaşam sürdürüyorlar.
Londra'dan kiraladığımız aracımızla hafif yağmurlu bir havada yola çıkıyor ve 1,5 saat sonra Cotswolds'a varıyoruz. Cotswolds'taki ana yerleşim bölgeleri Gloucestershire, Oxfordshire, Wiltshire, Somerset, Worcestershire ve Warwickshire'dır. Dere tepe, daracık köy yollarından geçiyoruz. Birçok yerde yol o kadar dar ki iki araba yan yana zor geçiyor; ancak ambiyans çok güzel. Sanki çok uzaklarda, bambaşka bir diyara gelmiş gibiyiz.
İlk vardığımız köy: Bibury. Aracımızı park edip köyün daracık bir orman yolundan yürümeye başlıyoruz. Bibury, Thames Nehri'nin kolu olan Coln Nehri kıyısında konumlanan ve Hobbiton'u andıran bir destinasyon. Tarihi taş evleri, masalsı yemyeşil İngiliz bahçeleri ve pırıl pırıl akan nehriyle çok tatlı ve ünlü bir köy.
Bu şirin yerdeki evler çoğunlukla 17. yüzyıldan kalma yapılar. Köydeki Arlington Row'daki 14. yüzyıldan kalma eski yün depoları, günümüzde tarihi, modern ve sevimli konutlar olarak kullanılıyor.
Köyde gezerken 11. yüzyıldan kalma St. Mary Kilisesi'ni göreceksiniz. Ayrıca 1902 yılında kurulmuş olan ve İngiltere'nin en eski alabalık çiftliklerinden biri olan Bibury Trout Farm'ı görme ve balık tutma fırsatı da bulabilirsiniz.
Hava biraz soğuk ama montlarımız ve çizmelerimiz sıcacık. Hava mis gibi oksijen kokuyor. Köydeki doğanın ve taş binaların renk uyumu muazzam. Bibury bir tablo gibi görünüyor ve biz de sanki o tablonun içinde yürüyoruz. Yazın buraya dünyanın her yerinden inanılmaz sayıda turist geliyor. Biz ise, sezonun henüz çok yoğun olmamasının keyfini sürüyoruz.
Cotswolds'ta Bibury'nin haricinde Bourton-on-the-Water, Charlbury, Chipping Campden, Chipping Norton, Cricklade, Dursley, Malmesbury, Minchinhampton, Moreton-in-the-Marsh, Nailsworth, Northleach, Painswick, Stow-on-the-Wold, Stroud, Tetbury, Witney, Winchcombe, Wotton-under-Edge, Broadway ve Chalford gibi kasabalar, bölgenin çok ünlü ve harikulade destinasyonları arasında yer alıyor.

Tarihi yapılar burada
Cotswolds köylerini gezerken; örneğin 15. yüzyıldan kalma Sudeley Kalesi, 13. yüzyıla ait Beverston Kalesi ve Calcot Malikanesi, Tetbury Market House, 17. yüzyıla ait ünlü bir yün ve iplik deposu olan Chavenage House, Chedworth Roma Villası, Fosse Yolu olarak anılan eski Kelt yolu, 12. yüzyıla ait Cirencester Manastırı, Gotik mimarisiyle Quarwood, Tudor kökenli Woodchester Mansion ve Broadway Kulesi gibi birçok tarihi yapıya denk geleceksiniz.
Stroud'a giderseniz, buradaki Stroud Farmers Market'ı (Çiftçiler Pazarı) muhakkak görmenizi tavsiye ederim; zira hem yerel pazar atmosferini yaşamak hem de yerel Cotswolds yemek kültürünü yakından tanıma fırsatını yakalayabilirsiniz. Yerel lezzetleri tadıp, pazarın ara sokaklarını gezerken bir yandan da canlı müziğe denk gelip bu tipik Cotswolds ambiyansını yaşayabilirsiniz. Gittiğiniz her yerde görkemli tarihi malikaneler, muhteşem bitkilerle süslü İngiliz kır bahçeleri göreceksiniz.
Cotswolds'a geldiğinizde muhakkak ziyaret etmeniz gereken mekanlardan biri de Blenheim Sarayı'dır; zira burası Barok mimarisiyle bölgenin en büyük yapılarından biri ve aynı zamanda bir UNESCO Dünya Mirası'dır. İtalyan tarzında dekore edilmiş bu muhteşem saray, aynı zamanda 1874 yılında Sir Winston Churchill'in doğduğu yerdir.
Churchill, 1940-1945 ve 1951-1955 yılları arasında Birleşik Krallığı'nın başbakanı olarak görev yapmış ve II. Dünya Savaşı'nın en önemli tarihi figürlerinden biridir.
Gün boyunca biz de aracımızla köyler arasında gezimize devam ediyoruz; küçücük kasabaları geziyor, tarihi köy meydanlarını ve asırlar öncesinden kalan yapıları görme fırsatı yakalıyor, yemyeşil ormanlık yollardan geçiyor ve bizi pek memnun eden keşiflerimizi yapıyoruz.
Akşamüstü ise Stonehouse'daki kalacağımız otelimize geliyoruz. Burası da eski bir malikane ve o kadar tatlı dekore edilmiş ki... Otele girer girmez eski bir döneme ışınlanmış gibiyiz. Dışarıda hava soğuk ama otelde şöminede çıtır çıtır odun parçaları yanıyor. Ortam o kadar sıcacık ki. Fonda hafif bir müzik çalıyor. Otel müşterileri ya bir köşeye çekilmiş sessizce kitaplarını okuyor ya da içkilerini yudumlayarak sohbet ediyorlar. Bir yandan da hâlâ İngiltere'ye has beş çayı saati devam ediyor. Dışarıda sessizce yağan yağmurun altında, köşkün arka bahçesindeki yemyeşil bitkilerin yaprakları parlıyor.
Şömine başında yemek
Biz de ikinci katta bulunan özel restoran bölümünde, şömine başında yemeğimizi yiyoruz. Ekmekler sımsıcak, taze fırından çıkmış ve mis gibi kokuyor. Yemekler ve tatlılar çok lezzetli.
Cotswolds'ta Cotswolds Cheese (peynir), Sunday Roast (patatesli dana, kuzu veya tavuk kızartması), bölgeye özgü Fish and Chips, Lancashire Hotpot (kuzu eti), Cotswolds Dumplings, Bibury Trout, Tewkesbury Mustard (hardal), Crumble, Bath Buns gibi lezzetleri tadabilirsiniz. İngiltere'ye has içecekleri deneyebilir, burada yetişen lavanta çaylarını yudumlayabilirsiniz.
Biz de harikulade lezzetli bir yemek yiyip, çıtırtı seslerinin geldiği şöminenin başında uzunca süre oturuyor, keyif yapıyor ve sohbetlere dalıyoruz. Ortam o kadar etkileyici ve güzel ki. Eğer siz de bu country yaşam tarzını seviyor, doğa ve tarihin içinde olmak istiyorsanız, mutlaka buralara gelmelisiniz. Cotswolds, dünyaca ünlü ve milyonlarca insanın yıl boyunca ziyaret ettiği bir bölge. İnanması zor ama 4.800 km yürüyüş ve binek yolun, yüzlerce konağın ve tarihi yapının, inanılmaz biyoçeşitliliğin, 6.400 km taş duvarın olduğu bu muazzam diyarda kaybolmanızı, kendi keşiflerinizi yapmanızı ve harikulade dingin, mutlu, doğayla barışık günler geçirmenizi dilerim.