SON DAKİKA
Kültür - Sanat - Magazin Salı 31 Mart 2026 02:03

HAYALLER GÖKYÜZÜNE UÇTU

Toroslar'daki bir çadırdan başlayan hayat, gökyüzünde insanlara umut taşıyan bir yolculuğa dönüştü. Adalet Gök, savaşlardan afet bölgelerine uzanan gerçek hikâyeleriyle dikkat çekiyor. "Uç Bana, Yetiş Doktor", bir doktorun yalnızca hayat kurtarmasını değil, insan ruhuna dokunuşunu anlatıyor. Yazar, vazgeçmeyen hayallerin ve insanlığın ortak duygusunun altını çiziyor

Hayaller gökyüzüne uçtu

Deniz ÖZEN BAŞARAN

Hayallerin bazen bir çocuğun fısıltısıyla başladığını hatırlatan çok özel bir kitabın yazarı Adalet Gök. 

Toroslar’daki bir yörük çadırından, dünyanın dört bir yanına uzanan bir yolculuk onunkisi… Savaş bölgelerinden afet alanlarına, hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgide geçen gerçek hikâyeler… 

“Bir gün bütün bu şehirlerin üstünden uçacağım” diyen küçük bir kızın, yıllar sonra yüzlerce insanın hayatına dokunan bir doktora dönüşmesinin hikâyesini anlatıyor; “Uç Bana, Yetiş Doktor” .

*Kitabınızın başındaki “Bir gün bütün bu şehirlerin üstünden uçacağım” cümlesi çok güçlü. O cümleyi kuran çocuk bugün yazarıyla karşılaşsaydı ne düşünürdü?

“O cümleyi kuran çocuk bugün karşıma çıksa bana şunu sorardı: ‘Gerçekten uçabildin mi?’

Ben de ‘Evet, ama sadece şehirlerin üstünden değil, kaderimin üstünden ve başka hayatların içinden  de uçtum’ derdim.

‘Vazgeçmemek işe yarıyormuş’ derdi belki… Bana sarılıp ‘İyi ki korkmamışsın’ derdi.”

adalet

*Uç Bana, Yetiş Doktor bir başarı hikâyesinden çok bir yolculuk aslında. Bu yolculukta sizi en çok değiştiren an hangisiydi?

“Beni en çok değiştiren an, bir hayatın saatlerle değil dakikalarla ölçüldüğünü fark ettiğim andı.

Bir hayatın gerçekten sizin ellerinizin arasında olduğunu ilk kez derinden hissettiğim an… O bir kırılma noktasıydı. O günden sonra meslek benim için bir iş olmaktan çıktı, bir sorumluluğa dönüştü.

30.000 fit yüksekliktesiniz; hasta bir anda kötüleşebiliyor. Pilot soruyor: ‘Uçağı indirelim mi, en yakın havalimanına yöneliyor muyuz, yoksa devam edelim mi?’

Hastanın yakınları da yanınızda: ‘Ne oluyor, ölüyor mu, yaşayacak mı?’

Bu kararları vermek, yerdekinden çok daha zor ve çok daha stresli. O an bütün sorumluluk sizin üzerinizde. Yanınızda yardım isteyebileceğiniz bir ekip, mavi kod verebileceğiniz bir hastane yok.”

*Bu kitabı yazarken “Bunu mutlaka anlatmalıyım” dediğiniz olay hangisiydi?

“Kitapta ‘Bir Çift Yeşil Göz’ diye bir hikâyem var.

Bir hastamın gözlerindeki o sessiz umut… Boynundan aşağısı felçti, sadece gözlerini hareket ettirebiliyordu.

Her şeyin yıkıldığı bir yerde bile insanın yaşama tutunma isteği beni çok etkiledi. O anı anlatmadan bu hikâye eksik kalırdı.”

*Kitapta savaş bölgelerinden afet alanlarına kadar çok zor koşullar var. Böyle yerlerde insanın umudu nasıl korunuyor? Dünyanın farklı coğrafyalarında çalışmış bir doktor olarak insanlığın ortak bir duygusu olduğunu düşünüyor musunuz?

“Savaşta da afette de değişmeyen tek şey şu: İnsan yaşamak istiyor. Umut bazen bir ilaç değil, birinin ‘buradayım’ demesi.” deprem bölgelerinde gönüllü çalışırken başka ülkelerden Taaa dünyanın öbür ucundan çıkıp gelen yabancı ekiplerle çalışıyorduk  insan gerçekten çok tuhaf anlatılması zor şeyler yaşıyor.. biz  iki şehir öteden deprem bölgesine ulaşana kadar onlar kaç ülke uçup gelmişlerdi hastane kurmuşlardı..

“Umut çoğu zaman büyük şeylerden değil, küçük temaslardan doğuyor. Bir el tutuşu, bir bakış, bir ‘buradayım’ hissi…

Dünyanın neresine giderseniz gidin değişmeyen bir şey var: İnsanlar anlaşılmak ve yaşamak istiyor. Bu duygu evrensel.

Yaptığım işte çoğu zaman hastalara verdiğim destek sadece ilaç ya da tıbbi bakım olmuyor. Onun yanında olmak, sohbet etmek, birlikte bir bardak çay içmek, ona bir parça yemek yedirmek… Bazen her şey sadece bir yol arkadaşlığına dönüşüyor.

Başta doktor-hasta ilişkisi olarak başlasa da, zamanla daha insani bir bağ kuruluyor. Ama arka planda ben her zaman sağlık durumlarını da takip ediyorum.

Bazen yola çıkarken komada  gibi yatan bir yolcunun, ‘Şu an hiçbir şeyim yokmuş gibi hissediyorum’ dediğine tanık oluyorsunuz.”

*Hayat kurtarmak büyük bir sorumluluk. Peki kurtaramadığınız anlar insanın içinde nasıl bir iz bırakıyor? Bu yolculuk boyunca sizi en çok şaşırtan insan hikâyesi hangisiydi?

“Kurtaramadığınız insanlar sizi terk etmez. Onlar sizinle yaşamaya devam eder.

Kurtaramadığınız her insan, içinizde sessiz bir oda açar. O odalar kapanmaz… Sadece yaşamayı öğrenirsiniz.

En şaşırtıcı olan ise şu: En kırılgan görünenler, hayata en sıkı tutunanlar oluyor.

Bu kitap biraz da böyle bir kahramanla tanışınca yazılmaya başladı. ‘Bizi Biz Yapan İyiliktir’ öyküsünde de bunu anlatıyorum.” 

*Yolcu uçağında bazen sedye ile bazen koltukta gidiyorsunuz. Diğer yolcuların tepkisi ne oluyor?

“Bir yolcu uçağı bazen bir hastanenin yoğun bakımına dönüşüyor. Hastayı monitöre bağlıyoruz, oksijen veriyoruz; damar yolundan serum ve ilaç uyguluyoruz. Bazen hastanın burnundan, ağzından, karnından çıkan tüpler oluyor; hatta göğüs tüpüyle seyahat eden hastalarımız var.

Bu durum tarifeli uçaktaki diğer yolcular için ürkütücü olabiliyor. Aynı zamanda büyük bir merak da uyandırıyor.

İnsanlar önce şaşırıyor, sonra sessizce aynı duanın parçası oluyor. Başta bir merak, ardından derin bir saygı… Bazen dua edenler, bazen yer vermek isteyenler… O an herkes aynı hikâyenin parçası oluyor.”

*Gittiğiniz ülkelerin sağlık sistemi ve doktorlarını gözlemleyebildiniz mi? Ne düşünüyorsunuz?

“Dünyayı gezdikçe şunu gördüm: Sağlık sistemini güçlü yapan teknoloji değil, vazgeçmeyen insan.

İmkânlar değişiyor ama çaba aynı. Bazı yerlerde teknoloji var ama insan eksik; bazı yerlerde imkân yok ama inanılmaz bir özveri var.

Aslında sistemi güçlü yapan şey insan. Çünkü bizim işimiz hastaya dokunmakla başlar. Gözünün içine bakarak ‘Neyiniz var, size nasıl yardımcı olabilirim?’ sorusunu sormakla… Çoğu zaman tomografi ve MR gibi cihazlardan önce o insani temas gelir.”

*Bir kadın olarak sürekli bir göç hali içerisindesiniz. Aşk insana özgü bir duygu. Siz buna alan açabildiniz mi hayatınızda?

“Aşk hayatımın vazgeçilmez bir parçası… Aslında tam bir aşk kadınıyım. Ama ‘Mutlu aşkı buldunuz mu?’ diye sorarsanız; yarım kaldı, eksik kaldı.

Benim hayatımda aşk hep ‘bekleyen’ oldu. Çünkü ben çoğu zaman bir yere ait değil, bir yere yetişmek zorundaydım.

Aşk hayatın bir parçası… Ama benim hayatımda çoğu zaman fedakârlıkla sınandı. Alan açmak kolay değil ama tamamen kapatmak da mümkün değil. Belki de benim aşkım biraz yolda kalmayı öğrendi.”

*Bu kitap özellikle kadınlara büyük bir cesaret veriyor. Sizce kadınların hayallerini gerçekleştirmelerinin önündeki en büyük engel nedir?

“Kadınların önündeki en büyük engel çoğu zaman dış dünya değil, içlerine yerleştirilen ‘yapamazsın’ cümlesi. O cümle silindiğinde hikâye başlıyor.

Bazen dış koşullar, bazen de içimize yerleşmiş o ses. En büyük engel çoğu zaman görünmeyen sınırlar. O sınırlar yıkıldığında kadınlar zaten durdurulamıyor.”

*Eğer hayatınız bir cümleyle özetlenecek olsaydı, ‘Uç Bana, Yetiş Doktor’ un bize anlattığı hikâyeyi nasıl tanımlardınız?

“Bu hikâye, bir çadırdan gökyüzüne uzanan ve oradan tekrar insanlara inen bir yolculuk.

Bir çocuğun hayaliyle başlayıp, başkalarının ve kendi hayatıma dokunarak; sınırlarımı zorlayarak, öğrenmeye ve sevgiye açık şekilde devam eden uzun bir yolculuk.”

adalet-1

*Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu hikâyeyi anlatmanız gerektiğini hissettiğiniz an neydi?

“Bir gün fark ettim ki ben sadece hastalarımla uçmuyor, sadece hayat kurtarmıyorum; aynı zamanda hikâye biriktiriyorum. Ve bazı hikâyeler yazılmadığında eksik kalıyor.

Çalışırken bazı anlar çok ağırdır… O duyguyu taşımak zordur. Dünyanın bir ucuna uçarken havada babanızın ölüm haberini alırsınız. Çok sevdiğiniz, el ele transferini yaptığınız bir hastanızın artık bu dünyada olmadığını ve size bir mektup bıraktığını öğrenirsiniz.

Bazen çok sevdiğiniz birini, bilerek ve isteyerek başka bir hayata uğurlarsınız… Kalbiniz kırılsa da.

Bu duygularla baş etmenin yolunun yazmak olduğunu fark edince, yazdıklarımı topladım ve bir kitap ortaya çıktı.

Bir noktadan sonra yaşadıklarım sadece bana ait kalmamalı diye düşündüm. Çünkü bu hikâye yalnızca benim değil… İlham olabilecek bir yolculuktu. O yüzden yazmam gerektiğini hissettim.”

*Doktor Ada karakteri gerçek hayatınızın ne kadarını yansıtıyor?Bu kitap bir otobiyografi mi yoksa kurgu mu?

“Doktor Ada benim… ama korkularımdan arındırılmış halim. Hikâyelerimin çoğu yaşadıklarıma dayanıyor.

Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir karakter. Benim için gerçekle hayal arasında kurduğum bir köprü.”

*Mesleğiniz hayatı ve insanı görme biçiminizi nasıl değiştirdi? 

“Uçmak” sizin için fiziksel bir şey mi, yoksa bir özgürlük metaforu mu?

“Uçmak benim için mesafe değil, sınır aşmak. Coğrafyaları değil, kaderi geçmek.

Mesleğim bana insanın ne kadar kırılgan ama aynı zamanda ne kadar güçlü olduğunu öğretti.

‘Uçmak’ benim için sadece fiziksel bir eylem değil; sınırları aşmak, korkuların üstüne çıkmak, yeni coğrafyaları ve hayatları keşfetmek ve özgürleşmek demek.”

*Siz koruyucu annesiniz aynı zamanda değil mi? Buna nasıl karar verdiniz?

“Anne olmak bazen doğurmak değil, bir hayatı sahiplenmektir. Ben kalpten bağ kurmayı seçtim.

Hastane acil servislerinde 24 saat nöbet tutarken, ailemden uzakta bir Ege kasabasında yaşıyordum. Yanımda kimsem yoktu. Böyle bir sorumluluğu paylaşabileceğim bir partner de hayatımda olmadı.

Sırf doğurmuş olmak için doğurmak istemedim.

Sonra hayat bizi Zeytin’imle buluşturdu. Birbirimizi çok sevdik. Gerçekten hayatımdaki en güzel hikâyelerden biri oldu.”

*Kitabın geliri bağış olarak kullanılıyor değil mi?

 “Bu kitap sadece okunmuyor, dolaşıma giriyor. Her okurla birlikte birine daha dokunuyor. Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı (KAHEV)

 Doktor kardeşlerimin kurduğu vakıf, çok önemsiyorum onları, çok saygı duyuyorum, çok seviyorum, bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Ayrıca 

İmza günlerinde organizasyonu yapan kadın derneklerine, deprem bölgesindeki okullara vb.  kurumlara kitabın gelirini bırakıyorum.

Çünkü okumayı çok önemsiyorum. Hâlâ inanıyorum ki okumak, hayatımızı değiştirecek en önemli şeylerden biri.”

ABONE OL
Sol 160x600
Reklam