HATŞEPSUT'UN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ TOPRAKLAR
Tarihte öyle karakterler, kişilikler vardır ki, kendi dönemlerinde koca coğrafyaları şekillendirmişlerdir, derin izler geriye bırakmışlardır. Mesela Büyük İskender, Neron ve Sezar, Kleopatra veya Fatih Sultan Mehmet gibi

Deniz DİKMEN
Bu hafta sizi bir kadının hüküm sürdüğü bir coğrafyaya ve hikayeye götürmek isterim. Gelin Kuzey Afrika’nın derinliklerine Mısır’ın gizemli tarih sayfalarına dalalım ve sizinle Mısır’ın meşhur kadın firavun Hatşepsut’un hüküm sürdüğü toprakları gezelim.
Hatşepsut MÖ 1505-1458 yılları arasında Antik Mısır’da yaşamış ve Onsekizinci Hanedanlık döneminin altıncı firavunuydu. Onu özel kılan kendisinin sıradışı bir kadın firavun olmasıydı ve MÖ 1479 ile 1458 yılları arasında hüküm sürdü. Kendisi Firavun II Thutmose’nin eşiydi ve Mısır tarihinin kendi başına hüküm süren ikinci kadın firavun figürüydü. Birinci kadın firavun Onikinci Hanedanlık dönemindeki Sobekneferuydu.
Kocası ve üvey kardeşi vefat ettiğinde taht iki yaşındaki üvey oğlu III Thutmose’ye kaldığında Hatşepsut Thutmose’nin naipliğini üstlendi. Yıllar sonra ise, kendisi tam kraliyet unvanını aldı ve III Thutmose ile birlikte ülkeyi yönetmeye devam etti. Antik Mısır’ın ataerkil toplum yapısında bu çok kolay bir iş değildi. Mısır geleneklerine göre normalde erkek firavunların üstlendiği devlet rollerini üstleniyordu. Dikkati üstüne çekmemek için erkek kıyafetleri giyiyordu, heykelleri hep bir erkek firavun gibi tasvir ediliyordu, erkek özellikler taşıyordu. Hatta çenesinin altına taktığı bir aksesuarı sakal gibi göstermişti.
Hatşepsut’un dönemi bereketli, refah ve barış içinde geçen bir dönem oldu. Kendini hep Mısır Krallığının hem annesi hem de babası olarak hissediyordu. Bu şekilde de halkına yansıtıyordu.
Eski Yukarı Mısır Bölgesi’nde Nil Nehri’nin doğu yakasında Luksor’dayız. Bulunduğumuz bu bölge Mısır tarihini için çok önemli. Tarihi yapıların yoğun olduğu mekanlar oldukça fazla. Luksor Tapınağı tüm haşmeti ile karşımızda yükseliyor.
Sabahın erken saatlerinde önce Nil Nehri’nden bir tekneye binip Nil’in batı yakasına geçiyoruz. Bu kısa seyahatimiz o kadar güzel ve farklı ki.

Dünyanın en uzun akan suyu
Nil Nehri’ni başlı başına zaten çok seviyorum. Çok güçlü akan su düşünün. Bu dünyanın en uzun akan suyu ve 6000 kilo metre… Kıtanın ortalarından kuzeye doğru akıyor ve Akdeniz ile birleşiyor. Nil’in kıyılarındaki tarım arazileri, suyun verdiği bereket, doğaya verdiği renkler, burada yaşayan insanlar, hayvanlar beni her zaman çok heyecanlandırmıştır. O güzelim nehrin üstünde yüzen Feluka denilen yerel yelkenliler ve tekneler de bir o kadar hoş. Nil’i gördükçe hep bu nehrin üstünde yaşanan tarihi sahneleri hayal ediyorum. Kimler, kimler bu nehrin üstünde yelken açmıştır. Hangi firavunlar tapınaklar arası yolculuk yapmıştır, hangi sanatçılar, heykeltraşlar, mühendisler tarihi tapınakları inşa etmeleri için buradan geçmiştir, hangi askerler buradan savaşlara taşınmıştır. Çok heyecan verici.
Nil ve çöl o gündür bugündür hiç değişmemiş, el değmemiş ve adeta bir film platosu gibi görünüyor.
Nil’in batı yakasında önce zamanında büyük bir gizlilik içinde bu vadiye yerleştirilen Mısır firavunlarının mezarlarının bulunduğu Krallar Vadisi’ne gidiyoruz. Hava sıcak. Her zaman Krallar Vadisi’nden de çok etkilenmişimdir. Bu vadide günümüze kadar 60’ın üzerinde firavun mezarı keşfedildi, açığa çıkarıldı ve ziyarete açıldı. Meşhur Tut Ankh Amon’un da mezarı burada bulunuyor. Büyük bir keyif buraları keşfetmek. Her bir mezarın yapısı farklı ve duvarlarında Mısır Mitolojisi’ni anlatan inanılmaz güzel, rengarenk hiyeroglif süslemeleri var. Öğleye kadar Krallar Vadisi’ni gezdikten sonra çok merak ettiğimiz ve bu bölgeye çok yakın kayalık bir bölgede bulunan kadın firavun Hatşepsut’un tapınağına geçiyoruz. Tapınak 1458 yılında inşa edilmiştir ve Deyrü’l Bahri Kayalıkları’nda konumlanıyor. Arabamızla tapınağın önündeki araç park yerine varıyoruz ve tapınak karşımızda muazzam yapısıyla yükseliyor.
Tapınağa en doğu ucundan 1 km uzunluğunda ve 37 metre genişlikteki bir geçit yolu ile ulaşılıyor.
Çöl toprakların üstünde izole bir konumda yükselen bu üç teraslı tapınak bu coğrafyada arka fondaki Deyrü’l Bahri Kayalıkları’na uzanıyor ve Mısır tarihinin çok özgün ve eşi olmayan bir yapısı olarak kabul ediliyor.

Sadece bir tapınak değil
Sadece bu tapınak değil, Hatşepsut dönemi inşaat açısından çok zengin bir dönem kabul ediliyor. Zira olağanüstü dev bir yapı kompleksi olan Karnak Tapınağı, Kızıl Şapel, Speos Artedimos gibi eserler de kendisinin hüküm sürdüğü dönemde inşa edilmiş.
Ancak Hatşepsut ölümünden sonra bir şekilde Mısır tarihinden silinmek istendi. Ataerkil toplumun yöneticileri bir kadın olarak onu ve eşsiz başarılarını bir türlü içine sindiremiyordu ve ona ait izleri yok etmek için elinden geleni yapıyordu.
Resmi kayıtlardan izlerini yok etmeye çalıştılar, ona ait heykelleri ve anıtları tahrip ettiler, kraliyet için kazanımlarını hafızalardan silmeye çalıştılar. Ne de olsa Hatçepsut’un bu güçlü iktidarı başka kadınları da cesaretlendireceğinden korkuluyordu.
Tek tek tapınağın önündeki geniş merdivenlerin basamaklarından yukarı doğru çıkıyoruz. Ne kadar ihtişamlı bir tapınak. Güneş yüksekten parlıyor. Gökyüzü masmavi ve berrak, çünkü çevreyi kirletecek pek unsurlar yok. Bu pırıl pırıl mavi gök yüzünün altında da Hatşepsut ve tapınağı bir başka parlıyor sanki. Ne kadar onu yok etmeye çalışmış olsalar da bugün bütün dünya Hatşepsut’u, Hatşepsut Tapınağı’nı ve muazzam Karnak Tapınağı’nı tanıyor ve milyonlarca turist bu tarihi eserleri görmek için her yıl Mısır’ın Luksor Bölgesi’ne akıyor.
Bu kadın firavunun hükümdarlığı boyunca çevresindeki erkeklere karşı ne büyük bir mücadele içinde olduğunu düşünüyorum. Oysa bu kadın toplumun diğer yarısı ve kendine has çok farklı bir akıl, bir yönetim biçimi, belki farklı bir zerafet, estetik duygusu ve bilgelik getiriyordu. Neden böyle bir yetenek yok sayılsın ki? Benim için anlaşılır bir tarafı yok ama tarihin bir çok sayfasında benzer kaderler görüyoruz. Örneğin, 800 lü yıllarda Vatikan’ın ilk ve tek kadın papazı VIII Joan gibi. Onu da tarihten acımasızca silmeye çalıştılar hatta bildiğim kadarıyla tekrar bir kadının papa seçilme olasılığını ortadan kaldırmak için papalık seçimine ait bazı kuralları bile değiştirdiler. Oysa yetenekli bir kadının zekası, bir yönetime ve topluma katkısı her zaman çok kıymetli ve bir toplum için zenginlik.
Hatçepsut Tapınağın en tepesine kadar çıkıyoruz ve buradaki hiyeroglifleri, heykelleri, tapınağın iç dizaynını büyük bir hayranlıkla keşfediyoruz. Duvarlarda güneşin tanrısı ve tüm tanrıların kralı olan Amon ve anneliği, aşkı, neşeyi, doğurganlığı ve güzelliği simgeleyen Hathor tanrısına ait kabartmalar ve süslemeler var.

Hatçepsut’un enerjisi ve gücü
Her ne kadar bu donanımlı ve güçlü kadın hükümdarı tarih sayfalarından silmeye çalışmış olsalar bile benim için bu tapınak buram buram Hatçepsut’un enerjisini ve gücünü yansıtıyor. Her yerde insan onun varlığını ve kudretini hissediyor. Çünkü kadın, hele bu kadar başarılıysa yok sayılamaz, yok edilemez.
Üç ayrı terastan oluşan bu tapınağın en tepesinden aşağıya vadiye bakıyorum. Ne müthiş bir coğrafya ve manzara.
Karnak’ta beni aynı şekilde muhteşem mimarisi ile çok etkilemişti. Ne denli estetik yapılar. Buraya gelebildiğim ve Hatçepsut’u görebildiğim için çok mutluyum. Yavaş yavaş merdivenleri tekrar aşağıya inerken aklımda bir çok düşünceler ve duygular var. Bu muazzam lokasyonun önünden tekrar aracımıza binip Nil Nehiri’ne teknemize geri dönüyoruz ve Luksor’a geçiyoruz. Muazzam bir gün ve kendine özgü bir karakter olan kadın firavun Hatçepsut’un öykülerini dinledik. Eğer bir gün Mısır’a gelirseniz çok iyi bir rehber ile gelmenizi özellikle tavsiye ederim. Zira onlar size derin Mısır tarihinin en gizemli sırlarını anlatacaklardır ve verdikleri bilgiler ışığında muhteşem bir Antik Mısır serüveni yaşayacaksınız. Keyifli geziler dilerim.
